- Üyelik Tarihi
- 20 Ağu 2006
- Mesajlar
- 3,305
- Aldığı Beğeniler
- 26
- Takım
- Diğer
KALP İLAHİ HUZURU ARAR
Göz, kulak, el, ayak halka bakan pencerelerdir. Ancak terbiye olursa Hakka bakar. Terbiye olmazsa, göz eşkiyanın da gözüdür. Gözün ne suçu var? Gönlünü agart ki, gözün isabetli görsün. Göz neferdir. Suç akılda ve kalptedir. Nefis terbiye olmazsa, akılla kalp de beş kuruş etmez.
Hakka bakan pencereye gelince, o kalptir. O ruhtur, sırdır, hafidir, ahfadır, nefistir. Allahu Tealânın azametini bu beş pencere ile tanırız.
Kalp, huzur-u ilâhîye ve Allahu Tealânın azametine gark olmak ister. Kalp Allahu Tealâyı bilme, tanıma ve sevmede nihayetsiz bir istidad ile yaratılmıştır. İnsanın kalbi kainatın genişliğini içine alabilecek kabiliyettedir. Ama ıslah olmazsa, o kalp dünya muhabbetine gark olur. Kimisi malına, kimisi makamına, kimisi siyasetine...
Kalp fotoğraf makinası gibidir. İster eşkıyanın, ister kötü kadının, istersen Kâbenin resmini çek. Makinanın suçu yoktur. Suç veya sevap onu çeken eldedir.
Nefsini ağartırsan, kalp Hakkın azametini, ilâhî muhabbeti ve marifeti çeker. Terbiye etmezsen, fuhşiyatı, hıyaneti, zulmaniyeti çeker.
Kalp, Allahu Tealânın azametini bilecek kadar yüksek kabiliyette yaratılmıştır dedik. Ama insanoğlu bu yüksek kabiliyetini dünyaya dağıtıp parçaladığından, azamet-i ilâhîyeyi idrak edemez. Dünyada ilgilendiği her bir şeyle sevgi bağı kurar; mecazı muhabbetlerle gönlünü dağıtır. O sevdiği şeylerin hepsi, bir gün onu terkettikleri zamanda da feryada başlar.
Ey Allahu Tealâyı unutup binlerce sevgililer icad eden kardeşlerim! Allahı unutarak sevdiğin herşeyin seni bırakıp gideceğini unutma! Gençliğini sevdiysen ihtayarlayacak. Güzel yüzünü sevdiysen, yaşlanıp buruşacak. Dünyadaki sevgililerin seni bıraktıklarında edeceğin feryat yerine, ebedi muhabbet olan Allah sevgisi ile neşeye, sevince gark ol!..
Ruh, ilâhî aşkı ister. Yunus Emrenin bütün ilâhîleri ruhun bu arzusunun dile gelişidir. Allahu Tealâ gönlünü ilham ile doldurmuş, söylemiş, söylemiş... Yediyüz senedir de biz söylüyoruz, bitmiyor. Yoksa eline kalem kagıt alıp, ne yazayım diye oturmamıştır. Keza Hz. Mevlânanın yirmibeşbin beyitlik Mesnevi-i Şerifi de aşkla söylenmiştir.
Ahfa, izmihlâl ister. İzmihlâl yokluktur. Mademki Halik-i Zülcelâl var, onun azameti yanında ne getirsek yok mesabesindedir; yoktur diyemem.
Allahu Tealânın azametine yaratılmış olan bütün mükevvenat şahittir. Ama azamet-i ilâhiye ile mukayese olduğu zaman yok mesabesindedir.
Şu halde, Allahu Tealâdan gayrıyı yok görecek kadar fena, yani yokluk makamına girmek lazımdır. Buna fenafillâh denilir. Yani Allahu Tealânın azametinde yok olmaktır. Gözünden, gönlüden Allahu Tealâdan gayrıyı çıkarmaktır.
Göz, kulak, el, ayak halka bakan pencerelerdir. Ancak terbiye olursa Hakka bakar. Terbiye olmazsa, göz eşkiyanın da gözüdür. Gözün ne suçu var? Gönlünü agart ki, gözün isabetli görsün. Göz neferdir. Suç akılda ve kalptedir. Nefis terbiye olmazsa, akılla kalp de beş kuruş etmez.
Hakka bakan pencereye gelince, o kalptir. O ruhtur, sırdır, hafidir, ahfadır, nefistir. Allahu Tealânın azametini bu beş pencere ile tanırız.
Kalp, huzur-u ilâhîye ve Allahu Tealânın azametine gark olmak ister. Kalp Allahu Tealâyı bilme, tanıma ve sevmede nihayetsiz bir istidad ile yaratılmıştır. İnsanın kalbi kainatın genişliğini içine alabilecek kabiliyettedir. Ama ıslah olmazsa, o kalp dünya muhabbetine gark olur. Kimisi malına, kimisi makamına, kimisi siyasetine...
Kalp fotoğraf makinası gibidir. İster eşkıyanın, ister kötü kadının, istersen Kâbenin resmini çek. Makinanın suçu yoktur. Suç veya sevap onu çeken eldedir.
Nefsini ağartırsan, kalp Hakkın azametini, ilâhî muhabbeti ve marifeti çeker. Terbiye etmezsen, fuhşiyatı, hıyaneti, zulmaniyeti çeker.
Kalp, Allahu Tealânın azametini bilecek kadar yüksek kabiliyette yaratılmıştır dedik. Ama insanoğlu bu yüksek kabiliyetini dünyaya dağıtıp parçaladığından, azamet-i ilâhîyeyi idrak edemez. Dünyada ilgilendiği her bir şeyle sevgi bağı kurar; mecazı muhabbetlerle gönlünü dağıtır. O sevdiği şeylerin hepsi, bir gün onu terkettikleri zamanda da feryada başlar.
Ey Allahu Tealâyı unutup binlerce sevgililer icad eden kardeşlerim! Allahı unutarak sevdiğin herşeyin seni bırakıp gideceğini unutma! Gençliğini sevdiysen ihtayarlayacak. Güzel yüzünü sevdiysen, yaşlanıp buruşacak. Dünyadaki sevgililerin seni bıraktıklarında edeceğin feryat yerine, ebedi muhabbet olan Allah sevgisi ile neşeye, sevince gark ol!..
Ruh, ilâhî aşkı ister. Yunus Emrenin bütün ilâhîleri ruhun bu arzusunun dile gelişidir. Allahu Tealâ gönlünü ilham ile doldurmuş, söylemiş, söylemiş... Yediyüz senedir de biz söylüyoruz, bitmiyor. Yoksa eline kalem kagıt alıp, ne yazayım diye oturmamıştır. Keza Hz. Mevlânanın yirmibeşbin beyitlik Mesnevi-i Şerifi de aşkla söylenmiştir.
Ahfa, izmihlâl ister. İzmihlâl yokluktur. Mademki Halik-i Zülcelâl var, onun azameti yanında ne getirsek yok mesabesindedir; yoktur diyemem.
Allahu Tealânın azametine yaratılmış olan bütün mükevvenat şahittir. Ama azamet-i ilâhiye ile mukayese olduğu zaman yok mesabesindedir.
Şu halde, Allahu Tealâdan gayrıyı yok görecek kadar fena, yani yokluk makamına girmek lazımdır. Buna fenafillâh denilir. Yani Allahu Tealânın azametinde yok olmaktır. Gözünden, gönlüden Allahu Tealâdan gayrıyı çıkarmaktır.