- Üyelik Tarihi
- 17 Eki 2010
- Mesajlar
- 23
- Aldığı Beğeniler
- 0
- Takım
- Galatasaray
Kahraman, en basit ifadeyle, hal ve hareketleriyle, sözleriyle örnek alınan kişi demektir. Tabi bahsetmek istediğimiz kahraman ifadesi, daha çok çocukların örnek aldığı kimseler için kullanılmaktadır. Ancak hayatın hemen her alanında kahramanlara rastlamak mümkündür. Çizgi film kahramanları, Roman kahramanları ve diğer kahramanlar..
Konunun, tescilli Misyonerlerin dizilerde kahraman ilan edilmesi sürecine denk gelmesi ve öncesinde benzer pek çok adımın olması “Kahramanımız Kim?’’ sorusunu esaslı bir cevap aranmasını gerekli kılmaktadır. Çünkü günümüzde basın vd araçlar vasıtasıyla bakış açılarının esaslı biçimde değiştirilmesi söz konusudur. Sonrasında ise ‘Suçlu Kim?’ sorusu boy gösterecektir.
Kahraman konusunun en önemli muhatabı çocuklar ve gençlerdir şüphesiz. Çünkü ‘Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!’ ifadesindeki arkadaşların cansız veya sanal olanları da en az gerçeği kadar önemlidir. Bugün itibariyle, Öteki dünya olarak ifade edilen coğrafyaya baktığımızda aslında dünyadaki güç dengelerinin yönünü de somut örnekler olmaksızın görebiliriz. Mesela Batı Dışı Dünyaya bakıldığında, Türkiye tipik bir örnektir, Örümcek Adamların, Süpermenlerin, Pokemonların, Ka-yu’ların, Ben Ten’lerin (Okunuşları esas alınmıştır.) gençleri sarıp sarmaladığını görebiliriz. Bu kuşatma ile ilgili zaman zaman somut örnekler görmekle birlikte, son olarak minik yeğenimin Şişme Örümcek Adam’la aynı araçta çektirdiği fotoğrafı gördüğümde kahramanların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anımsadım. Üstelik fotoğrafın çekildiği Parkın ismi dâhil içindeki hemen her şey yabancı.
Batı kahramanlarının onlarca çeşidinin yer aldığı parkta Keloğlanların, Nasreddin Hoca’ların ve diğer kahramanların yer almaması ise başlı başına bir gizli işgalin belirtisi! Yani çocuklarımızı küçüklükten itibaren yabancılara kendi ellerimizle teslim ediyoruz!
Daha önce de başka bir yeğenimim çizgi film kahramanlarına özenerek ranzanın ikinci katından atlayıp ayağını incittiğini öğrenmiştim. Verilmiş sadakamız varmış ki örnek aldığı kahraman gibi uçmak için evin penceresinden atlamak istemesine karşın böyle bir tecrübe ile kurtulmuş olduk. Çünkü gerçekte bu şekilde ağır yaralar alan çocukların varlığını biliyoruz. Filmlerin gerçek olmadığını ısrarla söylememize rağmen maalesef elini açıp kapatarak, ilginç hareketler yaparak sihir-büyü yapmaya çalışıyordu. Aslında o kadar da anormal bir durum değil bu. Çünkü büyük televizyon kanallarında, sayısı bir elin parmağını bulan, belki de geçen sihir büyü filmleri boy göstermekte, bu durumda çocuklar hayal dünyasının sınırlarını zorlamakta ve gerçek ile hayalin ayırt edilememesinden kaynaklanan sorunlar yaşanmaktadır. Üstelik kahraman olarak bilinen kimseler de ortalama insan için itici sayılabilecek enteresan tipler. Fakat maalesef bu tür çarpıklıklar tam gaz devam etmektedir.
Kitle iletişim araçları vasıtasıyla toplumsal değerlerin aşındığı zaman diliminde Batı’nın kahraman olarak sunduğu tiplerin şekillendirdiği çocuklarımız geçmişine, Tarihine yabancı kalmakta ve bir bakıma ileride boy gösterecek aşağılık kompleksinin temelleri atılmaktadır. Çünkü artık iyi olan her şeyi Batı’ya has bilmekte ve kendi çevresindeki her şeye kompleksle yaklaştığı için ortaya Necip Mahfuz, Selman Rüşdi gibi tiplerin yerli versiyonları çıkabilmektedir! Bu ise masum oyunlarla başlayan süreçte diğer şekillendiricilerle birlikte beyinlerin işgal edilmesinin doğal sonucudur!
