- Üyelik Tarihi
- 19 Tem 2010
- Mesajlar
- 1,008
- Aldığı Beğeniler
- 3
- Takım
- Galatasaray
Kalbin Temizlenmesi
Akıllı kimse kalbini ihmal etmez. Kimse kalbinin terbiyesini küçümseyemez. Bu iş, insanın en birinci işidir. Her mümin, Yüce Allah ile hukukunu ve dostluğunu kontrol etmelidir. Kalbinin katılığına üzülmeli, ağlamalı, bir çaresine bakmalıdır. Karnı acıkan bir müslüman, açlığını gidermeden nasıl rahat edemiyorsa, kalbinin ihtiyaç ve hastalıkları için de aynı çabayı göstermelidir. Yoksa derdi hiç bitmez. Kalbinin ilacına yönelen kimse, ciddi olmalıdır, ilacına ve doktoruna sımsıkı sarılmalıdır. Bu konuda büyük veli İmam Şarani (k.s) (973/1565) şu uyarıda bulunur:
“Sadık müride düşen işlerden birisi de kalbini bir hedefte toplamaktır. Allahu Teala onun önüne kamil bir mürşit koyduktan sonra artık dünyada hiç bir şeye iltifat etmemelidir. Çünkü, Allahu Teala ona kamil bir dostunu nasip etmekle dünya ve ahiret adına nasip edeceği bütün güzellikleri önüne sermiştir. Bundan sonra ona bu güzellikten nasibini almak düşer. Efendim Ali bin Vefa (r.a.) derdi ki:
“Eğer hakiki bir mürşit bulursan insanlığının hakikatini bulmuş olursun. Hakikatini bulunca, Allah’ı bulursun. Allah’ı bulunca da, her şeyi bulmuş olursun. Bütün mesele böyle bir mürşidi bulmaktır. Bunu anla, ganimet bil, istifade et!”(53)
Şeyh Zeynüddin el-Havafî (rah.) manevi terbiye işinde şu inceliğe dikkat çekiyor:
“Mürit, mürşidinden gördüğü bütün manevi yardımların aslında Rasûlullah’ın (a.s.) yardımı olduğunu, Efendimiz’in (s.a.v) yardımının da gerçekte Allahu Teala’dan geldiğini, mürşidin ve Efendimiz’in (s.a.v) buna birer vasıta olduğunu bilmesi gerekir. Allahu Teala’nın sünneti bizden önce böyle cereyan etmiştir, bundan sonra da değişmeyecektir. Biliniz ki, müridin kalbini mürşidine bağlayıp rabıta etmesinin, manevi fethin açılmasında büyük bir önemi vardır. Hatta işin temeli budur. Müritlerdeki feyzin kesilmesi ve manevi ilerlemenin durması ancak, tam bir teslimiyet ve sadık bir himmet arzusu ile mürşitlerine kalblerini bağlamamalarından kaynaklanmaktadır. Kalbi rabıtadan koparan şeylerin en büyüğü, mürşide içten itiraz etmektir."(54)
İmam Şaranî (k.s) kalbinin ilacını arayan hak aşıklarına şu mühim uyarıları yapar:
“Müride gereken edeplerden birisi de, zahiren ve batınen kötü edepten sakınmaktır. Çünkü sadık bir mürit, kalbini mürşidine bağladığı zaman önce, onun zahiri edepleriyle edeplenir. Bundan sonra mürşidin batınındaki manevi kuvvet ve sırlar müridin kalbine akar. Lamba fitilinin alttan yukarı gaz yağını çekmesi gibi, mürşidin kalp hazinesine bağlı bir kalp de oradaki ilim ve marifeti çekip alır. Mürşidin himmeti ve feyzi müridin kalbine geldiğinde, onu edepten uzak ve çirkin huylarla kirlenmiş bulunca geri döner. Mürşidin sözleri gibi, nazarları da fayda verir. Kim, iç alemini bütün kötü duygu ve arzulardan temizler ve mürşidine karşı edepli olursa, mürşidin kalbindeki nur ve feyizler onun kalbine intikal eder.
