Üç esas
İyilik edene teşekkür lâzım olduğunu akıl da, İslamiyet de göstermektedir. Şükrün derecesi, gelen nimetlerin miktârına bağlıdır. Nimet, ne kadar çok ise, şükür etmek lüzumu da çok olur. Görülüyor ki, zenginlerin, zenginlik derecesine göre, fakirlerden daha çok şükür etmesi lâzımdır. Bunun içindir ki, bu ümmetin fakirleri, zenginlerinden beşyüz sene önce Cennete girecektir.
ALLAHü teâlâya şükretmek için, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiğine uygun bir itikad edinmek lâzımdır. Çünkü, Cehennemden kurtulan, yalnız bu fırkadır. İtikadı düzelttikten sonra, İslamiyete uygun hareket etmelidir. İslamiyeti de, bu fırkanın müctehidlerinin kitablarından öğrenmelidir. (Dinden haberi olmıyan, reformculardan, dinsizlerin, gençleri aldatmak için gazetelerdeki, dîni medh eden, aldatıcı yazılarından öğrenmemelidir.)
Bundan sonra, Ehl-i sünnetden olan, tasavvuf büyüklerinin gösterdiği yolda kalbi tasfiye ve Nefsi tezkiyeye sıra gelir. Şükrün bu üçüncü kısmı, şart değilse de, faydası pek büyüktür. Fakat, iki önceki kısım şartdır. Çünkü, İslamiyetin aslı, temeli bu ikisidir. İslamiyetin kemâli, olgunlaşması ise, üçüncü kısm ile olur. Bu üç kısım, yani Ehl-i sünnet itikadı ve İslamiyetin emirleri ve tasavvuf büyüklerinin yolu dışında kalan herşey, sıkıntılı riyâzetler ve şiddetli mücâhedeler olsa dahî, hep günâhtır ve itâ’atsizlikdir ve şükretmemektir.
Hind Berehmenleri ve eski Yunan felesofları, çok riyâzet ve mücâhede yaptı. Fakat, Peygamberlere “aleyhimüsselâm” uymadıkları için, ALLAHü teâlâya şükür değil, günâh oldu. Hiçbiri kabûl edilmedi. Kıyâmette Cehennemden kurtulamıyacaklardır. O hâlde, seyyidimizin, efendimizin, kurtarıcımızın ve günâhlarımızın afı için şefâ’atcimizin, kalblerimizi, ruhlarımızı tedavi eden mütehassısımızın, yani Muhammed Resûlullah “sallALLAHü aleyhi ve alâ âlihi ve sellem” efendimizin yoluna ve Onun dört halîfesinin yoluna yapışmalıyız. Onun dört halîfesi “rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecma’în” hidâyete ulaştırıcı, saadete erdiricidir. ALLAHü teâlâ, bu yolda gidenlerden râzı olsun. (ALLAH, senden râzı olsun demek, bu hâl ile râzı olsun demek değildir. ALLAHü teâlâ, senin ahlâkını, işlerini ıslâh edip, seni, râzı olduğu hâle soksun demektir).
İslamiyete uymakla zînetlenen bir kimse, dünyanın zararından kurtulmuş olur ve âhıreti kazanır. Kur’an-ı kerîmde zem edilen, kötü denilen dünya, haramlar ve mekruhlardır. Mal kötülenmemiştir. Çünkü, cenâb-ı Hak, mala hayır adını vermektedir.
Alimler milletin kalbidir
İslâm âlimi, milletin yanında, bedendeki kalb gibidir. Kalb, temiz, iyi olunca, beden iyi işler yapar. Kalb bozuk olunca bütün uzuvlar, hep kötü iş yapar. Bunun gibi, âlimler iyi ise, millet de iyi olur. İleriye gider. Onlar, bozuk olursa, millet de bozulur. Felâkete gider.
İslamiyete yardımın en kıymetlisi ve önemlisi, Ehl-i sünnet itikadını ve dinin emir ve yasaklarını meydana çıkarmak, fitne ve fesâd ateşini söndürmektir. Bunu yapacak olan, ancak, doğru yolda olan âlimlerdir. Böyle âlimler siyâsetle uğraşmaz. Dîni, siyâsete, mal, sandalye ve şöhret kazanmağa âlet etmez. Kendilerine din adamı ismini verip Kur’an tercemeleri, din kitabları yazan, mal ve makâm âşıkları, âhıret âlimi değil, dünyalık toplayıcılarıdır. Bunların kitabları, dergileri, sözleri zehirdir. Dîni, îmanı bozar ve millet arasına fitne, fesâd sokar.
Her devirde, Müslümanların başına gelen belâlara hep kötü din adamları, dinsizler sebeb olmuştur. Müslüman ismi altında, yanlış yolda gidenlerin başları, hep bu kötü din adamları olmuşdur.
Din âlimi tanınmıyan bir kimse, yoldan çıkarsa, bu sapıklığı, başkalarına bulaşmaz veya nâdiren bulaşır. Zamanımızın din adamları da, Müslümanları doğru yoldan çıkarıyor. Bunlar da, sahte din adamlarının yazıları gibi, gençlerin dîninin, îmanının bozulmasına sebeb oluyor.
Her Müslüman, elinden gelen yardımı yapmalıdır. İslamiyete yardımı esirgeyen her Müslüman ahırette mes’ûl olacaktır.
İslamiyet, ALLAHü teâlanın emirleridir. Hâkim, ALLAHü teâlâdır. Emiri de, Kur’an-ı kerîmdir. ALLAHü teâlâ, Kur’an-ı kerîmi, yalnız okumak için göndermedi. Amel için, din âlimlerinin, anlayıp fıkıh kitablarında bildirdiklerini, yapmak için gönderdi. Bunları yapacak, yaptıracak da hakîkî din âlimleridir. Bunlara (Ehl-i sünnet âlimi) denir. Müslümanlık, ilim üzerine kurulduğundan, ilim ve âlim kalmayınca, İslamiyet bozulur. Bulut olmayınca, yağmur beklemek, mu’cize istemek olur. ALLAHü teâlâ, bunu yapabilir. Fakat, âdeti böyle değildir. İslâm âlimi yetişebilmesi için, islâm ilimleri meydana çıkıp, yayılıp, yüz sene geçmesi lâzımdır.
Ehl-i sünnet âlimleri çok kıymetlidir. Bunlara uymıyanlar kıymetsizdir. Çünkü bunlar bildirdiklerini, Eshâb-ı kirâmın ve Selef-i sâlihînin eserlerini inceliyerek elde etmişlerdir. O hidâyet yıldızlarının ışıkları ile parlamışlardır. Bunun için, ebedî kurtuluş bunlara mahsûs oldu. Sonsuz saadete bunlar kavuşdu. ALLAH yolunda giden kâfile bunlar oldu. Kurtuluş, ancak ALLAH yolunda bulunanlar içindir.(mektubatı Rabbani k.s.)