Batı’nın tüm kahramanlarının kötü olduğu ve Batı’dan gelen her şeye uzak kalınması kastedilmiyor burada. Elbette Polyanna gibi zararsız kahramanlara ihtiyaç vardır; ancak dikkat edilirse Polyanna gibi, tabi ki doğru bakış açısıyla, yararlı kahramanlar yalnızca kişisel gelişim kitaplarına konu olurken diğer zararlı kahramanlar, hayatın hemen her alanında bağdaş kurmuştur. Üstelik bazıları da yabana atılmayacak roller üstlenmektedir. Mesela Süpermen’in, asırlarca Diaspora’da yaşayan Yahudi tipinin ürünü olduğu bilinmektedir. İki Yahudi kardeşin kendilerine kurtarıcı olarak tasarladığı Süpermen’in kıyafetindeki Siyon Yıldızı önemlidir. Yalnızca bu örnek bile çocuk kahramanlarının dikkatle seçilmesi gerektiğini gözler önüne seriyor.
Meselenin önemli bir boyutu da bu kahramanların basit birer film kahramanı olmayıp birer işgalci kadar önemli rol oynamasıdır. Çünkü her bir kahraman, yalnızca fiili olarak örnek alınmamakta ve mesela Örümcek adamı, Süpermen’i örnek alan bir genç, onun çantalarını kullanmakta, tişörtlerini giymekte, yatak örtülerini kullanmakta ve hayatın hemen her alanında bir nevi işgal yaşanmaktadır. Bu durumda, geçmişte savaş yoluyla girilemeyen mekânlar ve tahrip edilemeyen değerler, Kapitalizmin başat rolüyle birer ikişer işgal edilmektedir. Tam da burada, fiilî işgal, yapılacak en son ve en basit iş olarak boy göstermektedir. Hatta kimi ülkelerde fiilî işgale gerek kalmamakta, bir nevi somut zihin operasyonlarıyla işgalle amaçlanan tüm kazanımlar elde edilmektedir!
Öte yandan kahraman meselesi yalnızca çizgi film, çizgi romanlarla sınırlı değildir. Holywood fimleri aracılığıyla da büyük tahribatlar yapılmaktadır. Yani meselenin birinci dereceden muhatabı yalnızca çocuklar değildir. Mesela Ceki Cen, Van Dam, Brus li (Yine okunuş esas alınmıştır.) gibi kahramanlar, filmler aracılığıyla Batı’nın ve Doğu’nun batısı olan Çin’in propagandasını yapmaktadır. Holywood yapımı filmlerde Batı’nın işgalleri özgürlük operasyonu gibi lanse edilmekte (Kartal 1, Kartal Darbesi gibi), Batı’nın kendi insanının canına verdiği değer ifade edilmekte ( Er Ryan’ı Kurtarmak..), “Batı Dışı Mazlum Toplumlar’’ terörist olarak lanse edilmektedir. İşte bu tür adımlar Batı emperyalizminin öncü kollarıdır ve Öteki dünyanın tahribinde önemli roller üstlenmektedir! Bu yüzdendir ki 90’lı yıllarda meclis kararıyla Amerikan filmleri yasaklandığında dönemin Kovboyu özel telefonla mehum Özal’ı arayarak bu yasağı kaldırtmıştır! Çünkü bu tür filmler, beyin yıkama vasıtası olmakla birlikte batı tarzı tüketimi tetiklemekte ve Kapitalizmin gediklileri iş yapmaktadır. Yine filmlerin hemen ertesinde film kahramanlarının giydiği kotlar vd kıyafetler kapış kapış gitmektedir.
