
Gök düş/tü
Yer yarıldı
Artık dağların dorukları
Mesafesiz yollardı.
Şimdi yol. Yani ezber bozan düzenlerde kilometre taşlarının sayıklanması
Uyku ve uyanıklık arası, bir kaylule boşluğu kadar içsel terennümler
Yol yani, uzar gider sessizce, bir otobüs camının serinliğinde
Baş ağrısı ve ter kokulu peronların yağlı serinliğinde…
Yol işte. Gider, alır götürür beni sürgüne.
Yol yani seni uzaklaştıran her kilometre kareye düşen hasret.
Yol yani, renklerin armonisinde karanlığın esamesi.
-İncir ve Yakup-
İkinci baştan ses, düşer Yusuflar sen görmeyince
Aklına gelgit yapar sular, uzun alfabenin kadim elifi
Sensiz baharın başlangıcı ancak cemrelerde kalır.
Sakla tepelerde dolanırken yollar, uzaklık kıvrılan yollarda saklı
Bilme, sakın, ezberimi bozan her viyadük kalbime isyan serperken
Gözlerime içirdiğim yeşilliğin albenisi, dağ doruklarında ayaza tutulur.
-İncir ve Yakup-
Feryat bırakma koynuma, gezinirken düşlerinin sokaklarında
Ayak seslerimden tanı beni, yolların sürgünlüğü saçlarımda
Sakalımın her telinde gezinir geceler. Gezinir feryat ve denizler.
Keşke, uzamasaydı boyum, kalsaydım küçüklüğünde canhıraş
Yakınmazdım yağmurun beni sevmesine, karın albenisine
Sonra tipinin, kırağının, kırçların, burçların hegemonyasında
Hangi seherde doğduğum…İlgilendirmezdi beni.
Üzülmezdim.
İncir ve Yakup/Yani Yusuf düşlerinde sen
Elime gezdirdiğin parmaklarınla/dolanırdığın uykularımı
Dolan(d)ırdığın parmaklarınla/ bir harfe yazmışlığına.
İn yusufçuk/in göklerin karanlığından
Gözlerim sana takıldığından beri uykumda sayıklamalar
Beliren nöbetlerinde bir bir şiire tutuldu.
Gözlerinin yeşile dönmesi bahar olur
-İncir yani- Yakup yani- düşer sitem denizinde şuleler
Kırılan kalem midir yoksa esrarengiz.
Renginde belirir gözyaşları.
Sen gülersin, açılır yollar
Artık yılların varlığı
Yollarına düş(müş)lüğümdendir.
emegine saglik Bilal Can'inda yüregine bu güzelligi paylastigin icin yürekten tesekkürler