Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

züleyha

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Nis 2007
Mesajlar
10
Aldığı Beğeniler
0
Allahın kitabında bütün özellikleriyle anlatılan insan; gerçekten zayıf, aceleci ve kendisini bütün ihtiyaçların üzerinde görmek gibi bir takım zaafiyet belirtilerine sahiptir. Bu donanımlalıyla insan, çoğu zaman kendisine biçilen rolü umursamayıp, haddini aşmak ve yeryüzünde fesat çıkarmak gibi yaratılış gayesinden uzaklaştıran davranışlar sergilemektedir.

Bütün bu davranışlarıyla Allahın korunmasını istediği sınırları çiğneyerek zulmün, fesadın ve despotluğun temsilciliğini yapmıştır.bunu yaparken de hep kendisinden gerek mal-mülk, gerek mevki ve makam, ve gerekse fizyolojik yönden daha aşağıdaki güçsüz ve zayıf insanlar kullanılmıştır. Bunun için kölelik mefhumu hep revaç bulmuştur.

Köleliğin en çok malzemesi olarak gördükleri varlıkta ne yazık ki insanlığın mayası, onun dünyaya gelmesinde birinci derecede etken ve bütün meşakkati yüklenen annelerimiz ve kızlarımız olan değerli varlıklardır. İnsan bile olamayan ve bu yüzden de insan kıymeti bilemeyen, hatta kendisini dünyaya getirenin de bir anne olduğunu unutan zalimler onları hayatın tamamen dışına atarak onlara hep 2. sınıf birr yaratık gözüyle bakmışlardır.

Bu çarpık gelenek ne yazık ki en bariz uygulanışıyla yahudilerde görülmektedir. Öyleki; bu dışlama sadece dünyevi meselelerde değil, Din konusunda da 2. sınıftır. Şahitlikten tutunda ibadetine varana kadar, onun islamı yaşamasında önüne konan engeller her zaman şeytani bir vesveseyle kitaplarımızda yazılmış ve aşağılamanın kurbanı olarak daima pis yaratık muamelesi görmüşlerdir.

Eski Romalı yahudiler kadınları öyle aşağılamışlardı ki, o dönemde kadınların fizyolojik ratatsızlıkları (hayız-nifas) döneminde onların yaptıkları yemekleri yemedikleri gibi, yataklarına da sokmayıp ayrı odalara çıkarırlardı.

Bu yahudi geleneği ne yazıkki müslümanlar tarafından da kabul görmüş olduğundan, en az on iki asırdan beri bu yanlış düzeltilerek Kur'ana dönüş bir türlü gerçekleşememiştir. Kur'ani gerçeklere adapte olduğumuz zaman kadın_erkek arasında allahın ayırım yapmadığını müşahade ederiz..

Harp meydanında bile asla terkedilemeyen namaz, hastalık ve yolculuğun dışında terkedilemeyecek olan oruç, ve eğer kabede namaz kılınmayacaksa yapılan hacc ve okunacak ku'anın abdestle uzaktan ve yakından alakası olmamakla beraber kadınlar o dönemlerinde bunların hiç birini yapamazlar.

Namaz ve orucu hayız ve nifaslı dönemlerinde pis görüldüğü için, hac yada kuran okuma, mescide girme gibi en doğal hakları olan ibadetlerinden de mahrum edilirler.Bu konularda gerçekten kadınlara islami bir engel olup olmadığını rabbimizin ilahi mesajına kulak vererek konuyu vahyin gölgesinde incelemeye çalışalım.


Bakara Suresi 222. Sana âdet halini de sorarlar. De ki: "O, insana rahatsızlık veren bir haldir. Hayızlı oldukları sırada kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. İyice temizlendiklerinde, Allah'ın emrettiği yerden onlara gidin." Şu bir gerçek ki Allah, çok tövbe edenleri sever, iyice temizlenenleri de sever.

Görüldüğü gibi bu soru peygambere sorulmuş, ama cevabı da bizzat Allah tarafından verilmiştir. O halde bulunan kadına ve ve bu hastalık sebebiyle yasaklanan tek şey mukarenettir (cinsel beraberlik).

Maide Suresi 6. Ey iman sahipleri! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin/yahut yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin! Hasta yahut yolculuk halinde iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüzlerinizi ve ellerinizi ondan meshedin. Allah size zorluk çıkarmak istemiyor. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredebilesiniz.

