Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
İnsanları yargılamaya kalkarsanız çok şey kaybedersiniz. Maddi dünyaya ait göze batan bir çöp yüzünden koca bir okyanusu görmezden gelme
İnsanları yargılamaya kalkarsanız çok şey kaybedersiniz.



Bazı geceler kendi odamda yalnız başıma kaldığımda dalar bir çok şey düşünürüm bir çok düşünce gelir geçer içimden.. Bunları hiç yazıya dökmedim o kadar çok kendimden kendime sohbetler yaptımki bu sohbetlerden ciltler dolusu kitaplar çıkabilirdi ama hepside içimde varlığımın derinliklerinde yankılanan hoş bir seda olarak kaldı. Bugün bu sohbetleri bu fikri mütalalarımı düşündüğümde bunları yazıya dökmemenin insanlık adına büyük bir kayıp olduğunu şimdilerde farketmeye başladım. Çocukluğumdan beri içimde yankılanan bu saklı kütüpaneye ait anımsadığım bunca şeye dair bir özet geçerek sizlerle burda çok kısada olsa bu fikri özetleri paylaşmak istiyorum. Çetin BAL- 30 Agustos 2008
Çocukluğumdan beridir varlığa ve varoluşa dair o kadar çok şey düşündümki o kadar çok tefekkür deryalarında kaybolup saatler sonra odamda kendimi düşünür bulduğum kendimden geçtiğim anlar olduki bazen o düş dünyalarına o kavram boyutlarına o anlam deryalarına bedenli olarakmı gidip o kavramlardan kurulu alemler manalar dünyasında gezdim yokda sadece düşünce olarakmı oradaydım bilemiyorum.Fiziksel ve düşünsel gerçekliğimin iç içe karıştığı düşsel bir yaşam yaşadım diyebilirim. Ben burdamıydım yoksa değilmiydim.Bazen bazı anlar ansızın hep burlardaydım ama uzun bir süre fiziksel dünyada değilmişim gibi hissetmişimdir kendimi. Dünyada olup dünyadan uzaklarda bir yaşam sürmek gibi bir duygu bu! Sonra geri dönmenin o ilginç duygusu! Hiç ayrılmadığın bir noktaya zengin bir ruh hali içinde rengini kokukusunu sesini duyumsayıp anımsayamadığım duvarlarına sınırlarına dokunamadığım alemlerin duygu derinliği içinde değişmiş olarak geri dönmek! Zamanın sonsuz hafızası içinde ben hep burda olacağım sizlerle.. Nasıl bir yaşam sürdüm dersek tüm zamanlar benim içimdeymiş gibi ve aynı anda ben tüm zamanların dışındaymışım gibi bir yaşam sürdüm!ZAMANIN İÇİNDE OLAN AMA ZAMANIN DIŞINDAN KENDİNE BAKAN bir zihin gibi! Belkide zaman yolculuğuna ilgim bu bakış açısını içeren zihnimden kaynaklanabilir.

İnsanları yargılamaya kalkarsanız çok şey kaybedersiniz. Maddi dünyaya ait göze batan bir çöp yüzünden koca bir okyanusu görmezden gelmek doğru bir eğilim değildir.

Herkes herşeyi bildiğini düşünüyor. Kimse kimseyi dinlemiyor. Ama hiç kimse hiçbir şey bilmediğini bilecek kadar bilgili değil. Bilmediğini kabül etmek çok şeyi bildim sanmaktan daha yeğdir! Çetin BAL -2008 - 14 Ekim

Dinlemekte konuşabilmek kadar bir meziyettir. Dinlemek ve susmakta konuşmak kadar derin bir bilgiyi tecrübeyi ve görgüyü gerektirir. İşte dinlemek bu kadar önemlidir. Çok kimseyle konuşmadım çok kimselerinde paylaşacak bir şeyleri yoktu. İçinde yoksunluklarının acı görüntüsünden başka bir şey yoktu! Aynı yoksunluğu tavırlarında gözlerinde ve yüreklerinde de buldum! Bir şeyi farkettim bugün kimseler kimseleri dinlemiyor aslında. Dinliyor görünselerde dinlemiyorlar aslında. Görüyorlar ama hiç bir şey görmüyorlar aslında! Zihinden gönülden dinlemedikten sonra gönülden görüp kanıksamadıktan sonra olan şey sadece bir yoksunluğun diğer bir yoksunlukla içinde anlam olmayan buluşmasıdır. Sadece iki maddenin bir araya gelmesidir o! Doyumu olmayan ve kimsenin bir diğerine hiç bir şey katmadığı manasız bir rastlaşmadır o !

