Kalblerin birleşmeleri cemaatin ruhudur
Kalbleri birleşmeyen bir mahalle veya câmi ferdlerinin topluluğu, tavuk topluluğundan başkasıyla ifade edilemez. Hâşâ va'z, nasihat ve ezandan.. Sümme hâşâ İslâmî ibadetten ve camilerden.. Kalbleri birleşmeyen mahalle ve câmilerin topluluğu tavukların topluluğu gibidir. Meselâ, birisi eline birşey alır: "Bili bili" diye tavukları çağırır; tavuklar koşar gelir: saman buldularsa kaçarlar; tane bulurlarsa toplanırlar. Amma nasıl toplanır.. Bakarsın bir tavuk kümeden bir parça alır kaçar. Onun kaçışını gören bir iki tavuk daha, bu kümeyi bırakır, arkadaşının kaçırdığı tanenin peşine düşer... Kızdırmayalım...
Şimdiki partilerin, cemiyetlerin, kooperatiflerin,şirketlerin hali böyle değil mi?.. Böyle cemaatin varlığı yokluğundan beter... Caminin içinde saflarda eğri büğrü duran ferdlerin arasında şeytan dolaşır... Bu hadisle sabittir. Biri vâizin sözünü çalar; dışarş çıkar. Diğeri va'zı bırakır, laf çalanın peşine düşer. Böylece müridler...
Öyleyse İslâmi cemaat nasıl olmalıdır?
İslâmi cemaat ferdlerinin kalblerindeki samimiyet kablolarının uçları, Allah için sevgi bağıyla, imamların teslim trafosunda birleşir. Tekbir alırken Allâhu Ekber bir ağızdan derler. Hep beraber.. İşte bu tekbîr, ferdlerin kalblerindeki hırs, ihtiras, kibirlilik, nifak ve hased putlarını yok eder. Çünkü bunlar samimiyet, muhabbet ve İslâma teslim sigortasını patlatır. Ve bunların yokluğu ile iman kalbe nüfuz eder, kalbde parlar.
İşte bu putları yıkmak ve berteraf etmek hikmetine mebnî, cemaatle namaz kılmak emredildi. Ve dergâh-ı İlâhiyye'de, fazilet olarak, cemaatle kılınan namaz, tek olarak kılınan namazdan yirmibeş hatta yirmi yedi derece daha üstün olmuştur. Bu üstünlük neden?.. Bu üstünlük; kalblerin birleşmesinden Allah Teâlâ'nın fazl u kereminden imam ve cemaatine inen feyz-i İlâhiyye'den... Evet, bu feyzi almayan cemaatin ferdleri, sâdece cemaatin süretinden bir sevap alırlar. Tabiî ki hakîkî cemaat olursa, yirmiyedi kat sevab alırlar. Müslim ve Buhârî'nin tahric ettikleri, İbni Ömer'den, radıyallâhu anhumâ, gelen bir rivayette Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
H.72-"Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmiyedi derece daha faziletlidir.”
Üç kişiden müteşekkil bir cemaate şeytan musallat olamadığı gibi, böyle bir cemaate kafirler de galebe çalamazlar. Mü'minlerden bir kişi, kafirlerden on kişiye bedeldir. Bu, ayetle sabittir. Acaba bir kalb üzere, bir safta sık ve düzgün duran onbin kişiden müteşekkil bir cemaatin ferdleri, bir agızdan, hep beraber Allâhu Ekber demekle ne kadar enerji yağdırır.. Ne kadar yağdırırsa o nisbette şeytanları yakar ve kafirleri korkuturlar. Eğer şimdiki cemaatlerin kalblerinde samimiyet, muhabbet ve teslim olsa, elbette bu cemaatten bir ferd, on şeytanı öldürmüş, on kafirin kalblerine korkuyu doldurmuştur. İşte bu üç kutub kalbe hakim olmadığından, on mü'min bir kafirden korkar.
Ashâb-ı kiram, tâbiîn, etbâî tabiîn ve ardınca giden din mücahidlerinin kafirlere verdikleri korku, kılıçlarından daha fazla tesir ederdi. Burada İslâmî camaatin ferdlerinden Kânûnî Sultan Süleyman'ın bir hatırası aklıma geldi. Onu yazmaktan kendimi alamadım.