Bu ayette de namaz kılabilmek için şartların ne olduğu, su bulunamadığı zaman ne yapılacağı ve guslü detaylarıyla beraber anlatıldığı ve kanın abdest bozmadığı apaçık görülmektedir.Abdesti bozan tek şeyin tuvaleten gelmiş olunması hususu on yaşındaki çocuğa okusanız anlamadım demiyeceği kadar açıktır.

Nisa Suresi 43. Ey iman edenler! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüpken de -yolculuk halinde olmanız müstesna- boy abdesti alıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hastalanırsanız yahut yolculuk halinde bulunursanız yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, bütün bu durumlarda su da bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yani yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah Afüvv'dür, günahları affeder, Gafûr'dur, hataları bağışlar.

Nisa suresinde ise namaza kimlerin yaklaşamayacağı gayet açık ve net olarak anlatılırken sadece sarhoş olmak ve boy abdesti almamış olmak şartı vardır. Hatta yolcu ve hastaya yine özel bir rahmet gereği kolaylık var. Bütün bu ayetlerden tatmin olmayanlara sormak lazım: Kuran detayları unutmuş mu ?.Eğer bu gözle Kur'ana bakanlar varsa onlara Kur'anda hiç bir detayın unutulmadığını hatırlatmak gerekir.

En'** Suresi 38. Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap'ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler.

Bakara Suresi 209. Size apaçık deliller geldikten sonra yine yan çizerseniz, şunu bilin ki Allah, tüm yüceliklerin, tüm hikmetlerin sahibidir.

Nisa Suresi 174. Ey insanlar! Size Rabbinizden apaçık, çok parlak ve güçlü bir kanıt gelmiştir. Biz size, herşeyi açık seçik gösteren bir ışık gönderdik.

Nahl Suresi 103. Yemin olsun ki, biz, onların, "Kur'an'ı ona bir insan öğretiyor" demekte olduklarını biliyoruz. Nispet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu, apaçık Arapça bir dildir.

Şuara Suresi 2. İşte sana gerçeği apaçık gösteren Kitap'ın ayetleri...
Hadid Suresi 9 O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.


Ayetlerden de anlaşıldığı gibi her şey ayan beyan ortada. Kuranda anlaşılmayacak bir şey olmaz, olamaz.Yeterki hangi meseleyi öğreneceksek ona müracaat etmiş olalım.Ayetlerin anlamını yerlerinden eden zalimler, kitap fareleri gibi uydurdukları din adına kitaplar ürettiği için Kur'anı anlaşılmayacak bir kitap olarak lanse etmişlerdir.

Kur'anı sadece elçinin, sahabenin !,tabiiynin, tebei tabiiynin, mezheb imamlarının anlıyabileceği zırvalarını maalesef müslümanlara yutturmuşlardır. Kur'anı rivayet bombardumanına tutan ve adına alim, arif, müctehit denen bu şahsiyetler ne yazıkki bu dinin kurallarını koyan enbesiller olarak karşımıza çıkmaktadır.

Peki Allhın dinine peygamber bile olsa hiç bir şekilde kanun, kural koyma yetkisi varmı? (Yani şu farz Allahın şu da benim koyduğum sünnettir gibi) bunu da Kur'andan öğrenelim.


En'** Suresi 114 Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir yasa/ küküm koyucu mu arayayım.? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.

Ali İmran Suresi 20 Seninle kanıt yarıştırmaya girerlerse şöyle söyle: “Ben yüzümü Allah’a teslim ettim.Bana uyanlar da.” Kitap verilenlerle ümmilere de sor: “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olurlarsa doğruya ve güzele kılavuzlanmışlardır.Yüz çevirirlerse sana düşen sadece tebliğ etmektir.Allah, kullarını görmektedir.

Maide Suresi 92 Allah'a itaat edin, resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim resulümüze düşen sadece apaçık bir tebliğdir.

A'raf Suresi 203 Onlara bir ayet getirmediğinde, "onu da şurdan burdan derleseydin ya," diye konuşurlar. De ki: "Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doğruya kılavuzdur, iman eden bir toplum için rahmettir."

Kehf Suresi 56 Biz, elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Küfre sapanlar ise bâtıla yapışarak onunla hakkı kaydırmak için uğraşıyorlar. Onlar, ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri eğlence edindiler.


