Bir buluttan deniz üzerine bir damla düştü. Damla, denizin genişliğini görünce utandı. Kendi kendine:
"-Deniz varken ben kim oluyorum. Eğer o var ise, doğrusu, ben yok sayılırım!" dedi.
Damla küçüklüğünün farkında olduğu için, sedef onu bağrına bastı, naz ile besledi.
Kader o damlayı öyle yükseltti ki, padişahların taçlarına lâyık inci oldu. Damla kendini bildiği için yücelik buldu.
Aslınözünde bu inci var ama bunun farkında olana...
HAZRET-İ ALİ'NİN TEVÂZUU
Birisi müşkil bir meselenin halli için Hazret-i Ali'ye mürâcaat etti.
Şehirler fetheden, düşmanları hezîmete uğratan, müslümanların halîfesi Hazret-i Ali o husustaki bilgi ve düşüncesini söyledi. O mecliste hazır bulunan bir şahıs, Hazret-i Ali'nin cevâbına îtiraz ile:
"-Ya Ebe'l-Hasen! Bu suâlin cevâbı buyurduğunuz vechile değildir." dedi. O şahsın îtirazına, Hazret-i Ali incinmedi ve o şahsa hitâben:
"-Pekâlâ. Daha iyi bir hâl çaresi bilirsen söyle." dedi.
Bunun üzerine o şahıs bildiğini söyledi. Rey ve görüşü yerli yerindeydi, meseleyi pek güzel halletti. Şah-ı Merdan Hazret-i Ali, o şahsın cevabını pek beğendi ve orada bulunan cemaate hitap ile:
"-Ben yanılmışım!.. Yanılmamak, insanların fevkinde olan Allah'a mahsustur. Bu zât daha iyi cevap buldu, daha doğru söyledi!" dedi.
Hakkı söylemek kadar hakkı kabûl etmek de bir fazîlettir.
* * *
Arkadaş! Kimin başında büyüklük, benlik varsa onun Hakkı-hakikati dinleyeceğini zannetme. Böyle benlik sahibi kimseler ilimden usanır; nasihatten arlanırlar. Evet ne kadar yağmur yağsa, taş üzerinde gelincik çiçeği bitmez.
Eğer sende fazîlet denizinin incileri varsa, haydi, kibirden, benlikten âzâde olan kimselerin ayaklarına dök. Görmez misin ki gül, bir mahviyet içerisinde evvelâ toprağın bağrında tevâzû libâsını giyer ve Cenâb-ı Hakk'ın lütfuyla çiçeklerin şâhı olur. Kendisini büyük gören ise, kendi kılıcıyla târumâr olur. da bütün insanların
"-Deniz varken ben kim oluyorum. Eğer o var ise, doğrusu, ben yok sayılırım!" dedi.
Damla küçüklüğünün farkında olduğu için, sedef onu bağrına bastı, naz ile besledi.
Kader o damlayı öyle yükseltti ki, padişahların taçlarına lâyık inci oldu. Damla kendini bildiği için yücelik buldu.
Aslınözünde bu inci var ama bunun farkında olana...
HAZRET-İ ALİ'NİN TEVÂZUU
Birisi müşkil bir meselenin halli için Hazret-i Ali'ye mürâcaat etti.
Şehirler fetheden, düşmanları hezîmete uğratan, müslümanların halîfesi Hazret-i Ali o husustaki bilgi ve düşüncesini söyledi. O mecliste hazır bulunan bir şahıs, Hazret-i Ali'nin cevâbına îtiraz ile:
"-Ya Ebe'l-Hasen! Bu suâlin cevâbı buyurduğunuz vechile değildir." dedi. O şahsın îtirazına, Hazret-i Ali incinmedi ve o şahsa hitâben:
"-Pekâlâ. Daha iyi bir hâl çaresi bilirsen söyle." dedi.
Bunun üzerine o şahıs bildiğini söyledi. Rey ve görüşü yerli yerindeydi, meseleyi pek güzel halletti. Şah-ı Merdan Hazret-i Ali, o şahsın cevabını pek beğendi ve orada bulunan cemaate hitap ile:
"-Ben yanılmışım!.. Yanılmamak, insanların fevkinde olan Allah'a mahsustur. Bu zât daha iyi cevap buldu, daha doğru söyledi!" dedi.
Hakkı söylemek kadar hakkı kabûl etmek de bir fazîlettir.
* * *
Arkadaş! Kimin başında büyüklük, benlik varsa onun Hakkı-hakikati dinleyeceğini zannetme. Böyle benlik sahibi kimseler ilimden usanır; nasihatten arlanırlar. Evet ne kadar yağmur yağsa, taş üzerinde gelincik çiçeği bitmez.
Eğer sende fazîlet denizinin incileri varsa, haydi, kibirden, benlikten âzâde olan kimselerin ayaklarına dök. Görmez misin ki gül, bir mahviyet içerisinde evvelâ toprağın bağrında tevâzû libâsını giyer ve Cenâb-ı Hakk'ın lütfuyla çiçeklerin şâhı olur. Kendisini büyük gören ise, kendi kılıcıyla târumâr olur. da bütün insanların