Bütün bu olumsuzluklara karşın ötede mütevazı duruşu ile gerçek kahramanlar durmaktadır. Çocuklara dürüstlüğü öğreten Keloğlan’lar, paha biçilmez hayat dersleri veren Nasreddin Hoca’lar, arkadaş canlısı Topuzlar ve daha niceleri!.. Biraz ileride, oyun çağında iken her şeyi göze alarak cepheye silah taşıyan 120’ler, oyun çağında ateş hattına atılan isimsiz kahramanlar, Müstecipler, Seyit Onbaşı’lar ve daha niceleri.. Yine, Millî kahramanlar, Tarkan’lar, Karaoğlan’lar, Kara Murat’lar, Battal Gazi’ler, Deli Balta’lar…
Avrupa’nın çeşitli araçlar vasıtasıyla tüm dünyayı ağlarına aldığı dönemlerde yerli kahramanlar da tüm imkânsızlıklara rağmen boy göstermiş ve her şeye rağmen önemli roller üstlenmişlerdir. Günümüzde kompleksli zihniyet sahiplerince kıyasıya eleştirilen Kara Murat ve benzeri filmler, aslında Emperyalizme karşı fiilî mücadelenin bir devamı niteliğindeydi ve bu tür filmlerin her biri Tarih sayfalarına altın harflerle yazılmayı hak etmektedir. Çünkü her şeyin iyisini Batı’dan görmeye şartlandırılan ve silikleştirilen nesillerin şanlı maziden güç alarak kendilerini toparlamasında bu tür filmler de önemli rol oynamıştır. Doğaldır ki bu tür filmlerin, Rusya’ya karşı Dinî ve Millî hisleri kullanan Amerika desteğiyle yapıldığını iddia eden fikirler de fazlasıyla mevcuttur. Bu tür filmler, 70’li 80’li yılların geçer akçesini, söylemeye gerek yok!, filmlerde fazlaca kullansa da genel tema her şeye rağmen takdire şayandır ve bugün Millî-Manevî değerlere sahip devlet büyüklerinin önemli kısmı bu tür filmlerle büyümüşlerdir. Tabi öznemiz insan olduğu için hayatın her alanında olduğu gibi bu tür filmlerin de sakıncalı yönleri olabilir. Gençlerin şiddete özenmesi gibi. Ancak bu şiddet, yabancı kahramanların neden olduğu tehlikeli boyutlara, özümseme, ulaşmamıştır!
Meselenin biraz daha ileri boyutu, maalesef çocuklar ve gençlerden çok yetişkin ve olgun kesimi kapsamaktadır ve ne acıdır ki burada dış tehditten çok dış güdümlü iç tehdit sorunu ortaya çıkmaktadır! Çizgi filmler, Çizgi Romanlar ve Yabancı dizilerin bugüne dek gerçekleştirdiği tahribat ortada iken bugün Sandığın sağa gerisinin sola emanet olması sayesinde (!) artık zararlı yayınlara televizyon dizilerinde rastlamak iyice sıradanlaştı! Daha önce Hatırla Sevgili adlı dizide (Atv) pek çok çarpıklık boy göstermişti, sonrasında Bu Kalp Seni Unutur mu? adlı dizide (Show Tv) ortaya ilginç kahraman portreleri (!) çıktı ve son olarak tescilli Misyoner bir şahsiyet, aynı isimle bir dizide (Kanal D) boy gösterdi. Tabi farklı dizilerde de doğrudan temas olmamakla birlikte benzer durumlara rastlamak fazlasıyla mümkündür!
İşte tam da bu nokta meselenin ciddiyetinin sorgulanması gereken yerdir! Bugün itibariyle, geçmiş yıllarda şu veya bu şekilde Emperyalist devlere/devletlere alet/maşa olan gençlerin durumu her şeye rağmen üzüntü vericidir! Ancak meselenin tüm boyutları gözler önünde iken meşhur bir Ak Kaşık hevesi boy göstermekte ve istisnalara rağmen, geçmişte bir tarafa karşı çıkarken ötekine maşalık yapanlar bugün kahraman yapılmaktadır! Yine Misyonerlerin çokça kullandığı Yardımsever, Hayırsever maskesi altında eğitim faaliyetleri yürütülmekte ve bir yandan maddi eğitim verilirken ötede kat be kat fazlası farklı metodlarla geri alınmaktadır! Üstelik moda olduğu üzere, bu kısırdöngüler gayet normal karşılanmakta, buna karşı meşru dairede yapılan karşı çıkışlar da tahammülsüzlük, yabancı düşmanlığı, yobazlık olarak lanse edilmektedir! Ayıplar normal, ayıbı eleştirmek ise anormal olduğu için (!) aksi sesler kolayca bastırılmaktadır!
