Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

hakan_48

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
22 Eyl 2005
Mesajlar
580
Aldığı Beğeniler
5
Bu gün kul hakkına, hatta hayvan hakkına dikkat ettin mi? Kapındaki aç kalan kedi ve köpekten mes'ul lduğunu düşündün mü?

Bugün hidayete muhtaç insanlara dilinle, halinle ve kalbinle ne kadar yardım edebildin? Onlara emr-i bi'l ma'ruf ve nehyi ani'l-münker'de bulunup hidayetleri için dua ettin mi? Onlara halinlede bir "müslüman kimliği" sergileyebildin mi?

Bugün annenin babanın, akrabalarının halini hatırını sorup gönüllerini şad ettin mi? Eğer onlar ahirete intikal etmişler iseler, ruhları için bir Fatiha okuyup onları hayırla yad ettin mi?

Bugün tanıdığın tanımadığın herkeze Allah için selam verdin mi? Tebessümü sadaka bilip mütebessim bir çehre ile dolaştın mı?

Bugün hiç dost kazanabildin mi? Kaç dostunla dostluğunu tazeledin?

Bugün yoldan, insanlara eza verecek bir şeyi kaldırdın mı?

Bugün aile yuvanı gönül gözüyle seyredip oranın cennet bahçesi olduğu idrakiyle dışarının menfi tesirlerinden kendini koruyabildin mi?
 

hakan_48

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
22 Eyl 2005
Mesajlar
580
Aldığı Beğeniler
5
"Âlimler helâk oldu. İlmiyle amel edenler kurtuldu. İlmiyle amel edenler helâk oldu Muhlisler (ihlâsla amel işleyenler) kurtuldu. Muhlisler de kaygan bir yol üzerindedirler."
Tüm hayatını ilim tahsil ve tedrisine adamış, ciltler dolusu kitap te'lif eden âlimleri hedef alan bu tehlikenin sebebi nedir? Bu mevzu yine Kur'ân'la vuzûha (açıklığa) kavuşmaktadır. İblis, âlim ve âbid meleklere hocalık yapacak konumda yüksek ilim sâhibi bir kimseydi; fakat kendisinde gizli bulunan kibir sebebiyle isyan etmiş, böylece asıl vasfı ortaya çıkmıştır:
"Hani biz meleklere "Âdem'e secde edin." demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu." (Bakara, 34) Bu kibri onu ebedî cehennem yolcusu yapmıştı.
İlmin insan için büyük bir tuzak olması, onun irfâna kavuşmadan, kalbde yaşanmaması, iyice hazmedilmeyip kibir ve gurûra sevketmesi sebebiyledir. Tarih sayfalarında bunu ibretle sergileyen sayısız misâllerden biri Kemalpaşazâde'dir:
16. yüzyılda büyük İslâm âlimlerinden olan Kemalpaşazâde, müftiüssakaleyn (insanların ve cinlerin müftüsü) olacak derecede bir ilme sahipti. Bu ilmi sebebiyle bir dönem kibir ve gurura kapılır. Talebelerinden biri hocasının bu durumuna üzülür ve ders bitiminde hocasına sorar:
"-Hocam Allâh'ın ilmine nispetle kulların ilmi ne kadardır?"
Kemalpaşazâde Allâh'ın ilmini kıyasla anlamak isteyen talebesine sinirlenir:
"-Be hey gâfil molla! Bu söylediğin, kıyas kabul etmez bir şeydir."
"-Haklısınız Efendim. Yalnız farz ederek de söyleyemez misiniz?"
Kemalpaşazâde talebesine îzah için bunu kabul eder ve bir kağıda bir çember çizip içine de küçük bir nokta koyar.
"-Bak molla. Bu dâire Allâh'ın ilmi ise kulların ilmi bu küçük nokta kadardır."
Talebe:
"-Üstadım lutfedip gösterir misiniz? Bu nokta içinde sizin ilminiz ne kadardır?"
Kemalpaşazâde bu hâdisenin tesiriyle kibir ve gururu terk ederek eski mütevâzı hâline bürünmüştür
 

FaniDünya

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 Eki 2005
Mesajlar
332
Aldığı Beğeniler
1
Rabbim bizi Ilmi ile Amil olanlar zümresine ilhak eylesin. :(

Eline saglik hakan kardesim :)
 

zeyno

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,699
Aldığı Beğeniler
6
Konum
Gümüşhane
Takım
Galatasaray
Konu sınırlaması "3 konu" olduğu için "ilmiye amil olmak" konusu bu konu ile birleştirilmiştir.Selam ve dua ile...
 

