Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
İnsanoğlunun nefsi çok acayip bir mahlûktur; Müslüman bir kimse, bir müddet ibadet ve taatten uzak kalsa hemen zillete düşer; biraz ilerleme kaydetse bu kez de ucub ve kibre girer. Hatta bu durum biraz uzun sürse kendisini salih bir kul veya evliya olarak görmeye başlar.
Gerçekten, manevi hal sahibi bir sofi veya Hakk’ın teveccühünü kazanmış bir salih kul dahi olsa zaman zaman gelgitlerden kendisini kurtaramaz insanoğlu.

Maneviyat yolunda ilerleyenlerin durumları farklı farklıdır. Kimi ayağını nereye bastığını görürken, çoğu gözü kapalı yol alır. İmam-ı Rabbani Hazretlerinin tabiriyle “kapalı gidenler” de “açık gidenler” de zaman zaman bahsettiğimiz enaniyet dalgalanmalarını yaşarlar.
Hele hem gözü açık giden hem de makamlar ve hallerin ilmiyle donatılanlar, daha da büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadırlar. Zira onlar, birçok hal’de ve makamda, nerde ve ne durumunda olduklarını da bilirler çoğu defa.

İşte bu bilmek, onlar için ayrı bir yüktür. Öyle ya, hem bir hal/makamda olacaksın hem de sana hiç ucub (kendini beğenmek) duygusu gelmeyecek! Bu mümkün mü?.. İmkânsıza yakın… (Ancak, Müşid-i Kamil’in himmeti, duası sayesinde, Allahu Teâlâ’nın kollayıp gözettikleri müstesna.)

Biz, daha çok, geneli ilgilendiren yönüyle devam edelim konumuza. Her salik, ister kapalı gitsin, ister açık, az çok hal ve durumundan haberdardır. Ya sık sık rüyalar (yakaza) görür veya halden hale girmesiyle anlar bunu…

Şimdi burada işler biraz çetrefil hale gelir; bir yandan kendisine öğretildiği üzere ‘yokluk’a taliptir, diğer yandan da üzerindeki hal dolayısıyla ‘var’ olduğunu görür. Veya nefsinde bir varlık görür.

İşte bu noktada, eğer insan, kendini bir makam ve hal sahibi olarak görürse nefis, bu durumdan kendine bir pay çıkarır ve bu makamı kendisine izafe eder. Sanki bütün bu güzel haller, kendi emeğinin karşılığıymış da bunları hak etmiş gibi hissetmeye başlar. Böyle olunca da gâh korkup kendini zillet çukuruna atar; gâh aldanır enaniyet burçlarına çıkar…

“Hak yolun yolcusu, nefs-i levvâme makamında iken, şeytan onu yolundan çevirmek için gelir, ona yaptığı sâlih amellerini, iyi işlerini süslü gösterir; kalbine ucub getirir. İşte sâlik amel yolundan, ucub ile dolup nefsini beğendikten sonra, şeytan ona suret-i Hakk’tan gelerek ‘İlimden maksat amel etmektir. Sen salih amelleri yapabiliyorsun. O halde ilim öğrenmene, âlimlerle sohbet etmene, vaaz dinlemene hiç ihtiyacın kalmamıştır.

O sana vaazü nasihat eden âlim, keşke kendi nefsine söz geçirip, öğüt alsa ve senin amelinin onda biri kadar amel yapsaydı, hakiki kurtuluşa ererdi’ der. Böylece ucub kendine yerleşince, kendini büyük, başkalarını küçük görüp insanlara sui zan eder. Sonunda kötü huylu olur ki kimseden bir nasihat kabul etmez. Aklına göre ibadet edip, cahillik karanlıklarında helâk olur.”

Birçok salik, yeterli ilme ve tecrübeye sahip olmadığı için ve dahi yol yordam göstereni olmadığı için burada yıllarca bocalar durur… (Oysa bunun gibi sıkıntılara düşüldüğünde, Mürşid-i Kamil’e danışılmalı, halini asla saklamamalı, mürşidin keşfine havale etmekle yetinmemelidir.)

Bu noktada; Seyyid Abdulkadir-i Geylani, Şah-ı Nakşibend, Hazreti Mevlana ve İmam-ı Rabbani gibi mücahade ve çile erbabının nasihatlerine ihtiyaç var. Ancak onların tecrübe ve feraset dolu rehberliği, saliki bu labirentten kurtarabilir.

GÜLİSTAN DERGİSİNDEN ALINTI
 
Son düzenleme:

Bi_iznillah

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
15 Şub 2011
Mesajlar
932
Aldığı Beğeniler
15
Takım
Trabzonspor
mevlam razı ola...

selam ve dua ile....
 
Üst Alt