Bütün nefeslerini mürşidi ile geçirip değerlendiren, kendi iradesinden çıkıp mürşidinin iradesinde fani olan, ruhuyla onun ruhunda eriyip nurlarında kaybolan kimseye ne mutlu! Saadet ona! Bu kimse, mürşidine gösterdiği bu teslimiyetin sonucunda bir ileri dereceye yükselir. O, Allahu Teala’nın bütün emirlerine hiç itirazsız teslim olma derecesidir. Buna fena fillah denir. Manası, Yüce Allah’ın muradı ve sevgisinde yok olmak, her konuda nefsini Yüce Rabbine tabi yapmaktır. Bu duruma ulaşan kimse, daha önce mürşidinden ilim, irfan ve feyiz aldığı gibi, bundan sonra doğrudan Allahu Teala’dan ilim ve feyiz alacak bir duruma gelir. Bu, Allah’ın bir ihsanıdır. Onu dilediklerine ikram eder. Allah, büyük ihsan sahibidir."(55)
Görüldüğü gibi, bütün işlerin temeli sadakat ve edeptir. Din bütünüyle edep üzerine kurulmuştur. Tasavvuf tamamen edepten ibarettir. Edebi olmayan kimse imanın lezzetine ulaşamaz. Ariflerden Ebû Hafs’ın (k.s) belirttiği gibi, edebi zayi eden kimse, ilahî huzurda kabul görmez. O, kendisinin Cenab-ı Hakk’a yakın olduğunu düşünse de aslında çok uzaktadır.(56)
53) Şaranî, el-Envaru’l-Kudsiyye, I, 190.
54) Şaranî, el-Envaru’l-Kudsiyye, II, 84.
55) Şaranî, el-Envaru’l-Kudsiyye, II, 86.
56) Sühreverdî, Avarif, 54; Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliya, 422.
Kaynaklarıyla Tasavvuf II.cilt, I.bölüm
Akıllı kimse kalbini ihmal etmez. Kimse kalbinin terbiyesini küçümseyemez. Bu iş, insanın en birinci işidir. Her mümin, Yüce Allah ile hukukunu ve dostluğunu kontrol etmelidir. Kalbinin katılığına üzülmeli, ağlamalı, bir çaresine bakmalıdır. Karnı acıkan bir müslüman, açlığını gidermeden nasıl rahat edemiyorsa, kalbinin ihtiyaç ve hastalıkları için de aynı çabayı göstermelidir. Yoksa derdi hiç bitmez. Kalbinin ilacına yönelen kimse, ciddi olmalıdır, ilacına ve doktoruna sımsıkı sarılmalıdır. Bu konuda büyük veli İmam Şarani (k.s) (973/1565) şu uyarıda bulunur:
“Sadık müride düşen işlerden birisi de kalbini bir hedefte toplamaktır. Allahu Teala onun önüne kamil bir mürşit koyduktan sonra artık dünyada hiç bir şeye iltifat etmemelidir. Çünkü, Allahu Teala ona kamil bir dostunu nasip etmekle dünya ve ahiret adına nasip edeceği bütün güzellikleri önüne sermiştir. Bundan sonra ona bu güzellikten nasibini almak düşer. Efendim Ali bin Vefa (r.a.) derdi ki:
“Eğer hakiki bir mürşit bulursan insanlığının hakikatini bulmuş olursun. Hakikatini bulunca, Allah’ı bulursun. Allah’ı bulunca da, her şeyi bulmuş olursun. Bütün mesele böyle bir mürşidi bulmaktır. Bunu anla, ganimet bil, istifade et!”(53)
Şeyh Zeynüddin el-Havafî (rah.) manevi terbiye işinde şu inceliğe dikkat çekiyor:
