Mürşid rehber, kılavuz ve yol gösteren demektir. Mürşid-i kâmil sırât-ı müstakîmi gösteren, dalâletten hidâyete sevkeden kişidir. Tarikatta seyr u sülûkünü tamamlayıp irşâda ehliyetli olan kişiler için kullanılır bir tabirdir. Tasavvufta şeyh ile aynı anlamdadır. Kâmil bir mürşide ba lanmanın hükmü kişilerin durumuna göre de işir. Meselâ, evlenmek nasıl bazıları için farz, bazıları için müstehab, bazıları için mubah ise, bir mürşide ba lanmanın hükmü de öyledir. Kimileri için farz, kimileri için sünnet, kimileri için mubahdır. Bir mürşide ba lanmadan nefsinin şerrinden kurtulamayacak ve harama düşecek kimseler için farz, manevi derecesinin yükselmesine yardımcı olacak kimseler için müstehab, ama intisâb kendilerine birşey kazandırmayacak olanlar için mubahtır. İnsanın hakyol arayışında gayret içinde olmak gerekir. Nitekim: Bizim u rumuzda u raşanları elbette kendi yollarımıza eriştirece iz. (el-Ankebût, 29/69) buyrulmuştur. Bir cehd ve gayret olmadan manevi mücâhede, manevi mücâhede olmadan manevî terakki gerçekleşmez. Şeyhe ba lanmadan tasavvufi bir hayatın gerçekleşmesi mümkün olmaz. Mümkün olsa bile insanın ayakları kaymaktan sâlim olmaz. Bu bakımdan herkes için tarikata girmek zarûreti yoktur belki ama, zühdi bir hayat, manevi bir e itim görmek isteyenlerin mutlaka bir mürşide ba lanmaları gerekir. Bunu biz şöyle bir misalle açıklayabiliriz. İstanbul Bo azından yabancı bandıralı gemiler geçiyor. Bu yabancı bandıralı gemilerin Bo azdan geçerken kılavuz kaptan almaları zorunlulu u var. Kılavuz kaptan almaz ve kaza yapacak olurlarsa cezası ona göre daha a ır. Şimdi bu gemilerin kaptanlarının elinde Bo azın haritası, pusula ve di er yardımcı âletleri oldu u halde niye kılavuz kaptan zorunlulu u var? Çünkü kılavuz kaptan, defalarca geçmiş bulundu u için Bo azı elinde harita, pusula ve di er yardımcı âletler bulunan gemi kaptanından çok daha iyi tanımaktadır. Tasavvufi hayata giren kimse de, bu yoldan geçmiş ve sonuç almış olan kimseden, elinde kitaplar, eserler ve bilgiler bulunan kimseye nazaran, daha çok istifâde eder. Çünkü tasavvuf nazari bir ilim de il, tatbiki bir ilimdir. Mürşide ba lanmayan kişi böyle bir yolda önemli bir rehberden mahrum olarak yola çıkmış demektir.
İnsanın manevi yolculu a çıkmadan önce bir mürşid araması gerekir. Hatta Nakşbendiyye tarikatında Abdulhalık Gucdüvânî tarafından konulan onbir prensipten biri olan Sefer der-vatanın bir anlamı da mürşid aramak için yolculu a çıkmak demektir. Aranan bir mürşidde bulunması gereken vasıflar şöyle sıralanmıştır: Mürşid olacak kimsenin kitap ve sünnetin emirlerine âgâh olacak kadar bilgili, kemal sıfatlarıyla donanmış, dünya ve makam sevgisinden geçmiş, riyâzat ve mücâhede ile nefsini arıtmış, nâfile ibâdet ve zikirle rûhunu yüceltmiş, Muhammedî ahlâka sahip bir kimse olması ve silsileye sahip bir mürşidden icazetli olması gerekir. Ayrıca yetiştirdi i insanlarda bu manada bir takım tezâhürlerin görünmesi de beklenir. Şeyhin ictihad derecesinde bir fıkhî bilgiye sahip olması gerekmez ama müntesiplerinin meselelerini çözebilecek bir kalb dirili ine sahip olması iktizâ eder. Bir de bütün tasavvuf kitaplarında ittifakla ifade edilen bir husus bu konuda son derece önemli bir ölçü vermektedir: Şeyh olacak kişi hubb-i dünya ile müttehem olmamalıdır. Bunun manası şeyh olan kişi, yaptı ı işten dünyalık bekleyen bir konumda olmamalı, aksine vâridâtını hizmette kullanabilmelidir. Bu konuda çevresindekilere örnek olabilecek bir konumda bulunmalıdır. Yüzü nûrânî, sözü rabbânî olmalı ve insanın içine inşirah veren yüzü görenlerde uhrevîlik ve rabbânîlik duygusu meydana getirerek Allahı ve âhıreti hatırlatmalıdır. Bu özelliklere sahip insanın gönlünün ısındı ı kişi, mürşid olarak teslim olabilece i kişidir.alıntı
İnsanın manevi yolculu a çıkmadan önce bir mürşid araması gerekir. Hatta Nakşbendiyye tarikatında Abdulhalık Gucdüvânî tarafından konulan onbir prensipten biri olan Sefer der-vatanın bir anlamı da mürşid aramak için yolculu a çıkmak demektir. Aranan bir mürşidde bulunması gereken vasıflar şöyle sıralanmıştır: Mürşid olacak kimsenin kitap ve sünnetin emirlerine âgâh olacak kadar bilgili, kemal sıfatlarıyla donanmış, dünya ve makam sevgisinden geçmiş, riyâzat ve mücâhede ile nefsini arıtmış, nâfile ibâdet ve zikirle rûhunu yüceltmiş, Muhammedî ahlâka sahip bir kimse olması ve silsileye sahip bir mürşidden icazetli olması gerekir. Ayrıca yetiştirdi i insanlarda bu manada bir takım tezâhürlerin görünmesi de beklenir. Şeyhin ictihad derecesinde bir fıkhî bilgiye sahip olması gerekmez ama müntesiplerinin meselelerini çözebilecek bir kalb dirili ine sahip olması iktizâ eder. Bir de bütün tasavvuf kitaplarında ittifakla ifade edilen bir husus bu konuda son derece önemli bir ölçü vermektedir: Şeyh olacak kişi hubb-i dünya ile müttehem olmamalıdır. Bunun manası şeyh olan kişi, yaptı ı işten dünyalık bekleyen bir konumda olmamalı, aksine vâridâtını hizmette kullanabilmelidir. Bu konuda çevresindekilere örnek olabilecek bir konumda bulunmalıdır. Yüzü nûrânî, sözü rabbânî olmalı ve insanın içine inşirah veren yüzü görenlerde uhrevîlik ve rabbânîlik duygusu meydana getirerek Allahı ve âhıreti hatırlatmalıdır. Bu özelliklere sahip insanın gönlünün ısındı ı kişi, mürşid olarak teslim olabilece i kişidir.alıntı