Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧
Tarih

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Mısırın fethi sırasında Kemalpaşazâde, Yavuz Sultan Selim Hânın yanındaydı ve Sultan, onun gönül okşayıcı sohbetlerine hayrandı. Zaferden sonra da, zaman zaman atbaşı yürüyüp sohbet ediyorlardı. Askerler ve yüksek rütbeli idareciler Mısırdan bıkmışlardı. Orasının iklim şartlarına ve sıcağına dayanamıyor, artık Anadoluyu özlüyorlardı. İstiyorlardı ki, birisi bu duygularını Sultana iletsin. Ama kimse bu işe cesaret edemiyordu. Bunu İbn Kemâlin yapabileceğini düşünüp meseleyi ona açtılar, kabul etti.

Bir gün sohbet sırasında Mısır Fâtihi Sultan:-Lala, şehirde ne var, ne yok? diye sorunca:İbni Kemal bunu fırsat bilip şöyle dedi:

-Sultanım, askerler Nilde davarlarını suluyorlardı. Onlardan birinin şöyle bir türkü söylediğini duydum:Nemüz kaldı bizim mülk-i ArabdaNice biz dururuz am u HalepteCihân halkı kamu ayş u tarabdaGel gidelüm Rûm illerine.

Bunu işiten Yavuz, askerinin Anadoluyu arzuladığını anlamıştı.-Artık burada kalmağa gerek kalmadı, göçelim! Dedi.Aradan birkaç gün geçmişti. Yine bir gezi sırasında Sultan, Paşazâdeye sordu:-Tokatlı Molla Lütfi sizin hocanız imiş. İlmi irfanı yüksek, dört başı mamur bir ilim adamı iken, katline sebep ne ola?-Tam bir âlim, kâmil, salih, dindar bir kişi iken, düşmanlarının hasedine uğradı. Yalnız, ilminin yanında, bazen öyle şakalar yapardı ki, işitenler gerçek sanırlardı!-Siz de üstadınız gibi şakalar yapmaz mısınız ki, gerçek zannedilsin!


-Biz geçen gün sıramızı savdık Sultanım, şimdi sıra padişahımız hazretlerindedir!Sultan Selim düşündü ve şöyle dedi:-Yoksa geçen gün yeniçerilerin ağzından söylenen kıta da öyle bir şaka mıydı?-Evet, padişahımızın buyurdukları gibidir!Paşazâdenin bu nüktesi, Hünkârın pek hoşuna gitmişti. Kendisine büyük bir ihsanda bulundu.


* * *Kemâlpaşazâde, 15 Mayıs 1469da Amasyada doğdu. Asıl adı emseddin Ahmeddir. ehzade Bayezide ( II.Bayezid ) lalalık yapan büyükbabası Kemal Paşaya izafeten Kemalpaşazâde veya İbn Kemal diye anılır.Kuranı Kerimi ezberledikten sonra Amasya ulamasından Arap Dili ve edebiyatı, mantık ve Farsça öğrenimi gören emseddin Ahmed, önce askeri sınıfa girdi ve altı bölük sipahisi olarak seferlere katıldı.Sadrazam Çandarlı İbrahim Paşanın bir meclisinde, Filibe müderrisi Molla Lütfü, ünlü akıncı kumandanı Evrenosoğlunun üst tarafına oturunca, ulemanın askerlerden daha çok itibar gördüğüne kanaat getirerek ilmiye sınıfına geçmeye karar verdi.İlmiye mesleğine intisap ettikten sonra devlet kademelerinde devamlı bir yükseliş gösterdi. Üsküpte İshak Paşa, Edirnede Halebiye, Üç erefeli ve Sultan Bayezid medreselerinde müderrislik yaptı. 1515de Edirne kadılığına, bir yıl sonra 1516da Anadolu kazaskerliğine getirildi. Bu görevde iken katıldığı Mısır seferinde padişahtan büyük itibar gördü.


