İstihare Namazı Nasıl Kılınır?
Ulemânın bir kısmı, istihâre namazının ilk rek'atında zamm-ı sûre olarak Kâfirûn Sûresi'nin, ikinci
rek'atında da İhlâs Sûresi'nin okunmasının güzel olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Bâcûri ise: Birinci rek'atta el-Kasas Sûresi (28 ) 'nin 68 ve 69. âyet-i kerimelerini; ikinci rek'atında da el- Ahzâb Sûresi (33)'nin 36. âyet-i kerimesi'nin okunmasının lüzûmuna işâret etmişlerdir. Bu âyetlerin ma'- nâları şöyledir:
«Rabbın dilediğini yaratır ve seçer. Seçim onlara ait değildir. Allah onların ortak koştukları şeylerden uzaktır. Rabb'ın onların göğüslerinin neyi gizleyip neyi açığa vurduğunu bilir.» (el-Kasas (28 ), 68-69).
«Allah ve Rasûlü bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasûlü'ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.» (el-Âhzâb (33), 36 ).
Şeyhinin emriyle istihâre eden bir müridin sadâkati, istihâre ile isbât edildikten sonra kendisine zikir telkini nasıl yapılır? Mürşidinin işareti ve izni ile istihâre eden ve işinin hayra vesile olmasını dileyen müridin, istihâresi ve rü'yâsında gördükleri uygun ise, şeyh müridine; gusül abdesti alarak geçmiş günahlarına tevbe etmesini, sonra iki rek'at tevbe namazı (kumasını, ardından da fakir, öksüz ve güçsüzlere tasaddukta bulunmasını emreder. Bunların eksiksiz, ifâsından sonra şeyhinin huzûruna gelir ve önünde diz çöker. Dizlerini şeyhinin dizlerine bitiştirir. Şeyh onun sağ elini musâfaha eder gibi eline alır. Bilâhâre ondan, ömrünü törpüleyen, hayatına heder eden bütün ma'siyet, isyân ve günahlardan tevbe etmesini ister. Müridden, tevbe ettiklerine tekrar dönmeyeceğine, üzerinde hakkı bulunan hak sâhiplerine haklarını helâl ettireceğine, düşmanları ile barışarak her türlü kin ve husûmetten kurtulacağına dâir söz alır. Böylece mürid, kalbini meşgûl edebilecek, dikkatini kendisine çekerek gaflete sürükleyebilecek bu ilgi ve alâkalardan kurtulmaya çalışır. Ayrıca sünnet-i seniyye-i peygamberi'ye kesinlikle uyacağına, ruhsatları terkedip azimetlerle amel edeceğine, her türlü bid'attan uzaklaşacağına, güzel ahlâk ile ahlâklanıp, her türlü kötülük ve çirkin davranışlardan (Sakınacağına dâir yemin ederek mürid şeyhine söz verir. Ardından da mürşid ile mürid şu şekilde istiğfar ederler :
«Ondan başka ilâh olmayan, Hayy ve Kayyûm olan, arzın ve semânın yaratıcısı olan Yüce Allah'tan, bütün günahlarımın ve kendi aleyhime işlediğim zulümlerin afvını isterim. Kendi kendine zulmeden bir kulun tevbe ve pişmanlığı ile O'na tevbe ederim. Çünkü kul, kendi kendisini öldürme, kendi kendine hayat verme ve öldükten sonra dirilme gücüne sâhip değildir. »
Sonra şeyh: el-Fetih Sûresi (48 )'nin şu 10. âyet-i kerimesini okur:
«Sana biat edenler (İslâm uğrunda ölünceye kadar savaşmak üzere sana söz verenler) gerçekte Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.»
Bilâhare şeyh ve mürid ellerini dizlerinin üzerine kor, gözlerini yumarlar. Sonra şeyh, müridinin kalbine ta'lim ve telkin niyyetiyle kalben üç def'a Cenâb- ı Hakk'ın Zât ismini «Allah, Allah, Allah,» diyerek tam bir teveccüh ve huzûr ile zikreder. Gözlerini açarlar. Şeyh ve mürid ellerini kaldırarak, şeyh duâ eder, mürid de âmin der. Ellerini yüzlerine çalarlar. Bundan sonra mürid, şeyhinin elini öperek yerinden kalkar ve izin isteyerek huzûrdan ayrılır. Mürşidinin
tavsiye ettiği şeylerle meşgûl olarak, ona verdiği ahd ve mensûbiyetle, duyduğu muhabbeti her zaman muhafaza etmeye çalışır. Verdiği söz ve yeminin gereklerini yapar. Ömrünün sonuna kadar da asla ahdini bozmaz. (Hadimi, fi't-Tarikati'n-Nakş-bendî)
Ulemânın bir kısmı, istihâre namazının ilk rek'atında zamm-ı sûre olarak Kâfirûn Sûresi'nin, ikinci
rek'atında da İhlâs Sûresi'nin okunmasının güzel olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Bâcûri ise: Birinci rek'atta el-Kasas Sûresi (28 ) 'nin 68 ve 69. âyet-i kerimelerini; ikinci rek'atında da el- Ahzâb Sûresi (33)'nin 36. âyet-i kerimesi'nin okunmasının lüzûmuna işâret etmişlerdir. Bu âyetlerin ma'- nâları şöyledir:
«Rabbın dilediğini yaratır ve seçer. Seçim onlara ait değildir. Allah onların ortak koştukları şeylerden uzaktır. Rabb'ın onların göğüslerinin neyi gizleyip neyi açığa vurduğunu bilir.» (el-Kasas (28 ), 68-69).