“Mürit, mürşidinden gördüğü bütün manevi yardımların aslında Rasûlullah’ın (a.s.) yardımı olduğunu, Efendimiz’in (s.a.v) yardımının da gerçekte Allahu Teala’dan geldiğini, mürşidin ve Efendimiz’in (s.a.v) buna birer vasıta olduğunu bilmesi gerekir. Allahu Teala’nın sünneti bizden önce böyle cereyan etmiştir, bundan sonra da değişmeyecektir. Biliniz ki, müridin kalbini mürşidine bağlayıp rabıta etmesinin, manevi fethin açılmasında büyük bir önemi vardır. Hatta işin temeli budur. Müritlerdeki feyzin kesilmesi ve manevi ilerlemenin durması ancak, tam bir teslimiyet ve sadık bir himmet arzusu ile mürşitlerine kalblerini bağlamamalarından kaynaklanmaktadır. Kalbi rabıtadan koparan şeylerin en büyüğü, mürşide içten itiraz etmektir."(54)
İmam Şaranî (k.s) kalbinin ilacını arayan hak aşıklarına şu mühim uyarıları yapar:
“Müride gereken edeplerden birisi de, zahiren ve batınen kötü edepten sakınmaktır. Çünkü sadık bir mürit, kalbini mürşidine bağladığı zaman önce, onun zahiri edepleriyle edeplenir. Bundan sonra mürşidin batınındaki manevi kuvvet ve sırlar müridin kalbine akar. Lamba fitilinin alttan yukarı gaz yağını çekmesi gibi, mürşidin kalp hazinesine bağlı bir kalp de oradaki ilim ve marifeti çekip alır. Mürşidin himmeti ve feyzi müridin kalbine geldiğinde, onu edepten uzak ve çirkin huylarla kirlenmiş bulunca geri döner. Mürşidin sözleri gibi, nazarları da fayda verir. Kim, iç alemini bütün kötü duygu ve arzulardan temizler ve mürşidine karşı edepli olursa, mürşidin kalbindeki nur ve feyizler onun kalbine intikal eder.
Bütün nefeslerini mürşidi ile geçirip değerlendiren, kendi iradesinden çıkıp mürşidinin iradesinde fani olan, ruhuyla onun ruhunda eriyip nurlarında kaybolan kimseye ne mutlu! Saadet ona! Bu kimse, mürşidine gösterdiği bu teslimiyetin sonucunda bir ileri dereceye yükselir. O, Allahu Teala’nın bütün emirlerine hiç itirazsız teslim olma derecesidir. Buna fena fillah denir. Manası, Yüce Allah’ın muradı ve sevgisinde yok olmak, her konuda nefsini Yüce Rabbine tabi yapmaktır. Bu duruma ulaşan kimse, daha önce mürşidinden ilim, irfan ve feyiz aldığı gibi, bundan sonra doğrudan Allahu Teala’dan ilim ve feyiz alacak bir duruma gelir. Bu, Allah’ın bir ihsanıdır. Onu dilediklerine ikram eder. Allah, büyük ihsan sahibidir."(55)
Görüldüğü gibi, bütün işlerin temeli sadakat ve edeptir. Din bütünüyle edep üzerine kurulmuştur. Tasavvuf tamamen edepten ibarettir. Edebi olmayan kimse imanın lezzetine ulaşamaz. Ariflerden Ebû Hafs’ın (k.s) belirttiği gibi, edebi zayi eden kimse, ilahî huzurda kabul görmez. O, kendisinin Cenab-ı Hakk’a yakın olduğunu düşünse de aslında çok uzaktadır.(56)
53) Şaranî, el-Envaru’l-Kudsiyye, I, 190.
54) Şaranî, el-Envaru’l-Kudsiyye, II, 84.
55) Şaranî, el-Envaru’l-Kudsiyye, II, 86.
56) Sühreverdî, Avarif, 54; Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliya, 422.
Kaynaklarıyla Tasavvuf II.cilt, I.bölüm