'Tasavvuf insanın alemler içinde varlığını anlamlandırma çabasıdır.'' En büyük tasavvuf kitabı gönül kitabıdır. Ahh Mevlanam Yunusum nede güzel yazmışsınız aşkı. Aynı sözlerle aynı demi ifade etmekte niye! Girin gölünüze görün ilahi nurun ışığını siz sorun o söylesin! İlahi aşkın demi içinde gelen her güne dair yeni şeyler söylemek lazım. Gerçi 1400 yıl önceki dem neyse yine dem aynı dem. Aşk aynı aşk. Ama sözler başka başka olup burdan uzak yıldızlara kadar uzar gider. Ey hak yine yazdırdın bana yine söylettin bana. Öyle şeyler duyuyorumki bunları söylemeye dilsizlik lazım. Eğer zihinden dinleyebilirseniz diyeceklerimi o zaman gelin konuşalım gelin sukutu muhabbet demine geçelim. Sonsuzluğa açalım kalblerimizi sadece dinleyelim. Kendimizden geçelim. Zaman varmıdır yokmudur diye sormayalım. Sözün nerden geldiğinede bakmayalım. Sadece açalım kendimizi ilahi aşka! Bu dostunuz pek gelemez burlara lakin vakit buldukça dostların hatırına zamansızlık deminden zamana mekana geçtikçe ara ara bir selam yerine geçen iki kelime ile gelir misafiriniz olur bu demlerde! Bu katlarda söz bizden çoktan geçti. Dilsizlik alemlerindeyiz artık. Kalplerin konuştuğu dost sohbetlerindeyim artık. Zamana mekana kelimelere sığabilecek manalar denizi çok uzaklarda kaldı. Sözsüzlük demlerinde zihinden duyanlar gelsin yanıma! Gelmeyi düşünürseniz bizi bulmayı niyet ederek düşlere uyandığınızda o demlere gelip sizde sohbetimize katılabilirsiniz. Çetin BAL -Denizli - 2008 -14 Ekim

İnsanları yargılamak en kolay şeydir. Ama sevmediğiniz yönleri ile onları anlamaya çalışmak onların içine girmeye çalışarak kendinize ve dünyaya onların gözünden bakmak sizi hiç ummadığınız kadar genişletir ve manevi ufkunuzu yükseltir!Bir doğru yada bir yanlış aramadan olanı olduğu gibi anlamaya çalışmak!

Doğru olan yaklaşım bir doğru yada yanlış aramadan insanları olduğu gibi algılamaya ve anlamaya çalışmaktır.

Dünyanın icapları içinde ''insanlara'' bir eksik arayan hata arayan gözlerle bakarsanız mutlaka birden fazla kusur bulacağınız muhakkaktır.Lakin hepimiz birbirimizin iyi ve güzel yönlerine olumlu bulduğumuz yanlarına odaklanır ve o nokta üstünden köprüler kurmaya çalışırsak bu bakış açısı insanlık ailesi olarak ve bireyler olarak sonsuzluklar içindeki ruhsal ve manevi gelişimimizi hiç olmadığı kadar hızlandıracak bir sürecin kapılarını aralayacaktır.



Keşke diyorum insanlar fiziksel gözleri ile değil akıllarının zihinlerinin gözleri ile beni görüp sevebilseler.Bende insanların bana aşık olabilecekleri hiç bir şey yok derim! Eğer illede bir aşktan bahsedeceksek böyle bir aşk ancak sahip olduğum iyiyi ve güzeli olan arayışıma duyulabilir. Bir güzellik varsa bende ve bir aşk duyulacaksa ille mükemmel olmayan doğam içinde mükemmeliği bütünlüğü ve birliği arayan ve kendi içimde merkezimde bulduğum bu birlik içinde ışıyan zihnime duyulabilir bu aşk ancak!Şu an boş odamda yalnız başıma otururken biliyorumki bilince atılan bilgi odunları ile yanan ve tefekkürle alevlenen farkındalık ateşinin varlığımın derinliklerinden dışarı doğru açılarak şimdiden sonsuz boyutlara yaydığı ışıktan başka bir şey yok! Bende yokum!Odamın şeffaflaşıp kaybolan duvarları içinde sadece yoklukta ışıyan bir farkındalık ateşiyim ben! Ne bu beden var ne bu bedende yer alan ruh var nede zihin..! sadece bu bilincin içine dolduğu kaplara olmaları için bir sebeb sunan sonsuz aşk var!

Bana eğer üstad.. sonsuzluğun sırlı karanlığı içine çekilip gitmeden o gözleriniz kapanmadan derin sessizliğe çekilmeden önce bizlere sırların sırrına açılan öyle bir kaç kelime söyleki tüm bildiklerinin bir özeti olsun..ve bu bilgi uzayın engin boşluğunda hayat bulan tüm arayış içindeki ruhlar için kendilerini anlamada bir anahtar olsun! ama sadece üç beş kelime üstad!

