Allah dostlarının ilahi boya ile cilalanmış kalplerinin içi açılıp halka gösterilse, onlar içlerinde gizledikleri bir kusurdan değil, sırlarında sakladıkları güzelliklerin ortaya çıkmasından utanırlar.
Hiç endişe edilmesin. Bu yolun büyükleri, kendilerine tabi olanları Allahu Tealâ’nın bir emaneti görürler. Onları severler, fakat yolun hakkını da herkesten çok düşünürler. Kur’an ve sünnet aydınlığında terbiye veren temiz tasavvuf yoluna bid’at sokanları, onu kötü halleriyle karalayanları ve dünya için kullananları en fazla gerçek mürşidler tenkid etmişlerdir. Öyle ki, zahir uleması, işin zahirdeki sapmalarını ve görünürdeki bozuklukları tenkid ederken, kâmil mürşidler, kalbin içindeki bozuk niyetlere ve kibir, hased, ucub, riya gibi kalbî illetlere varıncaya kadar bütün hastalıkları takibe alıp tenkid ve tedavi yapmışlardır. Çünkü bu büyükler talebelerinin sadece dışına değil, Allahu Tealâ’nın kendilerine verdiği feraset nuru ile kalbin ta derinliklerine nazar ve nezaret etmektedirler. Malumdur ki, din kalpten başlamaktadır.
Büyük ariflerden Rüveym (K.S.), sufilerin biribirini eleştirmesini, hayır üzere kalmanın şartı görmüş ve mühim tespiti yapmıştır:
“Sufiler, aralarında hakkı çiğneyenlere ve edebi zayi edenlere buğzettikleri sürece hayır üzere kalırlar. Fakat, herkes diğerinin hatasına göz yumar ve yanlışına rıza gösterirse helak olurlar.” (Sühreverdi)
Düşmanı olmayan dostluğun bir değeri yoktur. Veliler, kendilerini inkar eden ve şahıslarına eziyet yapan kimseleri yarattığı için Cenab-ı Hakk’a şükrederler. Çünkü, düşmanı olmayan kimse tam terakki edemez ve kâmil veli olamaz. Allahu Tealâ, dostlarının güzel ahlâklarını ortaya çıkarmak için, edebi bozuk insanları kendilerine musallat eder. Habibi Hz. Muhammed (A.S.) Efendimize yaptığı gibi.
Veliler, taş ile ezildikçe güzel kokusu ortaya çıkan gül ağacına benzerler.
Kimse tarafından hiç tenkid edilmeyip her haliyle sevilen bir kimsenin ya işleri yapmacıktır, ya çevresi yağcıdır.
Tasavvufu tenkid edenler, eğer bunu Allah rızası için yapıyorlar ve tenkidleri de haklı ise, sevap alırlar; tasavvuf ve veliler hakkında söz etti diye çarpılmazlar. Ancak hem niyetleri bozuk, hem de tenkidleri delilsiz ve edebsiz olan kimseler tevbe etmez iseler, Cenab-ı Hakk’ın: “Kim benim velilerimden herhangi birisine düşmanlık ederse, ben ona harp açar, dostumun intikamını alırım.” (Buhari, İbnu Mace, Beğavi) tehdidinin altına girer, Allah dostlarına eziyet etmenin cezasını çekerler.
Şunu da itiraf etmeliyiz: Tarihte ve günümüzde, gerçekten bir takım batıl anlayış ve hurafeler, tasavvuf adı altında dine mal edilmeye çalışılmıştır. İçiyle tam bir şeytan iken, dışıyla iyi bir şeyh kılığına girenler ve etrafındaki cahilleri ifsat edenler çıkmıştır. Şeyhini, peygamberden üstün gören ve Allah ile bütünleştiğini söyleyen zavallılar da vardır. Yine sahte şeyhe secde eden, onu ziyaret etmekle gerçek haccı yaptığını ve hac farziyetinin kendisinden düştüğünü düşünenler de mevcuttur.
Kendisini şeyh diye tanıtan bazıları da, kendisine tabi olanların namazlarını kendisinin kıldığını, dinin zikir ve sevgiden ibaret olduğunu, belli bir marifete ulaşanlardan ibadetlerin düştüğünü, kulluğun avama has olduğunu söyleyecek kadar kendilerini serbest görmektedirler. Bu şahısların habbe kadar insafı, zerre kadar imanı olsaydı, bunların hiçbirisini yapamazlardı. Onların bir kısmı cehalet, bir çoğu da ihanet içerisindedirler ve esasen konumuz olan tasavvufla hiç bir alakaları yoktur.
Arifler demişler: Bir kimsenin havada uçtuğunu, suda yürüdüğünü, kızgın demirde uyuduğunu, başında timsahın nöbet tuttuğunu, ateşi yuttuğunu görseniz, aldanmayın. Önce onun dinin emir ve edeblerine uyup uymadığına bakın. Edebi güzelse onu Allah için sevin ve onu tanıdığınıza şükredin. Eğer edebi bozuksa onu Allah için terkedin ve sizi onun hile ve tuzağından kurtarması için Allah’a dua edin.
