Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Rumeysa

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Eki 2005
Mesajlar
3,942
Aldığı Beğeniler
2,483
Konum
İstanbul
Takım
Galatasaray
Hz. Ömer (r.a) hicretin 18. yılında bir gurup sahabi ile birlikte Şam'a teftişe gitti. Yolda, Şam yakınlarında "Şerağ" denilen köye vardılar. Burada Şam valisi ve Suriye ordusu komutanı Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a) bazı askeri erkan ile Hz Ömer'i karşıladı ve Şam'da ciddi bir veba hastalığının yaygın olduğunu haber verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a), "Müfessirlerin imamı" diye bilenen Abdullah b. Abbas (r.a) vasıtasıyla beraberinde bulanan ashab-ı Kiram'ı kıdem sırasına göre istişare için huzuruna çağırdı. Önce ilk hicret eden Mekke'li müslümanları çağırdı. Peşinden Medine'li Ensar'ı çağırdı. Son olarak da Fetihten sonra Medine'ye hicret eden Kureyş'iileri çağırdı. Onlara, Şam'da yaygın bir veba hastalığının bulunduğunu haber verip, oraya gidip gitmeme konusundaki fikirlerini sordu.

Bazıları, Allah'a tevekkül edip Şam'a gidilmesini söylediler. Bazıları da bu tehlike ile yüzyüze gelmemek için Medine'ye geri dönülmesi görüşünü savundular. Hz. Ömer (r.a) onları huzurundan çıkardı, biraz düşündü ve Medine'ye geri dönme kararını verdi. Bunu onlara bildirdi. Halifenin Şam'a gelişini hararetle bekleyen Şam valisi Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a) bu karara üzüldü ve Hz. Ömer'e:

"Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?" diye sordu. Hz. Ömer (r.a) cevaben:

"Ey Ebu Ubeyde, keşke bu sözü senden başkası söyleseydi. Evet, biz, Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz" dedi ve yaptığı işin doğruluğunu anlatmak üzere Ebu Ubeyde'ye şunu sordu:

"Bana söyle bakalım; senin bir gurup deven olsaydı, sen onları bir tarafı otlu, diğer tarafı çorak olan bir derenin hangi tarafında otlatırdın? Eğer sen develerini otlu tarafta güder ve karınlarını doyurursan Allah'ın kaderiyle gütmüş olursun. Aynı şekilde onları derenin çorak tarafında güder ve aç bırakırsan, yine Allah'ın takdiriyle gütmüş olursun, ikisi de kaderdir; fakat sonuçlan bir değildir."

Hz. Ebu Ubeyde (r.a) bu hikmetli cevap karşısında sustu. Hz. Ömer sözünü bitirmek üzere iken, bazı işleri için oradan ayrılmış bulunan Abdurrahman b. Avf (r.a) yanlarına geldi. Meseleyi öğrenince, ded ki: "Benim bu konuda bildiğim bir hadis-i şerif mevcut. Ben Allah Rasülü'nün (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim:

"Bir yerde veba hastalığının bulunduğunu işittiğinizde oraya gitmeyin. Bulunduğunuz yerde veba görülünce de oradan kaçarak başka yere çıkmayın." Bu hadisi işiten Hz. Ömer (r.a) kendisinin istişare sonucunda aldığı kararın Rasulullah (s.a.v) Efendimizin hükmüne aynen uymasından dolayı Allahu Teala'ya hamd ve sena etti. Gerek hadisin hükmü ve gerekse aldığı karar gereğince Medine-i Münevvere'ye geri döndü.(Buharı, Tıbb,
 

silaucan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
1,962
Aldığı Beğeniler
7
Kader, kelime olarak, ölçme, takdir etme, biçime koyma ve şekillendirme gibi mânâlara gelir. Arapçada takdir etti, hisselere ayırdı ve herkese payını bölüştürdü mânâsına gelirken bir de aynı kelimenin, güç yetirdi, muktedir oldu gibi manaları vardır. bu lügat manasından çıkış yaparak "Kader'e ıstılah olarak şöyle bir tarif getirilebilir.
"Kader, Allah'ın (cc) kaza olarak takdir ve hükmettiği şeydir.

Aşağıda kaydettiğimiz âyet-i kerimeler de bu tarifi teyit eder mahiyettedir:


"Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olan her şeyi bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi O bilir. Yaş kuru ne varsa hepsi "Kitab-ı Mübin"dedir. "(En'am, 6/59)



De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir zarar ve fayda verecek durumda değilim. Her ümmet için bir süre vardır; süreleri sona erince bir saat bile geciktirilmezler ve öne de alınmazlar." (Yûnus, 10/49)


"Gökte ve yerde, görülmeyen her şey şüphesiz Kitab-ı Mübin'dedir." (Neml, 27/75)


"Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biz'iz. Her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır." (Yasin, 36/12)


Kaza ile kader bir yönüyle aynıdır. Diğer mânâda ise, kader, Allah'ın (cc) takdiri, kazâ ise, bu takdiri infaz ve yapılacak şeyi eda etmesi ve hükmü yerine getirmesi demektir.

Kader, her şeyi daha olmadan evvel ilmî plânda ve ilmî vücûduyla Allah'a (cc) vermektir. Olma havası içine girmiş ve olma silsilesi arasında yerini almaya çalışan eşya, levh-i mahfuzun istinsahları hâlinde, levh-i mahv ve isbatta, yine Allah'ın (cc) ilmi dahilinde olmak şartıyla, mükerrem melekler vasıtasıyla yazılıp kaydedilmektedir.

Kader, insanın kesbiyle Allah'ın (cc) yaratmasının mukârenet ve beraberliğidir. Yani insan, bir işe mübâşeret edip, iradesiyle o işin içinde bulunur ve Allah (cc) dilerse o işi yaratır. İşte kader, ezelî ve sonsuz ilmiyle eşyâyı olmadan evvel bilen Allah'ın (cc) yine olacakları daha olmadan evvel tesbit buyurmasıdır.
 

OTORITER

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
12 Ara 2005
Mesajlar
211
Aldığı Beğeniler
0
rumeysa bacim,
rabbim sizden razi olsun güzel bir konuya deyinmissiniz...
 
Üst Alt