Görüldüğü gibi kahramanların hayatımızdaki rolü oldukça büyüktür Hatta sözü fazla uzatmadan meseleyi özetlemiş olmak için yerli kahramanlarla büyüyen nesillerle yabancı kahramanlarla büyüyen nesiller arasında büyük farklar olduğunu söyleyebiliriz. Bu konu aslında daha çok Sosyolojik ve Psikolojik boyutlar taşımaktadır; ancak hayatın ileriki aşamalarında çeşitli vasıtalarla yabancı ideolojik kahramanların ağına düşülmemesi durumunda yerli kahramanlarla büyüyen nesillerin çok daha sağlam bir geleceğin temel taşlarını oluşturduğunu söyleyebiliriz. . Ancak maalesef, süreç içerisindeki ihmaller nedeniyle günümüzde sahte kahramanlar vasıtasıyla silik bir geleceğin temeli oluşturulmaktadır. Ancak mesele tek boyutlu olmadığı için gelecek adına ümitsizliğin yersiz olduğunu söyleyebiliriz. Tabi bu mantıkla geleceğin aynı ölçüde olumsuz biçimde yaşanacağını söyleyemeyiz. Türkiye’nin Siyasi, Ekonomik, Kültürel vd alanlarda gelişmesiyle birlikte bu gelişmişlik psikolojisi Sosyal alana da yansıyacak ve geçmişte olduğu gibi dünya coğrafyasına yön veren sağlam nesiller ortaya çıkacaktır. Osmanlı döneminde nasıl Batının hemen her köşesinde Şark Köşeleri ve diğer örnekler varsa yakın bir gelecekte aynı şekilde Doğu dünyası evrensel örnekler teşkil edecektir. Burada Batıyı örnek almayı eleştirip Doğu’yu model olarak görmenin/göstermenin tutarlı olmadığı söylenebilir; ancak Doğu ile Batı’nın dünya coğrafyasına getirdikleri, olumlu-olumsuz yönde, birbirine tamamen zıttır ve Doğu’nun dünya coğrafyasına vaat ettiği yaşanabilir bir dünya iken Batı’nın getirdikleri ortadadır. Öte yandan her insan öncelikle kendisi olduğu için herkes önce kendi toplumunu kalkındırmakla yükümlüdür. Evrenselliğin yakalanması durumunda ise zaten tüm insanlığın saadeti yolunda adımlar atılabilecek ve Çifte Standartsız adalet boy gösterecektir. Bu bağlamda kahramanların hayatımızdaki rolü bir kez daha ortaya çıkacaktır. Çünkü bir film, roman kahramanı veya ideolojik kahraman, çocuğun hayatını önemli ölçüde etkilemektedir!
Sonuç itibariyle kahramanların hayatımızda büyük öneme sahip olduğunu söyleyebiliriz. Kahramanların doğru seçilmesi durumunda daha sağlam nesiller yetişecek ve bu durum hayatın hemen her alanında etkili olacaktır. Aksi durumda bile Türkiye’nin dünya coğrafyasındaki etkinliğinin artmasıyla birlikte Batı’nın hemen her alandaki etkinliğiyle birlikte kahramanlar konusundaki etkinliği de kırılacaktır. Yani yabancı kahramanlarla yetişen nesiller kaygı vericidir ve silik bir geleceğin temellerini atmaktadır. Ancak Siyasi, Ekonomik vd alanlarda atılan somut adımlar ve gelecek adına ümit veren somut gelişmelerle evrensellik yakalanacak ve güçsüz Batı’nın modelleri yerini güçlü Doğu’nun modellerine bırakacaktır.
İçerideki durumlara gelince; bu tür Truva oyunlarına karşı makul çerçevede gerekli adımların atılması zaruridir. Zaten Güdümsüz Tarih Makinesi, hayatın hemen her karesinde, önemli işlevi olmayanlar da dahil olmak üzere, bir kahraman kaydederken karşı takıma yaranmak için kendi kalesine gol atan ve boğazını sıkanlara gülümseyen tipleri daima aslına uygun biçimde kaydetmiştir ve kaydedecektir!..