--------------------------------------------------------------------------------
Hiç endişe edilmesin. Bu yolun büyükleri, kendilerine tabi olanları Allahu Tealâ’nın bir emaneti görürler. Onları severler, fakat yolun hakkını da herkesten çok düşünürler. Kur’an ve sünnet aydınlığında terbiye veren temiz tasavvuf yoluna bid’at sokanları, onu kötü halleriyle karalayanları ve dünya için kullananları en fazla gerçek mürşidler tenkid etmişlerdir. Öyle ki, zahir uleması, işin zahirdeki sapmalarını ve görünürdeki bozuklukları tenkid ederken, kâmil mürşidler, kalbin içindeki bozuk niyetlere ve kibir, hased, ucub, riya gibi kalbî illetlere varıncaya kadar bütün hastalıkları takibe alıp tenkid ve tedavi yapmışlardır. Çünkü bu büyükler talebelerinin sadece dışına değil, Allahu Tealâ’nın kendilerine verdiği feraset nuru ile kalbin ta derinliklerine nazar ve nezaret etmektedirler. Malumdur ki, din kalpten başlamaktadır.
Büyük ariflerden Rüveym (K.S.), sufilerin biribirini eleştirmesini, hayır üzere kalmanın şartı görmüş ve mühim tespiti yapmıştır:
“Sufiler, aralarında hakkı çiğneyenlere ve edebi zayi edenlere buğzettikleri sürece hayır üzere kalırlar. Fakat, herkes diğerinin hatasına göz yumar ve yanlışına rıza gösterirse helak olurlar.” (Sühreverdi)
Düşmanı olmayan dostluğun bir değeri yoktur. Veliler, kendilerini inkar eden ve şahıslarına eziyet yapan kimseleri yarattığı için Cenab-ı Hakk’a şükrederler. Çünkü, düşmanı olmayan kimse tam terakki edemez ve kâmil veli olamaz. Allahu Tealâ, dostlarının güzel ahlâklarını ortaya çıkarmak için, edebi bozuk insanları kendilerine musallat eder. Habibi Hz. Muhammed (A.S.) Efendimize yaptığı gibi.
Veliler, taş ile ezildikçe güzel kokusu ortaya çıkan gül ağacına benzerler.
Kimse tarafından hiç tenkid edilmeyip her haliyle sevilen bir kimsenin ya işleri yapmacıktır, ya çevresi yağcıdır.
Tasavvufu tenkid edenler, eğer bunu Allah rızası için yapıyorlar ve tenkidleri de haklı ise, sevap alırlar; tasavvuf ve veliler hakkında söz etti diye çarpılmazlar. Ancak hem niyetleri bozuk, hem de tenkidleri delilsiz ve edebsiz olan kimseler tevbe etmez iseler, Cenab-ı Hakk’ın: “Kim benim velilerimden herhangi birisine düşmanlık ederse, ben ona harp açar, dostumun intikamını alırım.” (Buhari, İbnu Mace, Beğavi) tehdidinin altına girer, Allah dostlarına eziyet etmenin cezasını çekerler.
Şunu da itiraf etmeliyiz: Tarihte ve günümüzde, gerçekten bir takım batıl anlayış ve hurafeler, tasavvuf adı altında dine mal edilmeye çalışılmıştır. İçiyle tam bir şeytan iken, dışıyla iyi bir şeyh kılığına girenler ve etrafındaki cahilleri ifsat edenler çıkmıştır. Şeyhini, peygamberden üstün gören ve Allah ile bütünleştiğini söyleyen zavallılar da vardır. Yine sahte şeyhe secde eden, onu ziyaret etmekle gerçek haccı yaptığını ve hac farziyetinin kendisinden düştüğünü düşünenler de mevcuttur.
Kendisini şeyh diye tanıtan bazıları da, kendisine tabi olanların namazlarını kendisinin kıldığını, dinin zikir ve sevgiden ibaret olduğunu, belli bir marifete ulaşanlardan ibadetlerin düştüğünü, kulluğun avama has olduğunu söyleyecek kadar kendilerini serbest görmektedirler. Bu şahısların habbe kadar insafı, zerre kadar imanı olsaydı, bunların hiçbirisini yapamazlardı. Onların bir kısmı cehalet, bir çoğu da ihanet içerisindedirler ve esasen konumuz olan tasavvufla hiç bir alakaları yoktur.
Arifler demişler: Bir kimsenin havada uçtuğunu, suda yürüdüğünü, kızgın demirde uyuduğunu, başında timsahın nöbet tuttuğunu, ateşi yuttuğunu görseniz, aldanmayın. Önce onun dinin emir ve edeblerine uyup uymadığına bakın. Edebi güzelse onu Allah için sevin ve onu tanıdığınıza şükredin. Eğer edebi bozuksa onu Allah için terkedin ve sizi onun hile ve tuzağından kurtarması için Allah’a dua edin.
--------------------------------------------------------------------------------
Son düzenleme:
