İrşâd İzni ve İcâzetnâme'nin Lüzûmu
SORU:
Sahih ve sağlam bir silsileye sâhip, kâmil bir şeyhden irşâd icazeti almaksızın, bir şahsın kendi kendine irşâda başlaması ve müridlerini terbiyeye muktedir olması mümkün müdür?
CEVAP:
Mümkün değildir.
Tarikatta sahih bir mensûbiyeti olmayan kimse, bilmediği ve ehli olmadığı işi yapan kimse gibidir.Böyle birinin mürşidlik da'vâsına kalkışarak irşada başlaması aslâ câiz değildir. Ancak tarikat âdâbını kâmil bir şeyhden öğrendikten, intisâb ile girdiği seyr ü sülûku başarı ile bitirip icâzet aldıktan sonra câizdir.Tarikatta Cenâb-ı Hakk'ın celâl ve cemâl tecellîlerine erdikten sonra o zâta, selefin ta'kip ettiği usûl üzere zikir telkini ve irşâd iznine dâir açık bir icâzet verilir. «İsnâd dindendir» denmiştir. Eğer silsile yoluyla nesebi ve intisâb zincirini Rasûlüllah sallâllahü aleyhi ve sellem'e kadar ulaştırmak olmasaydı dileyen dilediğini söyler, canının istediği gibi davranırdı.Bu sebeple «İsnâd, mü'minin silâhı ve selefin sünnetidir» denmiştir.
Ahmed b. Hanbel ve İmam Şa'rânî'ye ait olan bu ifâdeler Envârü'l-kudsiyye'de yer almaktadır. Tarikat ehli, şeyh edinme ve benimsemenin gerekliliği konusunda icmâ etmişlerdir. Mürşid, müridin Hakk'ın huzûrunda bulunmasına mâni olan kalbindeki mezmûm sıfatları ortadan kaldırmak, namaz ve huşû'-un sıhhatini sağlamak için lüzumludur. «Herhangi bir vâcibin kendisiyle tamamlandığı öteki şey de vâcipdir.» Kalbi hastalıkların tedâvi yollarını öğrenmek, bu rahatsızlıkları gidermeye çalışmak vâciptir. Âyetler ve hadîsler bu vecibenin yerine getirilmesine delâlet etmektedir. Bu ma'nevî lekelerden bizzat kendisi kurtulmuş olan bir mürşidin irşâd ve yol göstericiliği olmaksızın bunlardan kurtulmak mürid için mümkün değildir. Kendisi yüzlerce kitabı ezberlese bile durumu,tıbbi eserleri bilen, ancak hangi ilâcın hangi der de devâ olduğunu bilmeyen, hastalığın teşhisini koyamayan ve ismini dahi bilmeyen doktor taslağından farksızdır. Bu sebeple mutlaka bir şeyh edin. Sûfiyye tarikatı ve şeyhinin gerekliliği ile ilgili Kitap ve Sünnette bir delil yoktur demekten sakın. Çünkü böyle mesnedsiz ve indî bir iddia küfrü mûcibdir. Tarikat ve tasavvuf, Muhammedi ahlâkın, Hazret-i Peygamberin söz, fiil ve davranışlarının eksiksiz yaşamasından ibârettir. Bu durum karşısında muhtevâsı Allah Rasûlü'nün ahlâkı olan tasavvuf hakkında, âyet ve hadis yoktur şeklinde delil yetersizliği ileri sürmek, Kur'an'dan ibaret olan Muhammedi ahlâkın âyet ve hadislerde bulunmadığını iddia gibi bir sapıklıktır.
SORU:
Sahih ve sağlam bir silsileye sâhip, kâmil bir şeyhden irşâd icazeti almaksızın, bir şahsın kendi kendine irşâda başlaması ve müridlerini terbiyeye muktedir olması mümkün müdür?
CEVAP:
Mümkün değildir.
Tarikatta sahih bir mensûbiyeti olmayan kimse, bilmediği ve ehli olmadığı işi yapan kimse gibidir.Böyle birinin mürşidlik da'vâsına kalkışarak irşada başlaması aslâ câiz değildir. Ancak tarikat âdâbını kâmil bir şeyhden öğrendikten, intisâb ile girdiği seyr ü sülûku başarı ile bitirip icâzet aldıktan sonra câizdir.Tarikatta Cenâb-ı Hakk'ın celâl ve cemâl tecellîlerine erdikten sonra o zâta, selefin ta'kip ettiği usûl üzere zikir telkini ve irşâd iznine dâir açık bir icâzet verilir. «İsnâd dindendir» denmiştir. Eğer silsile yoluyla nesebi ve intisâb zincirini Rasûlüllah sallâllahü aleyhi ve sellem'e kadar ulaştırmak olmasaydı dileyen dilediğini söyler, canının istediği gibi davranırdı.Bu sebeple «İsnâd, mü'minin silâhı ve selefin sünnetidir» denmiştir.
Ahmed b. Hanbel ve İmam Şa'rânî'ye ait olan bu ifâdeler Envârü'l-kudsiyye'de yer almaktadır. Tarikat ehli, şeyh edinme ve benimsemenin gerekliliği konusunda icmâ etmişlerdir. Mürşid, müridin Hakk'ın huzûrunda bulunmasına mâni olan kalbindeki mezmûm sıfatları ortadan kaldırmak, namaz ve huşû'-un sıhhatini sağlamak için lüzumludur. «Herhangi bir vâcibin kendisiyle tamamlandığı öteki şey de vâcipdir.» Kalbi hastalıkların tedâvi yollarını öğrenmek, bu rahatsızlıkları gidermeye çalışmak vâciptir. Âyetler ve hadîsler bu vecibenin yerine getirilmesine delâlet etmektedir. Bu ma'nevî lekelerden bizzat kendisi kurtulmuş olan bir mürşidin irşâd ve yol göstericiliği olmaksızın bunlardan kurtulmak mürid için mümkün değildir. Kendisi yüzlerce kitabı ezberlese bile durumu,tıbbi eserleri bilen, ancak hangi ilâcın hangi der de devâ olduğunu bilmeyen, hastalığın teşhisini koyamayan ve ismini dahi bilmeyen doktor taslağından farksızdır. Bu sebeple mutlaka bir şeyh edin. Sûfiyye tarikatı ve şeyhinin gerekliliği ile ilgili Kitap ve Sünnette bir delil yoktur demekten sakın. Çünkü böyle mesnedsiz ve indî bir iddia küfrü mûcibdir. Tarikat ve tasavvuf, Muhammedi ahlâkın, Hazret-i Peygamberin söz, fiil ve davranışlarının eksiksiz yaşamasından ibârettir. Bu durum karşısında muhtevâsı Allah Rasûlü'nün ahlâkı olan tasavvuf hakkında, âyet ve hadis yoktur şeklinde delil yetersizliği ileri sürmek, Kur'an'dan ibaret olan Muhammedi ahlâkın âyet ve hadislerde bulunmadığını iddia gibi bir sapıklıktır.