- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,975
- Aldığı Beğeniler
- 2
"Aralarında hüküm verilmesi için Allah'a ve Resûl'üne davet edildiklerinde mü'minlerin sözü ancak, 'İşittik ve itaat ettik' demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir." (Nur, 24/51)
Allah Celle Celaluhu mü'minlerin vasıflarını haber veriyor. Mü'minler aralarında hükmetmek için Allahu Teâlâ'ya ve Resûli Ekrem Efendimize davet edildikleri vakit onların sözleri şudur:
"İşittik ve itaat ettik." Onlardan bundan başka bir söz duyulmaz. Sadece "İşittik ve itaat ettik." derler. İşte gerçek mü'minler, işte gerçek felaha kavuşmuş mü'minler bunlardır, diğerlerine felah yoktur.
Allah ve Resûl'ünün hükmüne itiraz edilebilir mi? Bu itiraza kim kalkışabilir veya itiraza imkân var mıdır? Allah ve Resûl'ünün hükmüne itiraz kabil değildir, böyle bir hak kimseye verilmiş değildir. Allah ve Resûl'ü yanlış hüküm vermezler, yanlış olmadığı kesin olunca ve bu mü'minlerce bilindiği için de mü'minlerin sözü "İşittik ve itaat ettik."dir.
Doğru bir hükme itiraz etmenin sonu hüsrandır, cehennemdir. Ya Rabbi! Bizi "İşittik ve itaat ettik." diyen kullarından eyle. Kardeşlerim dikkat edelim, çok zor ve çetin günler bizi bekliyor, o günler geldiği vakit büyük pişmanlık vardır, ama elden ne gelir?
İTAAT ETMEK
BİLMEKLE OLUR
"Her kim Allah'a ve Resûl'üne itaat eder, Allah'a saygı duyar ve O'ndan sakınırsa, işte asıl bunlar mutluluğa erenlerdir." (Nur, 24/52)
Rabbimiz bize ne büyük haberler veriyor. Bu haberleri sadece lügat mânalarını anlayarak geçiştirmemiz doğru değildir. Rabbimin bu büyük haberlerini, âyeti kerimeleri hem lügat mânaları ile bileceğiz, hem de asıl önemli olanı, âyetler üzerine tefekkür ederek düşüneceğiz.
Şu gördüğünüz muazzam kâinat boşu boşuna yaratılmadı, bu kâinatın her zerresi bir hikmete, bir sebebe dayalı olarak yaratılmıştır. Yerlerde, göklerde ve her ikisinin arasında bulunan her şey biz insan için yaratıldı, insana gerekli olduğu için yaratıldı. Yoksa Allah Celle Celaluhu'nun, bu yaratıklarının hiçbirine ihtiyacı yoktur. Burada akla şu soru geliyor, yıldızlar ya da bizden çok uzaklarda bulunan cisimlerin bize ne faydası var? Bunlar bize niçin lâzım? Önce Rabbimiz kâinata muazzam bir nizam vermiş, bir makine dişlileri gibi, her şeyi yerli yerine koymuş; bu muazzam nizam işliyor. Bu yarattıklarını görüp, yaratıklar ile kurduğu bu muazzam düzeni anlayan ve anlatanlar kurtuluşa erecek olanlardır. Demek ki Rabbimizin yaratıklarını bilmek, onlar üzerinde kâmil mânada tefekkür etmek insanı
kurtuluşa götürüyor. Yaratıklar üzerine yapılan tefekkür sonucu Mevlâ Teâlâ'yı bilmek ve bilmeyi de ibadetlerle desteklemek gerekiyor.
İnsanın yapması gereken budur. Bunu yapmazsa, hem kendini helâk etmiş olur, hem çevresini, hem de, kurulmuş olan muazzam nizamın aleyhine iş yaparak, nizam ve intizamın bozulmasına sebep olur.
Allah ve Resûl'üne itaat etmek, önce iman etmekle olur. İmandan sonra farzları, sünnetleri, müstehapları, edepleri yapmakla, haramlardan, mekruhlardan kaçmakla Allah ve Resûl'üne itaat edilmiş olur.
Allah ve Resûl'üne itaat etmekte insanın en büyük düşmanı nefsidir. Hem en büyük düşman nefistir, hem de insan nefsine düşkündür. Burada çok acayip bir tezat var. İnsan düşmanına nasıl düşkün olabiliyor? İnsan için bu nefis gibi şerli bir şey daha yoktur.
Bir hadisi kudsîde Mevlâ Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Nefsine düşman ol, çünkü o nefis düşmanlıkta bana en evvel dikilendir?"
Mü'min kardeşlerim! Şöyle düşünmemiz gerekir. Benim nefsim var ya, Rabbime düşman olarak dikildi. İşte bunun için Rabbimizin rızasına uygun işler yapacağız, nefsimizin istediği işlerden de uzak duracağız.
