Kalbim beytullah...
Hiçlikten kulluğa, karanlıktan aydınlığa, fırtınadan sonra çıkan gök kuşağı gibi, hayat yaşanmaya kaderi kabulenmeye değer..
Rabbim bir kader vermişse eğer, o kadere razı olmak, sevmek lazım , kader koca bir çınar ağacı gibi, çınar ağacının altında bir solukluk mesafe misafir olanlar , iyi kötü faydalı faydasız diye ayırmaksızın olduğu gibi kabullenmeli, ömrümüze konuk olanları sevmeliyiz.
Bizlere ne kadar acı verselerde..
Eğerki bizleri üzenler olmasaydı mutlu olmayıda bilemezdik. Kötüler olmasaydı iyilerin değerini nasıl bilirdik..
Sevmediklerimiz olmasaydı, sevdiklerimizi bu denli çok sevemezdik..
Lakin bu yaşamda kimi ne kadar çok seveceğimizi iyi düşünmeli. Hüzün ve kederde ilk aklımıza gelen bizi en çok seven olur. Unuttuğumuz..
Neş-eli iken aklımıza bile gelmez, oysa seven günde beş vakit bizi özlediğini söylerken kulaklarımızı tıkarız o güzel çağrıya..
Üstelik bize öyle cömertki sevgide ve taamda rızık ve nimetlerde..Bir türlü şükretmeyiz..
O güzeller güzeli eşi benzeri olmayan,hakimler hakimine..Kul yapısı taşlara hizmette kusur yapmayız.
Asıl hizmeti zikri hak edeni unuturuz..
Kabe-i muazzamayı ziyaret eder, belkide gittiğimizin sayısını bile unuturuz..
Halbuki Rabbimin yarattığı kabeyi ziyaret etmekten bir gönüle girmekten kaçarız..
Yunus emrenin dediği gibi..
Başın kır, ayağın kır,
kolun kır, elin kır,
sakın ola gönül kırma,
eğerki bir gönül kırdınsa,
ne abdestin abdest
ne namazın namaz olur..
Rabbim gönlü kırıkların yanında değil midir?..
Kabe-i muazzama Rabbimin evi kalp ise kabenin komşusu,
biri kul yapısı Rabbimin emri ile, diğeri ise Rabbimin yapısı..
Atalarımızın zikrettiği gibi:
La ilahe illallah -
La ilahe illallah -
La ilahe illallah -
kalbim beytullah
demeyi Rabbim daima son nefeste dahi cümlemize nasip etsin..
Gönül kıran değil gönüller kazanan kılsın...
Amin..
Hiçlikten kulluğa, karanlıktan aydınlığa, fırtınadan sonra çıkan gök kuşağı gibi, hayat yaşanmaya kaderi kabulenmeye değer..
Rabbim bir kader vermişse eğer, o kadere razı olmak, sevmek lazım , kader koca bir çınar ağacı gibi, çınar ağacının altında bir solukluk mesafe misafir olanlar , iyi kötü faydalı faydasız diye ayırmaksızın olduğu gibi kabullenmeli, ömrümüze konuk olanları sevmeliyiz.
Bizlere ne kadar acı verselerde..
Eğerki bizleri üzenler olmasaydı mutlu olmayıda bilemezdik. Kötüler olmasaydı iyilerin değerini nasıl bilirdik..
Sevmediklerimiz olmasaydı, sevdiklerimizi bu denli çok sevemezdik..
Lakin bu yaşamda kimi ne kadar çok seveceğimizi iyi düşünmeli. Hüzün ve kederde ilk aklımıza gelen bizi en çok seven olur. Unuttuğumuz..
Neş-eli iken aklımıza bile gelmez, oysa seven günde beş vakit bizi özlediğini söylerken kulaklarımızı tıkarız o güzel çağrıya..
Üstelik bize öyle cömertki sevgide ve taamda rızık ve nimetlerde..Bir türlü şükretmeyiz..
O güzeller güzeli eşi benzeri olmayan,hakimler hakimine..Kul yapısı taşlara hizmette kusur yapmayız.
Asıl hizmeti zikri hak edeni unuturuz..
Kabe-i muazzamayı ziyaret eder, belkide gittiğimizin sayısını bile unuturuz..
Halbuki Rabbimin yarattığı kabeyi ziyaret etmekten bir gönüle girmekten kaçarız..
Yunus emrenin dediği gibi..
Başın kır, ayağın kır,
kolun kır, elin kır,
sakın ola gönül kırma,
eğerki bir gönül kırdınsa,
ne abdestin abdest
ne namazın namaz olur..
Rabbim gönlü kırıkların yanında değil midir?..
Kabe-i muazzama Rabbimin evi kalp ise kabenin komşusu,
biri kul yapısı Rabbimin emri ile, diğeri ise Rabbimin yapısı..
Atalarımızın zikrettiği gibi:
La ilahe illallah -
La ilahe illallah -
La ilahe illallah -
kalbim beytullah
demeyi Rabbim daima son nefeste dahi cümlemize nasip etsin..
Gönül kıran değil gönüller kazanan kılsın...
Amin..