Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Siz ne bilirsiniz ki! Bilmekle bilmemek arasına gerilmiş bir ipte yürümenin adına şairlik mi dersiniz? Susun! Çok iyi edersiniz…

İçimdeki bütün ara sokaklar mecburiyet caddesine çıkarmış meğer! Geçitsiz vadilerin soluksuz kuytularında canhıraş bekleyişlerin tesellisiz acılara yelken açışından medet umulmaz imiş… Rüyalar her ne kadar hoş etse de bu kanayan ruhu kan revân içerisinde hicrân ile terlerken uykular gelse dahi göz yumulmaz imiş! Siz bilmezsiniz kuzum! Bilemezsiniz… Gölgem çekip giderde güneşlerin söndüğü o ıssız vahaya ardım sıra gelemezsiniz! Ben… Ciğerimden kan çektiğim kalemden çıkan nâmelerle selam ederim en acısından… Susun… Dudaklarınız titremesin bu satırları terennüm ederken! Sakınırım okuyanımın her zerresini feleğin gam devşiren umacısından… Kuzum siz… Siz bilemezsiniz!

Amansız ukdelerle örgülenmiş bir ömrün kâtibi olana kelpler dahi acır zemherinin kol gezdiği boş sokaklarda yürürken… Etyemez Mescidi sokağından salınan o kırgın gölge benimdir her kış gecesi… Sırtımda her adımda ağırlaşmaya meyleden varolmak bilmecesi kar tanelerinin aydınlattığı karanlığa itiraz eden bir hâl-i pür melâlin yücesi… Yürürüz ağır adımlarla Fatih semtinin kalbine doğru… Dev olmak istidadında lâkin her sokak lambasının altında ayaklarımın dibine düşen gölgem ve o gölgenin sahibi sevdâ meydanının garip cücesi!

Siz bilmezsiniz dedim ya… Sizin bilmek nâmı altında tarif ettiğiniz yani kutsî cehâletiniz yanıldığınıza yetişmez kuzum! Ben bilmeyi bildim bileli böyle huysuzum… Cânân ile dolaştığım Süleymaniye avlusunda zavallı bir oya ağacından dinlediğim hakikatten bu yana… Umurun feverân ettiği o hassas çizgiden saptım sapalı huzursuzum! Gökte raks eden turnalarla gezindiğim bozkırlar şaşar da halime… Ben dahi ümitvar olamam âtiye çivilenmiş kuşkulu istikbâlime! Siz bilmezsiniz kuzum… Neler fedâ edilmiştir şu fâni varlığım tarafından zaman denilen zalime…

Yedinci renkle yazılmış yedi mısralık bir şiirin yedinci defa okunuşundan ötürü titreyip Yedi Tepe’nin yedinci zelzelesinde yıkılıp harab olmuş hatta yerin yedi kat dibine geçmiş yedi başlı ejderha misali yedi zincire vurulmaya namzet lâkin yedi mevsimde bir kedere azâd edilmişlerle halleşmek nedir? Bilmezsiniz… Bir bilse… Bin yanılır göz bebekleriniz… Yüreğinize atılmış kör düğümler uğruna boşa gider emekleriniz… Hakikatlere ket vurur… Farkında mısınız şu tuhaf ve somutlaşmaya korkmayan gerçekleriniz! Aşktan mıdır aceb sükutun bahçesinde için için solan çiçekleriniz? İlham gelince sükut eder her nefes… Hüznün saçından örülmüştür girdiğim o sırça kafes… Ama bilmezsiniz…

Fuzuli Dedemin sözleri yankılanır cânân hayaliyle yanık cângâhımda… Hazret o davudi sesiyle beş asır öteden şöyle seslenir kulağıma:

“…Sen bu mihnet beşiğinde meşakkat sütü ile beslenmiş ve buranın suyu ve havası ile yetişip büyümüşsün. Biliyorum ki sen dertli yaratılmışsın. Dert ise şairliğin sermayesidir. Şair olmak için zevk ve sâfâ lazımdır deme! Dertten söz et çünkü söz oyununda yarışı kazanan derttir.”(*)

Dert nedir aceb? Her harman vakti hüzün hasadına soyunmak mı yürekten? Vaktini şaşırmış goncaların hicrân mevsiminde soluşunu kahır içinde seyretmek mi? Yılkı atlarına nazire edercesine esrarengiz ışıkların beslediği gölgenin üzerinde toynaklarını eskitmek mi? Her seferinde gitmek mi? Gitmek derken bitmek mi? Ağaran saçların şahadetiyle aynaları delirtmek mi?

Sualler uzar gider… Ama siz bilemezsiniz kuzum… Sır bütün ihtişamıyla salınır Der-Saadet göklerinde… Başınızı kaldırıp da gökten medet ummayasınız! Gök çene kapar her daim… Yıldızlara kefen biçen bakışların âhıdır bu sükut…

Sükutun hürmet ettiği mısralarındır hüküm! Yollar hazana uzarken yağmur altında pamuk çuvalıdır dert nâmıyla sırtımda gezdirdiğim yüküm… Kader şiirin şuurunu bırakırken kalemimin ucuna em kabul etmez yârelerimi bıraktım şuârânın avucuna…

Fuzûli’yi inleten
Nedim’i şûh söyleten
Bilmeyeni ürküten
Hâllerin dûçârıyım…

Koklamaktan kaçılan
Rengi ömre saçılan
Zemheride açılan
Güllerin dûçârıyım…

Âvâzımı susturan
Kervanımı bastıran
Ruhuma gam estiren
Yellerin dûçârıyım…

Bayâtî’yem mecnûnum
Aşk elinde meskûnum
Dinleyeli meftûnum
Dillerin dûçârıyım…


Gücer Kafa...
 
Üst Alt