- Üyelik Tarihi
- 11 Nis 2007
- Mesajlar
- 24,205
- Aldığı Beğeniler
- 22,175
- Takım
- Fenerbahçe
Yedisiaralığın
Seni
Seni şahit tutuyorum pıhtılaşmamış kanıma
Sarkaçlı hüzünlerin satırlarına düşeli beri dumanı eksik olmuyor başımın!
Belalı sözlerim kamçılıyor öfkemi
Büyüdükçe ölüyor kalbim…
Ah’lar bırakıyorum ardımda
Neşesi kaçmış ömrümün tortusu olarak
Deliksiz uykulara denk gelmiyor gecelerim
Bölük pörçük şiirlerim var
İki satırdan biri mecruh türküler söylemekte!
Mührünü sırtımda taşıdığım bir utanç gibi
Eşeliyor toprağımı güç yetiremediklerim
Bilmiyorsun, kaybolmak istiyorum kaygılarında!
Yağmurlu gözlerim, kor kesmiş bir taşın dibinde
Bir taş bıraksam olmadığın her vakte
Deniz aşırı renklerim olacak…
Ah, dilemma hallerim…
Kalmak ve gitmek arasında kaldığımdan beri, incir kuşları ağırlıyorum
Islak hatıralar çıkıyor mektuplardan
Kendimden haber alamıyorum
Taammüden uzanıyorum dişli şiirlere
Bunlar eksantrik hastalıklar
İçime düşüyor sevgilim ketum yağmurlar
Göynük mevsimlerle arama dalgakıranlar düşürdüm
Alnını düşürdüm alnımdan!
Bir konuşmaya sakladım incilerimi
Dağıldım, gitti!
Hurcuna közlenmiş bakışlar bırakayım,
Tut! Tutabildiğin kadar…
Berfte od kaç yaş eskitebilirse o kadar tut mesela!
Mesela, bir az ben kadar…
İşmarım
Kar üstünde…
Sızdım bir köşede.
Yusufçuk usulca değdirdi sesini kulağıma
Dedi:’naz çiçeği su kokarmış’
Değemedim kanadındaki salkıya
Baktım gürültü yapmadan
Dedim:’ yârim elimin tersinde yazgısını yudumlarmış…
Ondan da öte gül varmış…”
Eda Aktaş
Naz çiçeği/ yusufçuk / karada kelepir naralar
Bir gül attım şiire / ah dönmedi bahtım
Bir gül attım şiire / ah dönmedi bahtım
Seni
Seni şahit tutuyorum pıhtılaşmamış kanıma
Sarkaçlı hüzünlerin satırlarına düşeli beri dumanı eksik olmuyor başımın!
Belalı sözlerim kamçılıyor öfkemi
Büyüdükçe ölüyor kalbim…
Ah’lar bırakıyorum ardımda
Neşesi kaçmış ömrümün tortusu olarak
Deliksiz uykulara denk gelmiyor gecelerim
Bölük pörçük şiirlerim var
İki satırdan biri mecruh türküler söylemekte!
Mührünü sırtımda taşıdığım bir utanç gibi
Eşeliyor toprağımı güç yetiremediklerim
Bilmiyorsun, kaybolmak istiyorum kaygılarında!
Yağmurlu gözlerim, kor kesmiş bir taşın dibinde
Bir taş bıraksam olmadığın her vakte
Deniz aşırı renklerim olacak…
Ah, dilemma hallerim…
Kalmak ve gitmek arasında kaldığımdan beri, incir kuşları ağırlıyorum
Islak hatıralar çıkıyor mektuplardan
Kendimden haber alamıyorum
Taammüden uzanıyorum dişli şiirlere
Bunlar eksantrik hastalıklar
İçime düşüyor sevgilim ketum yağmurlar
Göynük mevsimlerle arama dalgakıranlar düşürdüm
Alnını düşürdüm alnımdan!
Bir konuşmaya sakladım incilerimi
Dağıldım, gitti!
Hurcuna közlenmiş bakışlar bırakayım,
Tut! Tutabildiğin kadar…
Berfte od kaç yaş eskitebilirse o kadar tut mesela!
Mesela, bir az ben kadar…
İşmarım
Kar üstünde…
Sızdım bir köşede.
Yusufçuk usulca değdirdi sesini kulağıma
Dedi:’naz çiçeği su kokarmış’
Değemedim kanadındaki salkıya
Baktım gürültü yapmadan
Dedim:’ yârim elimin tersinde yazgısını yudumlarmış…
Ondan da öte gül varmış…”
Eda Aktaş