Allah Celle Celaluhu mü'minlerin vasıflarını haber veriyor. Mü'minler aralarında hükmetmek için Allahu Teâlâ'ya ve Resûli Ekrem Efendimize davet edildikleri vakit onların sözleri şudur:
"İşittik ve itaat ettik." Onlardan bundan başka bir söz duyulmaz. Sadece "İşittik ve itaat ettik." derler. İşte gerçek mü'minler, işte gerçek felaha kavuşmuş mü'minler bunlardır, diğerlerine felah yoktur.
Allah ve Resûl'ünün hükmüne itiraz edilebilir mi? Bu itiraza kim kalkışabilir veya itiraza imkân var mıdır? Allah ve Resûl'ünün hükmüne itiraz kabil değildir, böyle bir hak kimseye verilmiş değildir. Allah ve Resûl'ü yanlış hüküm vermezler, yanlış olmadığı kesin olunca ve bu mü'minlerce bilindiği için de mü'minlerin sözü "İşittik ve itaat ettik."dir.
Doğru bir hükme itiraz etmenin sonu hüsrandır, cehennemdir. Ya Rabbi! Bizi "İşittik ve itaat ettik." diyen kullarından eyle. Kardeşlerim dikkat edelim, çok zor ve çetin günler bizi bekliyor, o günler geldiği vakit büyük pişmanlık vardır, ama elden ne gelir?
İTAAT ETMEK
BİLMEKLE OLUR
"Her kim Allah'a ve Resûl'üne itaat eder, Allah'a saygı duyar ve O'ndan sakınırsa, işte asıl bunlar mutluluğa erenlerdir." (Nur, 24/52)
Rabbimiz bize ne büyük haberler veriyor. Bu haberleri sadece lügat mânalarını anlayarak geçiştirmemiz doğru değildir. Rabbimin bu büyük haberlerini, âyeti kerimeleri hem lügat mânaları ile bileceğiz, hem de asıl önemli olanı, âyetler üzerine tefekkür ederek düşüneceğiz.
Şu gördüğünüz muazzam kâinat boşu boşuna yaratılmadı, bu kâinatın her zerresi bir hikmete, bir sebebe dayalı olarak yaratılmıştır. Yerlerde, göklerde ve her ikisinin arasında bulunan her şey biz insan için yaratıldı, insana gerekli olduğu için yaratıldı. Yoksa Allah Celle Celaluhu'nun, bu yaratıklarının hiçbirine ihtiyacı yoktur. Burada akla şu soru geliyor, yıldızlar ya da bizden çok uzaklarda bulunan cisimlerin bize ne faydası var? Bunlar bize niçin lâzım? Önce Rabbimiz kâinata muazzam bir nizam vermiş, bir makine dişlileri gibi, her şeyi yerli yerine koymuş; bu muazzam nizam işliyor. Bu yarattıklarını görüp, yaratıklar ile kurduğu bu muazzam düzeni anlayan ve anlatanlar kurtuluşa erecek olanlardır. Demek ki Rabbimizin yaratıklarını bilmek, onlar üzerinde kâmil mânada tefekkür etmek insanı
kurtuluşa götürüyor. Yaratıklar üzerine yapılan tefekkür sonucu Mevlâ Teâlâ'yı bilmek ve bilmeyi de ibadetlerle desteklemek gerekiyor.
İnsanın yapması gereken budur. Bunu yapmazsa, hem kendini helâk etmiş olur, hem çevresini, hem de, kurulmuş olan muazzam nizamın aleyhine iş yaparak, nizam ve intizamın bozulmasına sebep olur.
Allah ve Resûl'üne itaat etmek, önce iman etmekle olur. İmandan sonra farzları, sünnetleri, müstehapları, edepleri yapmakla, haramlardan, mekruhlardan kaçmakla Allah ve Resûl'üne itaat edilmiş olur.
Allah ve Resûl'üne itaat etmekte insanın en büyük düşmanı nefsidir. Hem en büyük düşman nefistir, hem de insan nefsine düşkündür. Burada çok acayip bir tezat var. İnsan düşmanına nasıl düşkün olabiliyor? İnsan için bu nefis gibi şerli bir şey daha yoktur.
Bir hadisi kudsîde Mevlâ Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Nefsine düşman ol, çünkü o nefis düşmanlıkta bana en evvel dikilendir?"
Mü'min kardeşlerim! Şöyle düşünmemiz gerekir. Benim nefsim var ya, Rabbime düşman olarak dikildi. İşte bunun için Rabbimizin rızasına uygun işler yapacağız, nefsimizin istediği işlerden de uzak duracağız.