- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
İRİ ADAM/ ÇAYCI ORHAN
Sene 2012, tarihi Mihrimah Sultan Camisinin yanındaki sokakta tezgahını besmele ile açtı Orhan. Yeni yuva kurmuştu ve hayli yüklü bir borcun altına girmişti , ama olsun Allah bir kolaylık verirdi elbet. Akşamüstü tezgahına pilav ve ciğerleri koyarken ( seyyar çaycılıkla başlayıp işi büyütüp seyyar pilav ve ciğer satan bir tezgaha kadar yükseltmişti işi.) ileride caminin karaltısında bir adam dikkatini çekti. İnanılmaz derecede iri bir adam tuhaf hareketlerle eğilip kalkıyor ve garip bir şekilde sarsılıyordu. Cesaretini topladı ve fazlasıyla iri ve ürkütücü olan adama yaklaştı. İnsan azmanı elinde bir somun ekmek hem ekmekten bir ısırık alıyor hem de sarsıla sarsıla ağlıyordu. Allah Allah dedi içinden bu koca adamı bu aciz duruma düşüren şey ne ola ki?. Adama yavaşça yaklaştı.
- Abi Allah’ını seversen ne oldu yahu, derdin ne? dedi.
Adam ağlamaktan kızarmış gözleriyle öyle acı baktı ki Orhan bir an şaşaladı. Adam boğazında lokması, gözünde yaşı öylece kaskatı kalakalmıştı. Orhan;
- Abi versene sen şunu dedi. Ve adamın elindeki ekmeği aldı, içine bolca ciğer koydu. Bir de demli çay koyup adama geri verdi.
Adam boynu bükük hıçkıra hıçkıra karnını doyurdu, çayını içti. Sonra biraz sakinleşip anlatabildi durumu. Cezaevinden yeni çıkmıştı, hiç parası yoktu. Son parasını cezaevinden bir arkadaşını bulmak ve onun çalıştığı taş ocağında çalışabilmek için harcamıştı. Ancak arkadaşını bulamamış işe de girememişti. Ve şimdi İstanbul’un ortasında Üsküdar’da tarihi Mihrimah Sultan Camisinin avlusunda öylece kalakalmıştı.
Biraz sohbet ettiler, İstanbul’da iş bulamamıştı, kalacak yeri de yoktu. Ah bir memleketine gidebilse başının çaresine bakabilirdi aslında. Üstelik evli idi ve eşi de dört gözle özlemle onu bekliyordu.Orhan cebine baktı iki bozuk paradan başka bir kuruşu yoktu. İşin aslı o da borç içinde yüzüyordu. Adama;
- Dur biraz Allah kerim! dedi.
Gerçekten bir iki derken müşteriler yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. 3-4 saat içinde adamın yol parasını çıkarmışlardı. Bizzat Orhan adamı Hareme Otogara götürdü, biletini aldı ve cebine bir miktar harçlık koydu. İki metrelik adam nasıl teşekkür edeceğini bilmiyordu sadece;
- Arkadaş Allah razı olsun diyebilmişti. Birde kemiklerini acıtacak kadar kuvvetli sarılmıştı pilavcı Orhan’a.
O zamanlar cep telefonu vs çok yaygın değil Orhan adamın ev telefonunu da almayı ihmal etmiyor. Ertesi gün adamın evini arıyor sağ sağlam ulaştı mı yuvasına diye. Adamın eşi çıkıyor telefona. kadın
- Kocam sizden bahsetti Allah razı olsun sizden diyor. Orhan;
- Yenge abimiz yeni çıktı hapisten bir sıkıntınız var mı ? Yapabileceğim bir şey var mı ? diye soruyor. Önce derin bir sessizlik oluyor kadın bir iki yutkunuyor Orhan kadının nasıl kıvrandığını yüzünü görür gibi hissediyor;
- Yenge hepimiz insanız, dünya bu, her şey bizim için.. Var mı yapabileceğim bir şey ? diyor..Kadını sesi titreye titreye çıkıyor;
- kardeş dolabımız da bir kara zeytin bile yok..diyor.
-Tamam yengem ben anladım . diyor Orhan. Anladım.
