Gece... Sevmiyorum geceyi ve geceleri. Gece gibi karanlık olanları. Gece gibi sessiz, durgun duranları. Kâinatı kaplayan derûnî sessizliği bütün bir ömrüne yayıp sessizce ve sorgulamadan yaşayanları& Sevmiyorum. Sevmiyorum karanlık geceleri! Hayatında ideâlini kaybedip de boş bir edayla yaşayan herkes, işte şu ölüm gibi soğuk görünen geceden nasibini almış mıdır? İdeali için heyecanla parıldayan o gözleri, gecenin o şuh ve şevksiz görüntüsü mü durdurmuştur?
Sevmiyorum geceyi ve geceleri. Hareketi kısıtlayan, heyecanı unutturan, insanı ölümün kardeşi olan uykunun kollarına alan geceleri. Karanlık kalpleri iyice karartan, gafleti arttıran. Yoksa içimdeki ebed duygusunun başkaldırışı mı geceye olan düşmanlığım? Yoksa bütün kusurları örten kirli bir yorgan olduğu için mi? Gerçekten örtülür mü karanlıklar veya gizlenebilir mi günahlar? Kararan kalpler kararan güne bakıp kendini mi kandırırlar?
Sevmiyorum geceleri. Gündüzleri gözünü güneşe kapayıp ışıktan mahrum yaşayanları. Gecenin gelmesini ve zulmetin tüm kâinatı kaplamasını bekleyenleri, sevmiyorum. Güneşi üflemekle söndürmeye çalışanları.
Vücudumun en ücra köşelerine nüfuz eden kanım, her an çalış(tırıl)an zerrelerim ve her an at(tırıl)an kalbim ve en önemlisi kalbimi kaplayan ebedî ve edebî duygular nasıl razı olabilir işte şu durgun, yorgun, sessiz, hareketsiz, neşesiz geceye?
Sevdiğim gece, karanlığa rağmen aydınlık kararların alındığı gecedir. Özlediğim gece kesretten kopup vahdete koştuğum gecedir. İnsanların arasında değerlerimle ve "dimdik" yaşama kararı aldığım gece, en mutlu gecem olacaktır.
Her gecenin ardından doğar bir nur! Kaplar kalpleri ve kâinatı. O nuru içine çekenlere gece olur en sürurlu bir neşide. O nurdan uzak yaşayan, kâinatı yalandan ışıklarla doldurup geceyi gündüz yaptıklarını sananlara her zaman gece!
Sen hâlâ diviti mürekkebe batırıp geceyi anlamaya ve yazmaya çalış. Birazdan geceye mağlup olacağını bile bile aklından geçenleri yaz keyfince. Oysa gece hakkında söylenmesi gereken söylenmiş yıllar önce:
"Ben ne geceyim, ne geceperestim.
Ben bir hakikat güneşinin hizmetkârıyım ki, ondan size haber getiriyorum."
Zübeyir Ergenekon
Sevmiyorum geceyi ve geceleri. Hareketi kısıtlayan, heyecanı unutturan, insanı ölümün kardeşi olan uykunun kollarına alan geceleri. Karanlık kalpleri iyice karartan, gafleti arttıran. Yoksa içimdeki ebed duygusunun başkaldırışı mı geceye olan düşmanlığım? Yoksa bütün kusurları örten kirli bir yorgan olduğu için mi? Gerçekten örtülür mü karanlıklar veya gizlenebilir mi günahlar? Kararan kalpler kararan güne bakıp kendini mi kandırırlar?
Sevmiyorum geceleri. Gündüzleri gözünü güneşe kapayıp ışıktan mahrum yaşayanları. Gecenin gelmesini ve zulmetin tüm kâinatı kaplamasını bekleyenleri, sevmiyorum. Güneşi üflemekle söndürmeye çalışanları.
Vücudumun en ücra köşelerine nüfuz eden kanım, her an çalış(tırıl)an zerrelerim ve her an at(tırıl)an kalbim ve en önemlisi kalbimi kaplayan ebedî ve edebî duygular nasıl razı olabilir işte şu durgun, yorgun, sessiz, hareketsiz, neşesiz geceye?
Sevdiğim gece, karanlığa rağmen aydınlık kararların alındığı gecedir. Özlediğim gece kesretten kopup vahdete koştuğum gecedir. İnsanların arasında değerlerimle ve "dimdik" yaşama kararı aldığım gece, en mutlu gecem olacaktır.
Her gecenin ardından doğar bir nur! Kaplar kalpleri ve kâinatı. O nuru içine çekenlere gece olur en sürurlu bir neşide. O nurdan uzak yaşayan, kâinatı yalandan ışıklarla doldurup geceyi gündüz yaptıklarını sananlara her zaman gece!
Sen hâlâ diviti mürekkebe batırıp geceyi anlamaya ve yazmaya çalış. Birazdan geceye mağlup olacağını bile bile aklından geçenleri yaz keyfince. Oysa gece hakkında söylenmesi gereken söylenmiş yıllar önce:
"Ben ne geceyim, ne geceperestim.
Ben bir hakikat güneşinin hizmetkârıyım ki, ondan size haber getiriyorum."
Zübeyir Ergenekon