Benim diyeceğim şey şu olurdu: Önce uzun bir sessizlik.. sonra derdimki ''sonsuzluğun herhangi bir noktası olan tam bu noktada bu zamansızlık demi içinde tüm zamanların iç içe geçtiği tam bu noktada hangi zamanlardan olurlarsa olsunlar bana şu anda kulak veren tüm zihinler bilsinlerki ''Zaman'' denen şey varoluşunuzun gizemlerini gerçek kökenlerini ilüzyonlar dünyasındaki sonsuza uzanan bilimsel sebebler zinciri ile örten ve ancak akılla değil kalble aşabileceğiniz duvarlar örer zihninizin çevresine!'' Kesret ve vahdet sonsuza uzanan iki boyutlu bir kağıdın iki yüzeyi gibidir.Akıl ne kadarda sonsuza uzanan bir hüvviyete sahip olsada kağıdın bir yüzeyi olan kesretten vahdete geçebilecek bir kapı bir aralık bulamaz. Bu bulamayışı doğrudan aklın eksikliğindende değildir.Akıl kendi içinde tamdır! Bu bulamayış aklın kesret kumaşından yapılmış olmasındandır. İşte bu yüzdendir ki kesretten vahdete aklı götürebilmek için doğrudan kağıdın ortasından bir delik açarak aklı an içinde ansızın vahdete götürmek ulaştırmak gereklidir. Daha yalın bir dille ''aklı'' zaman ve mekanla bağlı olmayan ''kalble gönülle'' sarıp sarmalayabilirsek gönlün geçtiği kalbin ulaşabildiği noktalara aklı hareket ettirmek ve yürütmek mümkün hale gelir.Ancak kalb ve gönülün sondajı ile ''aklın'' bir boyuttan diğerine bir yüzeyden diğer yüzeye yani diğer tarafa geçebileceği bir delik bir yol açmak mümkündür.Diğer tarafa yani kesretten vahdetsel idrake ancak kalbin açtığı yoldan akıl yürüyerek ulaşabilir. Gerçeğe doğru akıl yürür kalb uçar.Aklın geçemediği anlamlandıramadığı kavrayışlara sahip dünyaları ancak kalb anlamlandırıp o kavram dünyalarına ulaşabilir ve dokunabilir. Sonra isterse aklı yanına çağırır ve akıl o mevzu bahiste ilim icra edebilir.Akıl tek boyutlu bir çizgi dahilinde yürüme eğilimi gösterirken kalb farklı çizgiler arasında direkt geçişler yapabilecek özgür bir kuş gibi kanat çırpabilir. Daha yalınlaştırılmış bir dille biz kalbi ''sevgi ve aşk'' olarakta telakki ederiz.

Burdaki kelimelere kayıtladığım mana ile ne demek istediğimi anlayabilirseniz burdaki kavrayışla ansızın uyanırsınız sonsuzluklar içindeki uykunuzdan! Sizleri burdaki idraki yakalamaya davet ediyorum.İdraki yakaladığınızda titreşimi değişen auranızla artık ordasınızdır! Artık relalitelerin ötesine geçmişinizdir! Sadece bir kavrayış ile değil bir kavrayış ve bir bilgi olarak değil varlığınızı bu kavrayışın içine koyarak bu bilgi ile tutuşturarak o kavramın kendisine dönüşerek ''o olarak'' gerçekle aydınlanırsınız! Varlığınızı o kavrayışın içine yayarak orda olabilirsiniz ancak!


Yaşamı belkide anlamlı kılan şey aslında hiç öyle düşünülmesede bu gelişler bu gidişler olmalı.. Zaten özde sonsuz varoluş denizine ait damlalarız. Bütün olmak kadar ayrı olma duygusunun derinlerde bir yerlerde gizemli ve bir o kadarda tatlı bir yönü vardır. Ama bu noktaya gelmek için önce sonsuzluk ve birlik şerbetinden içmelisiniz! Oraya gelmeli sonra ordan aşağılara doğru bakıp dediklerimi şuur boyutunuza alabilecek deme(hale) gelmelisiniz. Mikro ile makro arasındaki sonsuz döngüdür bu!

Bizim gibi sonsuzluğun bahçelerine ait ruhları buraya kadar getiren şey sonluluğu ayrılığı sınırlı olmayı gerçekte bir hayal olan sevgisizliği egoyu ve bölünmüşlüğü deneyimleme isteğidir. İnsanın varoluşu kendi içinde çözümlemesi temelde entellektüel bir bilgi kalabalığına sahip olmak değil yada dil oyunları içinde kendince bir cevap yazmakta değildir.Bu daha çok deneyimsel bir şeydir. Olmakta olana en derin düzeyde tanıklık etmekle elde edilebilecek bir bilinç başkalaşımı geçirmek demektir.

Bir hakikat erinde kırılmak darılmak gücenmek alınmak üzülmek insanları yargılamak sevmemek diye bir şey olmaz.Herşey herkes olduğu gibi olduğu yerde güzeldir. Ve hayat bir tekamül sürecidir.Daima bir açılım bir ilerleyiş bir genişleme sürecini içeren bir doğası vardır.

ALINTI


ÇETİN BAL
 
Üst Alt