Telefonu kapatıyor ama ne yapacağını da bilemiyor. Bütün gün kafasında aynı ses yankılanıyor “bir kara zeytin bile yok” .. içi karışıyor, göğsü sıkışıyor ama onun da cebinde on parası yok ki. Bir yığın borcun altında bir seyyar camekanda satacağı pilav ve ciğerle o borçları ödeme peşinde. Eve gidiyor durumu eşine açıyor.
- Benim bir şey yapmam, içimi rahatlatmam lazım ama elimden bir şey gelmiyor diyor. Eşi biraz sonra elinde tiril tiril incecik bir bilezikle geliyor.
- Canımın içi bende sadece bu var diyor. Genç kadın kötü günler için sakladığı ve genç kızlığı sırasında biriktirdiği paralarla aldığı o incecik bileziği kocasına veriyor. Orhan hiç düşünmeden bileziği bozdurup parasını adama gönderiyor.
O iri adam, o kader kurbanı hayat yolunun iniş çıkışlarında daha sonra ne yaptı bilmiyoruz. Ama istanbul’a ilk geldiğim 1998 de asistanlık yıllarımda Orhan’ı seyyar bir arabada gecenin bir yarısı çay satarken tanımıştım. O nedenle benim telefonumda Orhan hala “ Çaycı Orhan” olarak kayıtlıdır. Sonra ilerleyen yıllarda seyyar bir arabada onu pilav - ciğer satarken gördüm.
22 nisan 2018 yılında ise Orhan Üsküdar Mihrimah Sultan Caminin yanında hayat yolculuğuna alt katta muazzam bir restoran ve üst katta boğaz manzaralı müthiş bir kafeterya sahibi olarak devam ediyor. O yılları anarken ikimizin de gözü yaşarıyor. O koskoca 20 yıl nasılda su gibi akıvermişti öyle.
Bir kez daha anladım hayat dostlarla güzel ..
Önce Üsküdar’a yolunuz düşerse “ ORHAN PİLAV” a bir uğrayın derim.
Sonra da; hayat zaten şaka gibi geçiyor be kardeşim .. İyilik yapmalı , bolca hayır dua almalı derim.
Son söz Ahmet Celaleddin Dede’den;
“ Cümle halk ehli sefer, alem misafirhanedir”
Bu misafirliğin hakkını verenlere selam olsun.
Dr Faruk Öndağ / ÜSKÜDAR
Sene 2012, tarihi Mihrimah Sultan Camisinin yanındaki sokakta tezgahını besmele ile açtı Orhan. Yeni yuva kurmuştu ve hayli yüklü bir borcun altına girmişti , ama olsun Allah bir kolaylık verirdi elbet. Akşamüstü tezgahına pilav ve ciğerleri koyarken ( seyyar çaycılıkla başlayıp işi büyütüp seyyar pilav ve ciğer satan bir tezgaha kadar yükseltmişti işi.) ileride caminin karaltısında bir adam dikkatini çekti. İnanılmaz derecede iri bir adam tuhaf hareketlerle eğilip kalkıyor ve garip bir şekilde sarsılıyordu. Cesaretini topladı ve fazlasıyla iri ve ürkütücü olan adama yaklaştı. İnsan azmanı elinde bir somun ekmek hem ekmekten bir ısırık alıyor hem de sarsıla sarsıla ağlıyordu. Allah Allah dedi içinden bu koca adamı bu aciz duruma düşüren şey ne ola ki?. Adama yavaşça yaklaştı.
- Abi Allah’ını seversen ne oldu yahu, derdin ne? dedi.
Adam ağlamaktan kızarmış gözleriyle öyle acı baktı ki Orhan bir an şaşaladı. Adam boğazında lokması, gözünde yaşı öylece kaskatı kalakalmıştı. Orhan;
- Abi versene sen şunu dedi. Ve adamın elindeki ekmeği aldı, içine bolca ciğer koydu. Bir de demli çay koyup adama geri verdi.
Adam boynu bükük hıçkıra hıçkıra karnını doyurdu, çayını içti. Sonra biraz sakinleşip anlatabildi durumu. Cezaevinden yeni çıkmıştı, hiç parası yoktu. Son parasını cezaevinden bir arkadaşını bulmak ve onun çalıştığı taş ocağında çalışabilmek için harcamıştı. Ancak arkadaşını bulamamış işe de girememişti. Ve şimdi İstanbul’un ortasında Üsküdar’da tarihi Mihrimah Sultan Camisinin avlusunda öylece kalakalmıştı.