Bunun gibi daha Kur'anda onlarca ayet bulabiliriz. Dikkat edersek Allah elçinin görev yetkisini anlatırken özellikle de '' sadece-yalnızca'' tabirini kullanarak din konusunda tek otoritenin kendisi olduğunu ve elçinin ona uymaktan başka bir yetkisinin olmadığını beyan ediyor.

Hac Suresi 67 Her ümmet için biz, bir ibadet şekli/bir ibadet tarzı belirledik; onlar, onu izlerler. Artık bu iş konusunda seninle çekişmesinler. Sen de Rabbine davet et/dua et. Sen, elbette ki şaşırtmadan yol aldıran bir kılavuzun ardındasın.

Hacc suresinde İbadet kurallarının Allah tarafından belirlendiğine göre dört rekatlık bir namazda bulunan 19-21 vacib'i kim hangi yetkiye dayanarak koydu dersiniz, bunlar Allahın ortaklarımı ki burunlarını sokmuşlar.? ondan daha fazla sünnet adı altında, hatta müstehab, mendub, mekruh gibi hükümleri kimler neye göre koydular dersiniz.?

Ben söyleyeyim: Eğer müslümanlar Kur'ana müracaat ederlerse bunların pabuçları dama atılacak ta ondan. Zira dinini kurandan öğrenen müslüman için Kur'an herşeye detaylı bir şekilde çözüm bulmuştur. Efendim namazın kaç rekat kılınacağını hadisler olmasa nasıl öğrenecektik bahanesine yine hadislere cevaplayalım isterseniz.


-Hz Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) vitrin ilk iki rek’atinde selam vermezdi.” (Kütüb-i sitte.2998 C.9 S.300 Akçağ, alıntısı: Nesâi, Kıyamu’l-leyl 36,(3,235). )

- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) vitrin iki rek’atinde selam verirdi. Öyle ki (o sırada) bazı ihtiyaçları için emirde bulunurdu.” (K.S. H.2999 C.9 S.300 Akçağ, alıntıları: Buhari, Vitr 1, Muvatta, Salâtu’l-Leyl 20,(1,125). )


Buyurun hangisine göre amel ederseniz edin. Kolayı var tabiki birini şafiye diğerini hanifiye yamadık mı işin içinden çıkarız..! İyide Kur'anda böyle bir namazın adresini gösterecek bir babayiğit var mı. ? Sen onlardan daha iyi mi biliyorsun diyeceğinizi tahmin ediyorum, ama varsa adresini gösterin. İbni cevziyyenin eserini bir karıştırın lütfen hatta tecrid-i sarihin 3. cildine bakın zahmet olmazsa bununla ilgili en az değişik 8 rivayet bulursunuz.

Halbuki namazın ne zaman ve hangi şartlarda kısaltılacağı konusu Nisa suresi ayet 101 de illetiyle birlikte anlatımıştır. Kafirlerin saldırma korkusu olunca demiş. Yani rahat rahat arabasıyla, trenle, uçakla, vs.. 90 km. lik yola çıkan değil. Bu hükümleri koyanlar beklesin


Nisa suresi:101 Yeryüzünde savaş için yolculuğa çıktığınız zaman inkarcıların size saldırmasından korkuyorsanız namazı kısaltmanızda bir sakınca yok. Kuşkusuz inkarcılar sizin açık düşmanınızdır.

Burada kısaltmaktan bahseden allah, kaç rekatı nasıl kısaltacağımızı karıştıracağımızı en iyi bildiği için onun cevabını da hemen 102. ayette veriyor.

102. Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar, silahlarını (yanlarına) alsınlar, böylece secde ettiklerinde (diğerleri) arkanızda olsunlar. Sonra henüz namazını kılmamış olan (bu) diğer gurup gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar. O kâfirler arzu ederler ki siz silahlarınızdan ve eşyanızdan gafil olsanız da üstünüze birden baskın yapsalar. Eğer size yağmurdan bir eziyet olur yahut hasta bulunursanız silahlarınızı bırakmanızda size günah yoktur. Yine de tedbirinizi alın. Şüphesiz Allah, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

Demekki peygambere uyanlar bir rekat kılınca onlar gidiyor arkalarındakiler geliyor. Zira Kurandaki ifade , ''fe iza secedu'' secde ettikleri zaman/secdeye vardıkları zaman'' terimine dikkat çekiyor. Zaten namazın son farzı secdedir. Her ne kadar ilmihal kitaplarında son oturuşu farz, tahiyyat okumayı vacip saysalar da bu uydurma bir rivayettir.