Kânûnî'nin dostlarından bazı tüccarlar Fransa'ya gitmişler. Dönüşlerinde Sultan'ın meclisine gidip, dallandıra ballandıra gördükleri dansı anlatmışlar. Sultan kemâl-i dikkatle dinlemiş ve hikayenin bitiminde kızgınlığını belirterek kâtibi çağırtmış ve söylemiş:
Ben ki kırksekiz krallığın hakanı Kânûnî Sultan Süleyman Hân'ım. Sefîrimden aldığım malumatla memleketinizde dans nâmı altında kadın, erkek birbirine sarılarak "alâmil-i nâsin" (yani, insan topluluğun gözü önünde) oyuna icra etmekte ve bu hayâsızlığı yapmakta olduğunuz mesmûu şahanem olmuştur. (Yani, şahane ku-
lağıma gelmiştir.) Hem hudud olmaklığımız itibariyle iş bu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali muvâcehesinde, nâme-i humâyunumuzun yedeyne (yani elinize) vusûlünden itibaren hâtime vermediğinizin takdîrinde bizzat ordu-i humâyunumla gelip mena muktedirem.
Bu mektub Fransa'ya vardıktan sonra, Fransızlar tam yüz sene, açıkta dans yaptırmıyorlar
Ne fayda ki cemaatin ferdleri, hatta imamının, Allâhu Ekber deyip namaza girmeleri anında dahi sokak ve çarşılarda gördükleri sûi muaşeret ve açık saçıklar ne gözden ne de kalbden silinmiyor. Ve bu yüzden cemaat ferdleri safta eğri büğrü duruyor. Adamın yüzü kıblede amma, gönlü çarşı pazarda.. Cemaatin hali bu... Bir kişinin karşısında yankı olmaksızın bağırışı ayrıdır; bin kişinin de ayrıdır. Böylece bir ferdin elini kaldırıp Allah Teâlâ'ya yalvarışı ayrıdır; bin ferdden müteşekkil bir cemaatin yalvarışı da ayrıdır. Allah Teâlâ Zülcelal Hazretleri, yalvaranın kalbine göre muamele eder; bir de zahiri edebine...
Cemaatte bir ferdin ilticası, cemaatin haricindeki yirmiyedi ferdin ilticasına bedeldir. Kalblerde teslim, ihlas ve muhabbet olsa, kabulü de o nisbette olur. Böylece onbin ferdden müteşekkil bir cemaat düşün ki, ne kadar kafire mukavemet eder ve galib gelir.
Hasılı, dağınık on rakamın toplamı ondur. Lakin bir safta, bir izde, ard arda yazılan on rakam, on değildir. Böylece topukları bir izde, kalbleri bir noktada, dikkatleri şeriatte, şuurları imama uymakta Ta'dîl-i erkan üzere cemaatle namaz kılan on kişiden müteşekkil bir saf da on değil bilakis 1.111.111.111 kişi eder. İşte "Allah'ın kuveti cemaatle beraberdir" üstün sözünün hikmeti budur. İşte İslama göre istenilen bir cemaat olmadığı için, görüldüğü gibi milyar müslüman ferdlerinin kalblerinde tanışma, dayanışma, yardımlaşma diye üç esasın üzerine kurulan ihlas, muhabbet ve teslim binası olmadığından, bir milyar dağınık müslümanlar, bir ferd gibi görülmektedir. yani on kişi..
Bir mahallede yaşayan ve bir câmide bir imamın arkasında namaz kılan her ferdin; gerek Rabb Teâlâ'ya ve gerekse kullarına karşı kalbindeki kufran-ı nimet, isyan arzusu, nimeti ve faydalı şeyleri sadece nefsine tahsis etmek ve mukafat almakta ön safta yer almak yahud şöhret arzusu veyahud gösteriş yapmaktan arınması, cemaatleşmenin şartıdır. İşte bu şartın varlığıyla cemaat var olur. Ve aralarında ittihad, vahdet canlanır. Şubhesiz bu varlığa ve bu ruha ulaşmak için hem Allah'a yalvarmak hem de bilfiil tatbik arzusunda bulunmak ve hemen bu işe başlamak lazımdır, elzemdir. Bilfiil başlamak, başarmaktır. Ümidsizlik en kötü bela...
Üstad İsmail Çetin Kuddisesurruhu.
Cemaat, s.47
Cemaat, s.47