Şimdi tekrar soralım. Kahramanımız kimdi? Kahramanımız kim? Çocuklarımızın kahramanı kim? Ve can alıcı soru: Suçlu Kim?
05. 10. 2010.
Konunun, tescilli Misyonerlerin dizilerde kahraman ilan edilmesi sürecine denk gelmesi ve öncesinde benzer pek çok adımın olması “Kahramanımız Kim?’’ sorusunu esaslı bir cevap aranmasını gerekli kılmaktadır. Çünkü günümüzde basın vd araçlar vasıtasıyla bakış açılarının esaslı biçimde değiştirilmesi söz konusudur. Sonrasında ise ‘Suçlu Kim?’ sorusu boy gösterecektir.
Kahraman konusunun en önemli muhatabı çocuklar ve gençlerdir şüphesiz. Çünkü ‘Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!’ ifadesindeki arkadaşların cansız veya sanal olanları da en az gerçeği kadar önemlidir. Bugün itibariyle, Öteki dünya olarak ifade edilen coğrafyaya baktığımızda aslında dünyadaki güç dengelerinin yönünü de somut örnekler olmaksızın görebiliriz. Mesela Batı Dışı Dünyaya bakıldığında, Türkiye tipik bir örnektir, Örümcek Adamların, Süpermenlerin, Pokemonların, Ka-yu’ların, Ben Ten’lerin (Okunuşları esas alınmıştır.) gençleri sarıp sarmaladığını görebiliriz. Bu kuşatma ile ilgili zaman zaman somut örnekler görmekle birlikte, son olarak minik yeğenimin Şişme Örümcek Adam’la aynı araçta çektirdiği fotoğrafı gördüğümde kahramanların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anımsadım. Üstelik fotoğrafın çekildiği Parkın ismi dâhil içindeki hemen her şey yabancı.
Batı kahramanlarının onlarca çeşidinin yer aldığı parkta Keloğlanların, Nasreddin Hoca’ların ve diğer kahramanların yer almaması ise başlı başına bir gizli işgalin belirtisi! Yani çocuklarımızı küçüklükten itibaren yabancılara kendi ellerimizle teslim ediyoruz!
Daha önce de başka bir yeğenimim çizgi film kahramanlarına özenerek ranzanın ikinci katından atlayıp ayağını incittiğini öğrenmiştim. Verilmiş sadakamız varmış ki örnek aldığı kahraman gibi uçmak için evin penceresinden atlamak istemesine karşın böyle bir tecrübe ile kurtulmuş olduk. Çünkü gerçekte bu şekilde ağır yaralar alan çocukların varlığını biliyoruz. Filmlerin gerçek olmadığını ısrarla söylememize rağmen maalesef elini açıp kapatarak, ilginç hareketler yaparak sihir-büyü yapmaya çalışıyordu. Aslında o kadar da anormal bir durum değil bu. Çünkü büyük televizyon kanallarında, sayısı bir elin parmağını bulan, belki de geçen sihir büyü filmleri boy göstermekte, bu durumda çocuklar hayal dünyasının sınırlarını zorlamakta ve gerçek ile hayalin ayırt edilememesinden kaynaklanan sorunlar yaşanmaktadır. Üstelik kahraman olarak bilinen kimseler de ortalama insan için itici sayılabilecek enteresan tipler. Fakat maalesef bu tür çarpıklıklar tam gaz devam etmektedir.
Kitle iletişim araçları vasıtasıyla toplumsal değerlerin aşındığı zaman diliminde Batı’nın kahraman olarak sunduğu tiplerin şekillendirdiği çocuklarımız geçmişine, Tarihine yabancı kalmakta ve bir bakıma ileride boy gösterecek aşağılık kompleksinin temelleri atılmaktadır. Çünkü artık iyi olan her şeyi Batı’ya has bilmekte ve kendi çevresindeki her şeye kompleksle yaklaştığı için ortaya Necip Mahfuz, Selman Rüşdi gibi tiplerin yerli versiyonları çıkabilmektedir! Bu ise masum oyunlarla başlayan süreçte diğer şekillendiricilerle birlikte beyinlerin işgal edilmesinin doğal sonucudur!