Biraz sohbet ettiler, İstanbul’da iş bulamamıştı, kalacak yeri de yoktu. Ah bir memleketine gidebilse başının çaresine bakabilirdi aslında. Üstelik evli idi ve eşi de dört gözle özlemle onu bekliyordu.Orhan cebine baktı iki bozuk paradan başka bir kuruşu yoktu. İşin aslı o da borç içinde yüzüyordu. Adama;
- Dur biraz Allah kerim! dedi.
Gerçekten bir iki derken müşteriler yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. 3-4 saat içinde adamın yol parasını çıkarmışlardı. Bizzat Orhan adamı Hareme Otogara götürdü, biletini aldı ve cebine bir miktar harçlık koydu. İki metrelik adam nasıl teşekkür edeceğini bilmiyordu sadece;
- Arkadaş Allah razı olsun diyebilmişti. Birde kemiklerini acıtacak kadar kuvvetli sarılmıştı pilavcı Orhan’a.
O zamanlar cep telefonu vs çok yaygın değil Orhan adamın ev telefonunu da almayı ihmal etmiyor. Ertesi gün adamın evini arıyor sağ sağlam ulaştı mı yuvasına diye. Adamın eşi çıkıyor telefona. kadın
- Kocam sizden bahsetti Allah razı olsun sizden diyor. Orhan;
- Yenge abimiz yeni çıktı hapisten bir sıkıntınız var mı ? Yapabileceğim bir şey var mı ? diye soruyor. Önce derin bir sessizlik oluyor kadın bir iki yutkunuyor Orhan kadının nasıl kıvrandığını yüzünü görür gibi hissediyor;
- Yenge hepimiz insanız, dünya bu, her şey bizim için.. Var mı yapabileceğim bir şey ? diyor..Kadını sesi titreye titreye çıkıyor;
- kardeş dolabımız da bir kara zeytin bile yok..diyor.
-Tamam yengem ben anladım . diyor Orhan. Anladım.
Telefonu kapatıyor ama ne yapacağını da bilemiyor. Bütün gün kafasında aynı ses yankılanıyor “bir kara zeytin bile yok” .. içi karışıyor, göğsü sıkışıyor ama onun da cebinde on parası yok ki. Bir yığın borcun altında bir seyyar camekanda satacağı pilav ve ciğerle o borçları ödeme peşinde. Eve gidiyor durumu eşine açıyor.
- Benim bir şey yapmam, içimi rahatlatmam lazım ama elimden bir şey gelmiyor diyor. Eşi biraz sonra elinde tiril tiril incecik bir bilezikle geliyor.
- Canımın içi bende sadece bu var diyor. Genç kadın kötü günler için sakladığı ve genç kızlığı sırasında biriktirdiği paralarla aldığı o incecik bileziği kocasına veriyor. Orhan hiç düşünmeden bileziği bozdurup parasını adama gönderiyor.
O iri adam, o kader kurbanı hayat yolunun iniş çıkışlarında daha sonra ne yaptı bilmiyoruz. Ama istanbul’a ilk geldiğim 1998 de asistanlık yıllarımda Orhan’ı seyyar bir arabada gecenin bir yarısı çay satarken tanımıştım. O nedenle benim telefonumda Orhan hala “ Çaycı Orhan” olarak kayıtlıdır. Sonra ilerleyen yıllarda seyyar bir arabada onu pilav - ciğer satarken gördüm.
22 nisan 2018 yılında ise Orhan Üsküdar Mihrimah Sultan Caminin yanında hayat yolculuğuna alt katta muazzam bir restoran ve üst katta boğaz manzaralı müthiş bir kafeterya sahibi olarak devam ediyor. O yılları anarken ikimizin de gözü yaşarıyor. O koskoca 20 yıl nasılda su gibi akıvermişti öyle.
Bir kez daha anladım hayat dostlarla güzel ..
Önce Üsküdar’a yolunuz düşerse “ ORHAN PİLAV” a bir uğrayın derim.
Sonra da; hayat zaten şaka gibi geçiyor be kardeşim .. İyilik yapmalı , bolca hayır dua almalı derim.
Son söz Ahmet Celaleddin Dede’den;
“ Cümle halk ehli sefer, alem misafirhanedir”
Bu misafirliğin hakkını verenlere selam olsun.
Dr Faruk Öndağ / ÜSKÜDAR