mabed

Bir_Katre
 
Üyelik Tarihi
24 Eki 2005
Mesajlar
2,864
Aldığı Beğeniler
20
Bu günün ve her günün muhasebesini yapabilsek keşke.
Peygamberin dediği gibi dünü ve bugünü aynı olan ziyandadır diye.
RABBİM hesap gününde yardımcımız olsun.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Hak Dostlarından Nasihatler-


Tasavvuf yolunda zâhir ve bâtınını ikmâl etmiş ve kalbî merhaleler kat ederek davranış mükemmelliğine ulaşmış bulunan Hak dostları, "veresetü'l-enbiyâ" tâbiriyle ifâde olunan bir şerefe nâil olmuş bahtiyarlardır. Onlar, nebevî irşad ve davranış mükemmelliğinin zamanlara yayılmış zirveleridir. Yâni onlar, Hazret-i Peygamber ve onun ashâbını görme şerefine nâil olamayanlar için fiilî ve müşahhas rehberlerdir.

Hadîs-i şerîfte buyurulur:

"(Zâhir ve bâtınını ikmâl etmiş, ilmini irfân hâline getirmiş) âlimler, peygamberlerin vârisleridir." (Ebû Dâvud, İlim, 1)

Cenâb-ı Hakk'ın Rahman ve Rahîm esmâsının kesif tecellîlerine nâil olan bu kâmil müminlerde merhamet ve şefkat bir tabiat-i asliyye hâlindedir. Yine bu sâlih müminler "nefsî, nefsî" hodgamlığından kurtulup, "ümmetî, ümmetî" diğergamlığına nâil olarak bir irşad ömrü yaşarlar. Onların irşad ömürleri fânî cesetlerinden sonra da devâm eder. Onlar, nefislerini ıslah netîcesinde rûhlarını köprü olarak kullanıp ilâhî vuslata nâil olanlardır ki, ümmeti de bu yoldan geçirerek Rabb'e ulaştırmanın gayreti içinde olurlar. Onlar, kurtuluş bekleyen kitlelerin muallimleridir. Allâh ve kulları huzûrunda bir cemaatin mes'ûliyetini vicdanlarında taşıyan kahramanlardır.

Hak dostlarının îkâz ve nasîhatleri, Allâh Rasûlü'nün sohbetlerinden birer akistir. Zîrâ mânevî istifâdenin merkezi odur. Rûhî heyecanlarla dolu sohbet, îkâz ve nasîhatler, hep o merkezden teselsülen naklolunan parıltılardır. Hak dostlarının böyle meclislerini ganîmet bilmelidir ki, onlar Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in yirmi üç senelik nübüvvet hayatını kavlen (söz), fiilen ve hissen ümmete aksettiren örnek şahsiyetlerdir. Cenâb-ı Hakk'ın katında onların sâhip bulunduğu kıymet ve mazhariyet bir hadîs-i kudsîde şöyle ifâde buyurulur:

"Her kim benim velî bir kuluma düşmanlık ederse, ben ona karşı harb îlân ederim. Kulum, kendisine emrettiğim farzlardan daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık sağlayamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nâfile ibâdetlerle de durmadan yaklaşır; nihâyet ben onu severim. Kulumu sevince de ben onun (âdetâ) konuşan lisânı, akleden kalbi, işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden ne isterse, mutlaka veririm, yardım istediğinde yardım ederim, bana sığınırsa onu korurum..." (Buhârî, Rikâk, 38; Mecmau'z-Zevâid, II. 248)

Hak dostu, ışığın etrâfında dönen kelebekler gibi Mevlâ muhabbetiyle irâdesiz hâle gelmiştir ki artık Mevlâ onun gören gözü, işiten kulağıdır. Hakk'ın aşk ve muhabbetinin tecellîsi altında olduğu için, mercek altında bir kağıdın yanması gibi nefsânî temâyüller onda ömrünü tüketmiştir. Böylece nûrânî bir câzibe merkezi hâline geldiğinden diğer insanlar da irâdî veya gayr-i irâdî onları sever ve gönülleri onlara doğru akar. Onların îkâz ve nasîhatleri rûhlara merhem ve şifâ olur.

Bu ulvî ufka ve mânevî dirâyete nâil olan Hak dostlarının ikâz, irşad ve nasîhatleri, ilmiyle âmil olmayan kimselerin nasihatlerine nazaran gâfil gönüllerin uyandırılmasında daha büyük bir kıymet ve tesire sâhiptir. Bu itibarla onların feyizli nasîhatlerini bulunmaz bir nîmet bilmeli ve bu şuurla onların ruhlara huzur bahşeden irşadlarına, samîmiyet ve muhabbetle gönül vermelidir.
 
Üst Alt