Batı’nın tüm kahramanlarının kötü olduğu ve Batı’dan gelen her şeye uzak kalınması kastedilmiyor burada. Elbette Polyanna gibi zararsız kahramanlara ihtiyaç vardır; ancak dikkat edilirse Polyanna gibi, tabi ki doğru bakış açısıyla, yararlı kahramanlar yalnızca kişisel gelişim kitaplarına konu olurken diğer zararlı kahramanlar, hayatın hemen her alanında bağdaş kurmuştur. Üstelik bazıları da yabana atılmayacak roller üstlenmektedir. Mesela Süpermen’in, asırlarca Diaspora’da yaşayan Yahudi tipinin ürünü olduğu bilinmektedir. İki Yahudi kardeşin kendilerine kurtarıcı olarak tasarladığı Süpermen’in kıyafetindeki Siyon Yıldızı önemlidir. Yalnızca bu örnek bile çocuk kahramanlarının dikkatle seçilmesi gerektiğini gözler önüne seriyor.
Meselenin önemli bir boyutu da bu kahramanların basit birer film kahramanı olmayıp birer işgalci kadar önemli rol oynamasıdır. Çünkü her bir kahraman, yalnızca fiili olarak örnek alınmamakta ve mesela Örümcek adamı, Süpermen’i örnek alan bir genç, onun çantalarını kullanmakta, tişörtlerini giymekte, yatak örtülerini kullanmakta ve hayatın hemen her alanında bir nevi işgal yaşanmaktadır. Bu durumda, geçmişte savaş yoluyla girilemeyen mekânlar ve tahrip edilemeyen değerler, Kapitalizmin başat rolüyle birer ikişer işgal edilmektedir. Tam da burada, fiilî işgal, yapılacak en son ve en basit iş olarak boy göstermektedir. Hatta kimi ülkelerde fiilî işgale gerek kalmamakta, bir nevi somut zihin operasyonlarıyla işgalle amaçlanan tüm kazanımlar elde edilmektedir!
Öte yandan kahraman meselesi yalnızca çizgi film, çizgi romanlarla sınırlı değildir. Holywood fimleri aracılığıyla da büyük tahribatlar yapılmaktadır. Yani meselenin birinci dereceden muhatabı yalnızca çocuklar değildir. Mesela Ceki Cen, Van Dam, Brus li (Yine okunuş esas alınmıştır.) gibi kahramanlar, filmler aracılığıyla Batı’nın ve Doğu’nun batısı olan Çin’in propagandasını yapmaktadır. Holywood yapımı filmlerde Batı’nın işgalleri özgürlük operasyonu gibi lanse edilmekte (Kartal 1, Kartal Darbesi gibi), Batı’nın kendi insanının canına verdiği değer ifade edilmekte ( Er Ryan’ı Kurtarmak..), “Batı Dışı Mazlum Toplumlar’’ terörist olarak lanse edilmektedir. İşte bu tür adımlar Batı emperyalizminin öncü kollarıdır ve Öteki dünyanın tahribinde önemli roller üstlenmektedir! Bu yüzdendir ki 90’lı yıllarda meclis kararıyla Amerikan filmleri yasaklandığında dönemin Kovboyu özel telefonla mehum Özal’ı arayarak bu yasağı kaldırtmıştır! Çünkü bu tür filmler, beyin yıkama vasıtası olmakla birlikte batı tarzı tüketimi tetiklemekte ve Kapitalizmin gediklileri iş yapmaktadır. Yine filmlerin hemen ertesinde film kahramanlarının giydiği kotlar vd kıyafetler kapış kapış gitmektedir.