Bu çamurlar mübarektir

Mısırdan dönülüyordu... Adanaya gelindiğinde sağanak halinde yağmur yağıyordu. Herkes çadırlara sığınmış, etraf su ve çamur deryasına dönmüştü. Yağmur dinince yeniden yola çıkıldı. Sultan, Kemâlpaşazâdeyle atbaşı gidiyordu. Bir ara Hocanın atı tökezleyerek ileriye doğru fırladı. İbn Kemâl, âniden dizginleri kasıp, son anda atını düşmekten kurtardığı sırada gözleri padişahın kaftanına ilişti. Tökezlenme esnasında, atının ayağından sıçrayan çamurlar padişahın üstünü balçıkla sıvamıştı. Beti benzi sarardı, eli ayağı titremeye başladı. Zira Sultan Selimin celali bilinirdi. Nedimler üşüşüp, Hünkârın kaftanındaki çamurları temizlemeye koyuldular. Fakat Sultan, bir yandan hocanın halini seyrediyor, bir yandan da kahkahayla gülüyordu. Sonra nedimlerine döndü:-Durun, dedi. Temizlemeyin! Bana yeni bir kaftan getirin, üzerimi değişeyim. Bu çamurlu kaftanımı da öldüğümde sandukamın üzerine örtsünler. Çünkü, ûlemânın atının ayağından sıçrayan bu çamurlar mübarek olup hürmet ve tazime layıktır.Mısır Fâtihi Sultan Selim, işte böyle söyleyerek hem hocasını zor durumdan kurtarıyor, hem de ilme ve âlime verdiği büyük değeri gösteriyordu.


* * *Kemalpaşazâde, İstanbuldaki Fâtih medreselerinde müderris olarak görev yapmaktayken, 1526 Mayısında, Zembilli Ali Efendinin vefatı üzerine şeyhülislâm tayin edildi. Zeki, muttakî, kinsiz ve garezsiz, meseleleri ferâsetle değerlendiren, münazara ve münakaşadan hoşlanan, hoşsohbet ve nüktedan bir âlimdi. 16 Nisan 1534te, 65 yaşındayken vefat ettiğinde görevinin başındaydı. İbni Kemâl vasiyetnamesinde, cenazesinin dervişane bir şekilde kaldırılmasını ve üzerine türbe yapılmayıp sadece bir taş dikilmesini istedi, zaten hayatı boyunca da hep sade bir hayatı tercih etmişti.Edirnekapı dışındaki Mahmud Çelebi zaviyesi hazîresine defnedilen İbni Kemal, 1971 de Haliç çevre yollarının yapımı sırasında parseller tamamen ortadan kaldırılırken bilinmeyen bir yere nakledildi.Ölümü için tarih düşürülen, irtehalel- ulûmu bil-Kemal (Kemâlle birlikte ilimler de öldü) ibaresi onun ilmî kişiliğinin en anlamlı ifadesidir.


* * *İbn Kemâl, Tevârih-i Âl- i Osmanın (müellifin on ciltlik Osmanlı tarihi) 7. cildinde, Gedik Ahmet Paşanın, Sultan Fâtihin emriyle İtalyanın fethine başlangıç olmak üzere Otrantoyu fethini şu satırlarla anlatır: Yüz pâre gemi, sıhhat ve selametle, deryâ yüzünde bir müddet gittiler. Pulya (İtalya) karasına erdiler. Deniz kenarında buldukları diyârı vurup yağma ettiler. Maden ve cevher doluydu. Her yanı altın ve gümüşle bezenmişti. O malın zekâtı çıksa, cihan dilencilerinin emellerine hazine dolardı.Adı geçen diyarda, nâdir eserleri olan belde ve şehirler çoktu. Sur içinde bir şehir vardı ki, kalan şehirlere göre, yıldızlar arasında aya benzerdi. Geceler içinde kadir gecesi gibiydi.Komuşlar âdın ânın OturandaMelâmet olmaz andâ oturandaSafa ve ıyş ile ger yaz ve kışıGeçirmek ister isen otur anda.Ahmet Paşa, hayli askerle vardı. O hisârın üstüne düştü. Kâfirler kaçıp hisara girdi. Topların ağzı ateş saçınca, âvâzesiyle âlemin altı köşesi doldu. Muhkem cengler sonunda hisarı aldılar. Karşı koyan kâfir yiğitlerini telef ettiler...


* * *Kemâlpaşazade bir çok İslâm âlimi gibi, tasavvufun asıl istikametinden sapmasını hoş karşılamamış, toplumun düzenini ve devletin bekasını tehdit edecek hareket ve davranışların ortaya çıkmasını ve engellemeye çalışmıştır.Onun fetvaları arasında tasavvuf ve mutasavvıflarla ilgili olanları önemli bir yer tutar. Kendisi, tasavvuf yolunun sahih olduğunu, evliyanın hallerine inanılması gerektiğini ve onların ruhaniyetinden medet ummanın önemli olduğunu belirterek, bu gibi zâtların dualarını almayı tavsiye etmiştir.Çalışkan bir kişiliğe sahip olan İbn Kemâl, tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf, felsefe, tarih, dil ve tıp gibi bir çok alanda eser vererek, yalnızca devrinin değil, bütün bir Osmanlı medeniyetinin en seçkin âlimleri arasında yer almıştır. Cemîl el Azm, kendisinin 214 eseri bulunduğunu belirtir. Allah rahmet eylesin!..

Can Alpgüvenç
 
Üst Alt