Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

ilminur

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Ara 2007
Mesajlar
8,908
Aldığı Beğeniler
128
Takım
Fenerbahçe
John J. Dunnenin hidayet öyküsü



KATOLİKBİRAİLENİNÇOCUĞU olarak dünyaya geldim. Babam da böyle bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Annem ise gençlik yıllarında kendi isteğiyle katolikliği tercih etmiş birisiydi. Bu tercihi yapmasında annesini bir trafik kazasında kaybetmesi etkili olmuş. Babamla karşılaşana dek bir manastırda yaşamış. Evlendikten sonra her ikisi de kilise korosunda görev yapmaya başlamışlar. Yani, ailem oldukça dindardı. Pazarları kiliseye giderdik. Pazartesi öğleden sonra katolik eğitimi aldığımız derslere devam ederdik. Birkaç yıl içinde de kilise ayinlerinde görev alacak hâle gelirdik

İslâmla ilgili ilk hatıram, dokuzuncu sınıfta aldığım sosyal bilimler dersine kadar uzanır. Sınıf arkadaşlarımdan birine, Eğer bir gün katolik kilisesinden ayrılırsam, Müslüman olacağım, dediğimi hatırlıyorum.

Sonraki yıllarda astronomiye ilgi duymaya başladım. Bilim kitaplarını okumayı hâlâ çok severim. Fakat o zamanlar, bu kitapları okurken Tanrının varlığını inkâr etme gibi bir düşünceye kapıldım. Kendimi bazen Ateist olarak tanımlamış olsam da, dinî meseleleri hep cazip ve büyüleyici bulmuşumdur. O dönemlerde özellikle Zen Budizmi ilgimi çekiyorsa da, farklı dinler hakkında bilgi edinmekten asla geri durmadım.

1982 yılında Uniteryan kilisesine mensup iki kişi ile tanıştım. Bu kilise farklı bir Hıristiyanlık anlayışına sahipti. Diğer mezheplerinin sahip olduğu teslis inancını reddediyorlardı. Tek bir Allah inancına sahiptiler. Bundan etkilendim ve Hz. İsanın tanrının oğlu değil, bir peygamber olduğuna inanmaya başladım. Uniteryan kilisesi kendini Ateist olarak ilân edenleri dışlamadığı için bu kiliseye üye olmaya karar verdim.


1985te Arizona Üniversitesinde eğitim görmeye başladım. Beşerî ilimlerde gerekli ders sayısını tamamlayabilmek için İslâm Medeniyeti dersini almanın ilginç olacağını düşündüm. Üniversiteden birkaç blok ötedeki İslâm Kültür Merkezinde yaptığımız bu dersin İslâmı tanımamda çok faydalı olduğunu itiraf etmeliyim. Fakat aynı ders, birkaç yıl sonra CIAye yaptığım iş başvurusu sırasında red cevabı alışımın da asıl sebebi olacaktı. Yaptığım başvuru kabul edilip mülâkata alındığımda ben işle ilgili sorular beklerken, onlar niçin İslâm medeniyetine ilişkin bir ders aldığımı kurcalamaya çalıştılar. Hiç merak etmeyin; o günden sonra CIA ile ilişkim olmadı.

Bir süre sonra N. J. Davutun Kurân tercümesini aldım. Az bir kısmını okudum. Fakat benim için verimli bir okuma dönemi olmadı. Çünkü derslerim çok yoğundu.

90lı yılların ortasında Delena isimli bir hanımla tanıştım. Kendisiyle telefonda görüşmelerimiz oluyordu. Arkadaşlığımız ilerleyince, kendisine birlikte bir akşam yemeği teklif ettim. Fakat bazı aksaklıklar oldu ve yemeğe gidemedik. Dışarıda buluşmak mümkün olmayınca, onu evinde ziyaret etmeye karar verdim. Odasının duvarında Müslümanlara ait bir takvim görünce merak edip sorular sormaya başladım. Onun birkaç yıl önce İslâmı kabul ettiğini öğrendim. Sonraki görüşmelerimizde hep İslâm hakkında konuşur olduk. Fakat arkadaşlığımız uzun sürmedi.