«Allah ve Rasûlü bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasûlü'ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.» (el-Âhzâb (33), 36 ).
Şeyhinin emriyle istihâre eden bir müridin sadâkati, istihâre ile isbât edildikten sonra kendisine zikir telkini nasıl yapılır? Mürşidinin işareti ve izni ile istihâre eden ve işinin hayra vesile olmasını dileyen müridin, istihâresi ve rü'yâsında gördükleri uygun ise, şeyh müridine; gusül abdesti alarak geçmiş günahlarına tevbe etmesini, sonra iki rek'at tevbe namazı (kumasını, ardından da fakir, öksüz ve güçsüzlere tasaddukta bulunmasını emreder. Bunların eksiksiz, ifâsından sonra şeyhinin huzûruna gelir ve önünde diz çöker. Dizlerini şeyhinin dizlerine bitiştirir. Şeyh onun sağ elini musâfaha eder gibi eline alır. Bilâhâre ondan, ömrünü törpüleyen, hayatına heder eden bütün ma'siyet, isyân ve günahlardan tevbe etmesini ister. Müridden, tevbe ettiklerine tekrar dönmeyeceğine, üzerinde hakkı bulunan hak sâhiplerine haklarını helâl ettireceğine, düşmanları ile barışarak her türlü kin ve husûmetten kurtulacağına dâir söz alır. Böylece mürid, kalbini meşgûl edebilecek, dikkatini kendisine çekerek gaflete sürükleyebilecek bu ilgi ve alâkalardan kurtulmaya çalışır. Ayrıca sünnet-i seniyye-i peygamberi'ye kesinlikle uyacağına, ruhsatları terkedip azimetlerle amel edeceğine, her türlü bid'attan uzaklaşacağına, güzel ahlâk ile ahlâklanıp, her türlü kötülük ve çirkin davranışlardan (Sakınacağına dâir yemin ederek mürid şeyhine söz verir. Ardından da mürşid ile mürid şu şekilde istiğfar ederler :
«Ondan başka ilâh olmayan, Hayy ve Kayyûm olan, arzın ve semânın yaratıcısı olan Yüce Allah'tan, bütün günahlarımın ve kendi aleyhime işlediğim zulümlerin afvını isterim. Kendi kendine zulmeden bir kulun tevbe ve pişmanlığı ile O'na tevbe ederim. Çünkü kul, kendi kendisini öldürme, kendi kendine hayat verme ve öldükten sonra dirilme gücüne sâhip değildir. »
Sonra şeyh: el-Fetih Sûresi (48 )'nin şu 10. âyet-i kerimesini okur:
«Sana biat edenler (İslâm uğrunda ölünceye kadar savaşmak üzere sana söz verenler) gerçekte Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.»
Bilâhare şeyh ve mürid ellerini dizlerinin üzerine kor, gözlerini yumarlar. Sonra şeyh, müridinin kalbine ta'lim ve telkin niyyetiyle kalben üç def'a Cenâb- ı Hakk'ın Zât ismini «Allah, Allah, Allah,» diyerek tam bir teveccüh ve huzûr ile zikreder. Gözlerini açarlar. Şeyh ve mürid ellerini kaldırarak, şeyh duâ eder, mürid de âmin der. Ellerini yüzlerine çalarlar. Bundan sonra mürid, şeyhinin elini öperek yerinden kalkar ve izin isteyerek huzûrdan ayrılır. Mürşidinin
tavsiye ettiği şeylerle meşgûl olarak, ona verdiği ahd ve mensûbiyetle, duyduğu muhabbeti her zaman muhafaza etmeye çalışır. Verdiği söz ve yeminin gereklerini yapar. Ömrünün sonuna kadar da asla ahdini bozmaz. (Hadimi, fi't-Tarikati'n-Nakş-bendî)