Cum'a suresindeki ifadeye dikkat edersek '' fe iza kudiyeti ssalatü '' ifadesi var Burada salatta karar kılındığı / yani bitirildiği zaman denmesi, tamamen sona ermesi demektir.

Şu halde namaz seferde (savaşta) 1 rekat normal durumlarda ise 2 rekattır. Çünkü kısaltılmışı orada açıkça belli. Ayrıca topluca ve mutlaka cemaatla kılınan cumanın bayramın ve Allahın dikkatimizi çektiği sabah namazının uygulamalarındakidaki iki rekat olması bunun en açık delilidir.

Hatta 4 rekatlık namazın ilk iki rekatındaki kıraat fatiha ve sureli iken, son iki rekatta surenin biri düşer neden aceba.? Dahası var. Açıktan okunan namazlarda ilk iki rekat açıktan olduğu halde sonraki rekatlar (akşam ve yatsının farzı gibi) neden gizli okunur dersiniz.?

Bir başka uygulamada; ikindi ve yatsının ilk dört rekatının birinci oturuluşunda salevat duaları eklenir ve 3. rekata kalkınca namaza yeni başlıyormuş gibi sübhaneke duası, euzü besmele ile başlanır. Namazın angarya haline getirildiği ve kendisiyle alay edildiği; İftar yemeğini hazmetme eğitimi olan teravihte de yine aynı uygulama vardır. Aynen ikindi ve yatsının ilk dört rekatı gibi.

Hiç bir islami temeli bulunmayan ve peygambere 8 rekat kıldırtan (hemde cemaatsız olarak), ve onuda yeterli bulmayanlar, ömere 20 rekat kıldırtıp birde cemaatlaştırırlar ve bu da ömerin sünneti deyiverirler, vay müfteriler.

Aslında her bakımda tutarsız ve yaşanılması mümkün olmayan bir din uydurduklarını çelişkili rivayetleriyle hep ele veriyorlar ama Ah şu '' Biz atalarımızdan, alimlerimizden böyle gördük'' hastalığından kurtulup bir silkiniversek taşlar yerine oturuverecek ama, işte bu zor oluyor.

Demek ömer de dine ekleme yapabiliyor ha.! Allah bunları uydurup müslümanları islamdan soğutan ve dinin tanrısını monoteist (Tek tanrılı) olmaktan çıkartıp panteist (çok tanrılı) tanrılar kollektif şirketi haline getirenlere bakın ne korkunç bir tehditte bulunuluyor.


Bakara Suresi: 79 Yazıklar olsun ki o kişilere ki, Kitap'ı kendi elleriyle yazarlar da sonra onunla basit bir karşılık satın alsınlar diye, "işte bu, Allah katındadır" derler.vay haline onların, ellerinin yazdıkları yüzünden!vay haline onların, kazanıp durdukları yüzünden!

- İbni Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Allah, namazı peygamberimizin diliyle hazerde dört, seferde iki, korku halinde de bir rek’at olarak farz kılmıştır.” (K.S. 2332 C.8 S.299 Şamil, alıntıları: Müslim, Salât 5, (687); Ebû Dâvûd, Salât 287, (1247); Nesâi, Taksir 1, (3,118,119). ) .

Ozaman akşam namazı neden üç rekattır. ? Peygamber müslümanlarla alay mı ediyor, yoksa gerçekten müşriklerin dediği gibi mecnun mu. ? Haşa onu böyle bir iftiradan tenzih ederiz. Ovahiyden başka bir şeye uymamıştır.

Gelin dini sadece Allaha has kılarak ona hiç bir kimseyi ortak koşmadan kendini Allah yerine koyarak hüküm veren zalimlerin dinlerini onlara iade edelim, ve biricik Kur'anımızı öğrenmeye anlamaya ve hayatımıza onunla yön vermeye çalışalım. İşte o zaman herşey düzelecektir. Varsın onlar bulundukları çukurda debelenenip dursunlar.
 
Üst Alt