Delena ile görüşmelerimiz sırasında elimdeki Kurân tercümesiyle ilgili bazı sorunların olduğunu fark ettim. Bu yüzden, Muhammed Marmaduk Pickthall tarafından tercüme edilmiş yeni bir Kurân tercümesi satın aldım. İşte bununla Allahın sözleri kalbimde yankı bulmaya başladı. İslâmın temel kaynağı olan Kurânı daha ciddi mütalaa etmem gerektiğini düşündüm. Fakat din değiştirmeye henüz hazır değildim. Çünkü bilimsel şüpheciliğimden kaynaklanan problemlerim vardı. Kurânın gerçekten Allahın vahyi olduğunu ispatlayacak bir delil bulmak istiyordum.

Birkaç ay sonra elimdeki tercüme Kurânlar arasında ne tür farkların olduğunu araştırmak düşüncesiyle Ahmet Ali mealini satın aldım. Okumalarım sırasında Nahl Suresinin on beşinci âyeti dikkatimi çekti: Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz.

Bu ayetin izahında, Ali şu açıklamayı yapıyordu: Dağların yerkabuğunun içindeki uzantıları, ancak jeofizikte kaydedilen gelişmeler sonrasında keşfedilmiştir. Bunların yüksekliği 6 milden, 6000 mile kadar çıkabilir; ve yerkabuğu ile dünyanın merkezi arasında yer alırlar. Burada dengeleyici nitelemesinin kullanılması özellikle manidardır.


İşte bir süredir aradığım mantıklı delil karşıma çıkmıştı. Çünkü Hz. Muhammedin (a.s.m) yaşadığı dönemin şartları itibariyle Allahın yeryüzüne yerleştirmiş olduğu dengeleyici lerden bahsedebilmesi mümkün değildi. Bu büyüklükteki jeolojik yapıların bilinebilmesi, ancak sismolojik aletlerin bulunmasına paralel bir gelişmeydi. Böyle bir delil, Kurânın Hz. Muhammedin (a.s.m) hâlâ yaşayan bir mucizesi ve Allahın vahyi olduğunu kanıtlıyordu.


Hayatım bu halde geçip giderken, bir gün kendimle ilgili bir şeyi fark ettim. Elimin altında üç tane Kurân tercümesi vardı, ama ben hiç şehadet etmemiştim. Kazara ölecek olsam, insanlar evimdeki Kurân tercümelerine ve diğer İslâmî kitaplara bakıp benim Müslüman olduğumu düşünebilirlerdi. Vakit kaybetmeden şehadet getirmem ve Müslüman olduğumu ilân etmem gerektiğine karar verdim.

Bu kararımı uygulamak için İslâm Kültür Merkezine gittiğimde, bir süre içeri girip girmeme hususunda tereddüt yaşadım. İçimde pazarlık yapıp dururken, bir korkak gibi davrandığımı fark ettim. Çok can sıkıcı bir durumdu. Kendimi şehadet etmek istediği halde şehadet etmekten korkan biri gibi görmek beni rahatsız ediyordu. Bu rahatsızlıktan kurtulmak için tüm cesaretimi topladım ve içeri daldım. Bir süre sonra Hakim isimli biri yanıma gelerek yardıma ihtiyacım olup olmadığını sordu. İçimde bir yerlerde hâlâ Müslüman olma fikrinin tedirginliğini yaşıyordum. Ona Mescide katılmak için doldurmam gereken herhangi bir başvuru formu var mı? diye sordum. Hakimin cevabı hâlâ hafızamdadır: Burası bir kulüp değil dostum. Aslında bunu zaten biliyordum. Sonra bana şehadet etmek için mi orada bulunduğumu sordu. Evet, diye yanıtladım. Böylece Hakim ve Arap bir delikanlının şahitliğinde, pek aşina olmasam da, Arapça aslıyla şehadet getirdim ve Müslüman oldum.

Bu şehadetle ilgili sonraki yıllarda beni üzen tek bir şey var. O da şehadet gibi ulvi bir sözü o zaman yeterince hakkını vererek söyleyememiş olduğumu düşünmemdir. O yüzden şimdi yürekten inanarak ve coşkuyla tekrar söylemek istiyorum: Eşhedü en lâ ilahe illâllah ve eşhedü enne Muhammedün abduhu ve rasulühü.
Benim İslâm ile şereflenme yolculuğum, uzun ve meşakkatli bir yoldan oldu. Bu yolun sonunda aydınlık bir güne uyanmama katkısı olan herkesten Allah razı olsun diyorum.
 
Üst Alt