Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, vefatından 111 gün sonra Şanlıurfa Halil İbrahim Peygamber dergâhında medfun bulunduğu kabrinden naaşı çıkarılarak Isparta mevkiine götürüldüğünde, 27 Mayıs ihtilâl hükümetinin devlet başkanlığı makamında Cemal Gürsel, başbakanlık müsteşarlığı makamında ise Alpaslan Türkeş vardı. Başta bunların ve MBK üyelerinin haberi olmadan nakil yapılması mümkün değildir. Hâkim güç onlardı& Kabir naklini 2 gün sonra ailece öğrendik. Çünkü o tarihlerde Abdülmecid Nursî (Ünlükul) Konya'da ikamet ediyor ve İ. H. Okulu meslek dersleri muallimliği görevini yapıyordu. Merhum amcam Abdülaziz Efendi, Van Hüsrev Paşa Külliyesinde Abdülmecid Efendinin talebesi; merhum babam da Hz. Bediüzzaman'ın Horhor medresesinde talebesi. Bu itibarla ailevî bağlarımız maziden irtibatla daima kaim olmuştur.
Eşi ve bir mânâda annemiz Rabia Ünlükul, aynı gün bize geldi, gelişmeyi anlattı. Abdülmecid Efendiden haber alınamıyor. Evden götüren Konya E.Md.lüğü Siyasî Şube amiri İbrahim Yüksel ve arkadaşları, "Vali bey, sizi bir husus için çağırıyor" demişler. Gidiş o gidiş. Valiliğe sorulduğunda kimseler cevaplar vermiyordu. Ertesi gün geldiklerini haber aldık ve akşam evlerine ailece gittik. O geceyi hiç unutamam; merakla, dikkatle ve dehşetle dinledik. Abdülmecid Efendi bitkin ve çökmüştü. Daima ağlıyordu ve kendi ifadesiyle iki gün kendine verilen yemekleri yememişti ancak su ile iktifa etmişti. Yine bu "kabir nakli" olayını müşterek kaldığımız merhum amcamın evinde ve Abdülbaki Arvasi Hocamızın evinde takriben 6-7 defa kendi ağızlarından dinlemişizdir.
Daha sonra bunlar kaybolup gitmesin diye ve ahde vefa, genç nesillere örnek olsun gaye ve ideali ile, tam 3 yıllık bir çalışmadan sonra "Bediüzzaman'ın Kardeşi Abdülmecid Nursî" başlığı ile kaleme aldım. Yeni Asya Neşriyat arasında neşroldu. Kabir nakli olayını bu kitaba yerleştirdim. Çünkü bu kabir nakli, tahribi, Cumhuriyet, çoğulcu parlamenter sistem ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine tamamen aykırı bir hareket.
Fakat bu kabir olayının başka sırları var, aklım ermiyor işte. Dört tanesi şöyle:
* 1980 öncesi müşterek çalıştığımız muhterem Necmeddin Şahiner, Hz. Üstadın Isparta'daki mezarını araştırmaya başladı. Acaba hangi nokta? Bu arada Şahiner'i, Hz. Bediüzzaman 3-4 defa rüya âleminde ikaz eder "Kardeşim bu araştırmadan vazgeç" diye. Akabinde bu çalışma esnasında Isparta İslâmköy civarında trafik kazası geçirdi ve uzun zaman hastahanede kaldı. O günden sonra ben de tamamen araştırmayı bıraktım.
* Bir ara eski milletvekili Hasan Mezarcı ortaya çıktı veya çıkarıldı. "Kabri bulacağım ve yapacağım vs." diye. Kendisini Konya Üçler Mezarlığında merhum Abdülmecid Ünlükul'un mezarı başında şiirlerle ve hatıratlarla ikaz ettim, "Tokat yersin, bu çok tehlikeli" diye. Sonra H. Mezarcı çıldırdı.
* Konya'da, şimdiki TBMM başkanının manevî babalığını yapan bir zat, o tarihte Isparta'da alay komutanı ve nakilde orada vazifeli idi. Kendisinin mahrem bir yerde, kabir nakli ve defni ile ilgili söylediği ifadeleri vardı. Kendisi ile randevu almıştık. Bir Perşembe akşamı konuşacaktık. Sabah öğrendik ki, Perşembe sabahı vefat etmiş. Sırlar âlemi, gel çık işin içinden.
* Son olarak 24 Haziran gecesi, Star TV'deki Savaş Ay'ın programına telefonla konuk olan eski Muğla milletvekili, Bediüzzaman'ın naaşını taşıyan uçağın hava pilotu Albay Yılmaz Torus'un, kabrin yerini bildiğini söyledi. Albaya ulaşıldığında bir gün önce vefat ettiği öğrenildi.