Bütün bu olumsuzluklara karşın ötede mütevazı duruşu ile gerçek kahramanlar durmaktadır. Çocuklara dürüstlüğü öğreten Keloğlan’lar, paha biçilmez hayat dersleri veren Nasreddin Hoca’lar, arkadaş canlısı Topuzlar ve daha niceleri!.. Biraz ileride, oyun çağında iken her şeyi göze alarak cepheye silah taşıyan 120’ler, oyun çağında ateş hattına atılan isimsiz kahramanlar, Müstecipler, Seyit Onbaşı’lar ve daha niceleri.. Yine, Millî kahramanlar, Tarkan’lar, Karaoğlan’lar, Kara Murat’lar, Battal Gazi’ler, Deli Balta’lar…
Avrupa’nın çeşitli araçlar vasıtasıyla tüm dünyayı ağlarına aldığı dönemlerde yerli kahramanlar da tüm imkânsızlıklara rağmen boy göstermiş ve her şeye rağmen önemli roller üstlenmişlerdir. Günümüzde kompleksli zihniyet sahiplerince kıyasıya eleştirilen Kara Murat ve benzeri filmler, aslında Emperyalizme karşı fiilî mücadelenin bir devamı niteliğindeydi ve bu tür filmlerin her biri Tarih sayfalarına altın harflerle yazılmayı hak etmektedir. Çünkü her şeyin iyisini Batı’dan görmeye şartlandırılan ve silikleştirilen nesillerin şanlı maziden güç alarak kendilerini toparlamasında bu tür filmler de önemli rol oynamıştır. Doğaldır ki bu tür filmlerin, Rusya’ya karşı Dinî ve Millî hisleri kullanan Amerika desteğiyle yapıldığını iddia eden fikirler de fazlasıyla mevcuttur. Bu tür filmler, 70’li 80’li yılların geçer akçesini, söylemeye gerek yok!, filmlerde fazlaca kullansa da genel tema her şeye rağmen takdire şayandır ve bugün Millî-Manevî değerlere sahip devlet büyüklerinin önemli kısmı bu tür filmlerle büyümüşlerdir. Tabi öznemiz insan olduğu için hayatın her alanında olduğu gibi bu tür filmlerin de sakıncalı yönleri olabilir. Gençlerin şiddete özenmesi gibi. Ancak bu şiddet, yabancı kahramanların neden olduğu tehlikeli boyutlara, özümseme, ulaşmamıştır!
Meselenin biraz daha ileri boyutu, maalesef çocuklar ve gençlerden çok yetişkin ve olgun kesimi kapsamaktadır ve ne acıdır ki burada dış tehditten çok dış güdümlü iç tehdit sorunu ortaya çıkmaktadır! Çizgi filmler, Çizgi Romanlar ve Yabancı dizilerin bugüne dek gerçekleştirdiği tahribat ortada iken bugün Sandığın sağa gerisinin sola emanet olması sayesinde (!) artık zararlı yayınlara televizyon dizilerinde rastlamak iyice sıradanlaştı! Daha önce Hatırla Sevgili adlı dizide (Atv) pek çok çarpıklık boy göstermişti, sonrasında Bu Kalp Seni Unutur mu? adlı dizide (Show Tv) ortaya ilginç kahraman portreleri (!) çıktı ve son olarak tescilli Misyoner bir şahsiyet, aynı isimle bir dizide (Kanal D) boy gösterdi. Tabi farklı dizilerde de doğrudan temas olmamakla birlikte benzer durumlara rastlamak fazlasıyla mümkündür!
İşte tam da bu nokta meselenin ciddiyetinin sorgulanması gereken yerdir! Bugün itibariyle, geçmiş yıllarda şu veya bu şekilde Emperyalist devlere/devletlere alet/maşa olan gençlerin durumu her şeye rağmen üzüntü vericidir! Ancak meselenin tüm boyutları gözler önünde iken meşhur bir Ak Kaşık hevesi boy göstermekte ve istisnalara rağmen, geçmişte bir tarafa karşı çıkarken ötekine maşalık yapanlar bugün kahraman yapılmaktadır! Yine Misyonerlerin çokça kullandığı Yardımsever, Hayırsever maskesi altında eğitim faaliyetleri yürütülmekte ve bir yandan maddi eğitim verilirken ötede kat be kat fazlası farklı metodlarla geri alınmaktadır! Üstelik moda olduğu üzere, bu kısırdöngüler gayet normal karşılanmakta, buna karşı meşru dairede yapılan karşı çıkışlar da tahammülsüzlük, yabancı düşmanlığı, yobazlık olarak lanse edilmektedir! Ayıplar normal, ayıbı eleştirmek ise anormal olduğu için (!) aksi sesler kolayca bastırılmaktadır!
Görüldüğü gibi kahramanların hayatımızdaki rolü oldukça büyüktür Hatta sözü fazla uzatmadan meseleyi özetlemiş olmak için yerli kahramanlarla büyüyen nesillerle yabancı kahramanlarla büyüyen nesiller arasında büyük farklar olduğunu söyleyebiliriz. Bu konu aslında daha çok Sosyolojik ve Psikolojik boyutlar taşımaktadır; ancak hayatın ileriki aşamalarında çeşitli vasıtalarla yabancı ideolojik kahramanların ağına düşülmemesi durumunda yerli kahramanlarla büyüyen nesillerin çok daha sağlam bir geleceğin temel taşlarını oluşturduğunu söyleyebiliriz. . Ancak maalesef, süreç içerisindeki ihmaller nedeniyle günümüzde sahte kahramanlar vasıtasıyla silik bir geleceğin temeli oluşturulmaktadır. Ancak mesele tek boyutlu olmadığı için gelecek adına ümitsizliğin yersiz olduğunu söyleyebiliriz. Tabi bu mantıkla geleceğin aynı ölçüde olumsuz biçimde yaşanacağını söyleyemeyiz. Türkiye’nin Siyasi, Ekonomik, Kültürel vd alanlarda gelişmesiyle birlikte bu gelişmişlik psikolojisi Sosyal alana da yansıyacak ve geçmişte olduğu gibi dünya coğrafyasına yön veren sağlam nesiller ortaya çıkacaktır. Osmanlı döneminde nasıl Batının hemen her köşesinde Şark Köşeleri ve diğer örnekler varsa yakın bir gelecekte aynı şekilde Doğu dünyası evrensel örnekler teşkil edecektir. Burada Batıyı örnek almayı eleştirip Doğu’yu model olarak görmenin/göstermenin tutarlı olmadığı söylenebilir; ancak Doğu ile Batı’nın dünya coğrafyasına getirdikleri, olumlu-olumsuz yönde, birbirine tamamen zıttır ve Doğu’nun dünya coğrafyasına vaat ettiği yaşanabilir bir dünya iken Batı’nın getirdikleri ortadadır. Öte yandan her insan öncelikle kendisi olduğu için herkes önce kendi toplumunu kalkındırmakla yükümlüdür. Evrenselliğin yakalanması durumunda ise zaten tüm insanlığın saadeti yolunda adımlar atılabilecek ve Çifte Standartsız adalet boy gösterecektir. Bu bağlamda kahramanların hayatımızdaki rolü bir kez daha ortaya çıkacaktır. Çünkü bir film, roman kahramanı veya ideolojik kahraman, çocuğun hayatını önemli ölçüde etkilemektedir!
Sonuç itibariyle kahramanların hayatımızda büyük öneme sahip olduğunu söyleyebiliriz. Kahramanların doğru seçilmesi durumunda daha sağlam nesiller yetişecek ve bu durum hayatın hemen her alanında etkili olacaktır. Aksi durumda bile Türkiye’nin dünya coğrafyasındaki etkinliğinin artmasıyla birlikte Batı’nın hemen her alandaki etkinliğiyle birlikte kahramanlar konusundaki etkinliği de kırılacaktır. Yani yabancı kahramanlarla yetişen nesiller kaygı vericidir ve silik bir geleceğin temellerini atmaktadır. Ancak Siyasi, Ekonomik vd alanlarda atılan somut adımlar ve gelecek adına ümit veren somut gelişmelerle evrensellik yakalanacak ve güçsüz Batı’nın modelleri yerini güçlü Doğu’nun modellerine bırakacaktır.
İçerideki durumlara gelince; bu tür Truva oyunlarına karşı makul çerçevede gerekli adımların atılması zaruridir. Zaten Güdümsüz Tarih Makinesi, hayatın hemen her karesinde, önemli işlevi olmayanlar da dahil olmak üzere, bir kahraman kaydederken karşı takıma yaranmak için kendi kalesine gol atan ve boğazını sıkanlara gülümseyen tipleri daima aslına uygun biçimde kaydetmiştir ve kaydedecektir!..
Şimdi tekrar soralım. Kahramanımız kimdi? Kahramanımız kim? Çocuklarımızın kahramanı kim? Ve can alıcı soru: Suçlu Kim?
05. 10. 2010.