Çünkü Hz. Bediüzzaman hayatta iken Emirdağ Lâhikası, s. 420'deki vasiyetinde "Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor" kerâmetinde bulunuyor. Kabir nakli zahiren içler acısı, fakat satırlarda ve kader çizgisinde böyle. Artık neyi değiştireceğiz? Bazı şarlatanların yazdığı gibi, o denizlere atılmadı. O, Isparta topraklarında ve kalbimiz ona mezar olmuştur.
Son dönemde bu mesele yazılı ve görsel basında tekrar alevlendirildi. Hangi gaye ile, ne yaparlarsa yapsınlar Hz. Bediüzzaman'ın vasiyeti ortada. Tekrar bu konuda mülâki olacağım inşallah.
HALİL USLU
Eşi ve bir mânâda annemiz Rabia Ünlükul, aynı gün bize geldi, gelişmeyi anlattı. Abdülmecid Efendiden haber alınamıyor. Evden götüren Konya E.Md.lüğü Siyasî Şube amiri İbrahim Yüksel ve arkadaşları, "Vali bey, sizi bir husus için çağırıyor" demişler. Gidiş o gidiş. Valiliğe sorulduğunda kimseler cevaplar vermiyordu. Ertesi gün geldiklerini haber aldık ve akşam evlerine ailece gittik. O geceyi hiç unutamam; merakla, dikkatle ve dehşetle dinledik. Abdülmecid Efendi bitkin ve çökmüştü. Daima ağlıyordu ve kendi ifadesiyle iki gün kendine verilen yemekleri yememişti ancak su ile iktifa etmişti. Yine bu "kabir nakli" olayını müşterek kaldığımız merhum amcamın evinde ve Abdülbaki Arvasi Hocamızın evinde takriben 6-7 defa kendi ağızlarından dinlemişizdir.
Daha sonra bunlar kaybolup gitmesin diye ve ahde vefa, genç nesillere örnek olsun gaye ve ideali ile, tam 3 yıllık bir çalışmadan sonra "Bediüzzaman'ın Kardeşi Abdülmecid Nursî" başlığı ile kaleme aldım. Yeni Asya Neşriyat arasında neşroldu. Kabir nakli olayını bu kitaba yerleştirdim. Çünkü bu kabir nakli, tahribi, Cumhuriyet, çoğulcu parlamenter sistem ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine tamamen aykırı bir hareket.
Fakat bu kabir olayının başka sırları var, aklım ermiyor işte. Dört tanesi şöyle:
* 1980 öncesi müşterek çalıştığımız muhterem Necmeddin Şahiner, Hz. Üstadın Isparta'daki mezarını araştırmaya başladı. Acaba hangi nokta? Bu arada Şahiner'i, Hz. Bediüzzaman 3-4 defa rüya âleminde ikaz eder "Kardeşim bu araştırmadan vazgeç" diye. Akabinde bu çalışma esnasında Isparta İslâmköy civarında trafik kazası geçirdi ve uzun zaman hastahanede kaldı. O günden sonra ben de tamamen araştırmayı bıraktım.
* Bir ara eski milletvekili Hasan Mezarcı ortaya çıktı veya çıkarıldı. "Kabri bulacağım ve yapacağım vs." diye. Kendisini Konya Üçler Mezarlığında merhum Abdülmecid Ünlükul'un mezarı başında şiirlerle ve hatıratlarla ikaz ettim, "Tokat yersin, bu çok tehlikeli" diye. Sonra H. Mezarcı çıldırdı.
* Konya'da, şimdiki TBMM başkanının manevî babalığını yapan bir zat, o tarihte Isparta'da alay komutanı ve nakilde orada vazifeli idi. Kendisinin mahrem bir yerde, kabir nakli ve defni ile ilgili söylediği ifadeleri vardı. Kendisi ile randevu almıştık. Bir Perşembe akşamı konuşacaktık. Sabah öğrendik ki, Perşembe sabahı vefat etmiş. Sırlar âlemi, gel çık işin içinden.
* Son olarak 24 Haziran gecesi, Star TV'deki Savaş Ay'ın programına telefonla konuk olan eski Muğla milletvekili, Bediüzzaman'ın naaşını taşıyan uçağın hava pilotu Albay Yılmaz Torus'un, kabrin yerini bildiğini söyledi. Albaya ulaşıldığında bir gün önce vefat ettiği öğrenildi.
Çünkü Hz. Bediüzzaman hayatta iken Emirdağ Lâhikası, s. 420'deki vasiyetinde "Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor" kerâmetinde bulunuyor. Kabir nakli zahiren içler acısı, fakat satırlarda ve kader çizgisinde böyle. Artık neyi değiştireceğiz? Bazı şarlatanların yazdığı gibi, o denizlere atılmadı. O, Isparta topraklarında ve kalbimiz ona mezar olmuştur.
Son dönemde bu mesele yazılı ve görsel basında tekrar alevlendirildi. Hangi gaye ile, ne yaparlarsa yapsınlar Hz. Bediüzzaman'ın vasiyeti ortada. Tekrar bu konuda mülâki olacağım inşallah.
HALİL USLU
