yağmur yağıldığında, bazen, avuçlarım göğün maviliğini anımsıyor. tüm düşpörçüklerini! duvarda asılı kalmış aksini işitiyorum vaktin. düşüldüğünde yağmur, renklerini yitirmiş bir Kavsıkuzeh taşıyor teninde. ki yağmur onun gözyaşlarıdır, biliyorum.
yağmur yapılıyorken, bazen, yalnızlık dünyanın en ıslak mendilidir. çünkü büsbütün onun üzerine yağılır yağmur. ve Kavsıkuzeh, yalnızlığın olağan simyasıdır yağmurlu eller göğe çevrildiğinde beliren, biliyorum.
yağmur yağılmadan, bazen, camdaki buğular öksüzdür. çünkü çocukların acemi parmak uçlarından emer buğu annesini. ve sır asla çoğul değildir. ve cam asla ikilemez tekil olan bir şeyi, biliyorum.
yağmur yağılınca, bazen, şehrin elbisesidir Kavsıkuzeh, açar vücudunda. çünkü ağaçlar meçleri bozulan bir kapris, ve şehir ağaçları pohpohlayan bir seyircidir. elbet bahar, çıkmak bilmeyen bir assolisttir karınca göğüslerinden, biliyorum.
yağmur yağılmadığında, bazen, ölenler zamansız ölmüştür. çünkü yağılmadan yağmur, açmaz koynunu toprak. ve kazma, ve kürek; gönül koyamaz toprağa yağmur yağılmadığında, biliyorum.
yağmur yağılmadı mı, bazen, tarhlar ses vermez böcek iştahına. ve çocuklar peşinden koşmadıkça mahzundur Kavsıkuzeh. ve mahzun kaldıkça Kavsıkuzeh, dünyada gidilecek yer yoktur, biliyorum.
yağmur yağılmadıkça, bazen, bulutların rengini bilemez çocuklar. ve beyazı eksik bir çocuk, annesinin gözünde büyüyen bir siyahlıktır, biliyorum.
yağmur yağılmadıkta, bazen, arz bir kadavradır. çünkü cesetler de arkasında bir tutam firâk bırakır. ve firâka neşter işlemez, biliyorum.
yağm& ur, bazen, kesin bir gidiştir. rölans diyerek bütün yaşamsal kuraklığa. ve gidiş dehşetli bir tortudur ambulansların taşıyamayacağı, biliyorum.
yağmur yağılmazken, bazen, köpeklerin gözleri kirlenir. her şey bir maskeye sığınmış Rabbim, yaşamak maskesine. inanmak da, reddetmek de& bağışla yüzümdeki maskeyi Rabbim. bağışla. bağışla. bağışla.
hüseyin cahid doğan
yağmur yapılıyorken, bazen, yalnızlık dünyanın en ıslak mendilidir. çünkü büsbütün onun üzerine yağılır yağmur. ve Kavsıkuzeh, yalnızlığın olağan simyasıdır yağmurlu eller göğe çevrildiğinde beliren, biliyorum.
yağmur yağılmadan, bazen, camdaki buğular öksüzdür. çünkü çocukların acemi parmak uçlarından emer buğu annesini. ve sır asla çoğul değildir. ve cam asla ikilemez tekil olan bir şeyi, biliyorum.
yağmur yağılınca, bazen, şehrin elbisesidir Kavsıkuzeh, açar vücudunda. çünkü ağaçlar meçleri bozulan bir kapris, ve şehir ağaçları pohpohlayan bir seyircidir. elbet bahar, çıkmak bilmeyen bir assolisttir karınca göğüslerinden, biliyorum.
yağmur yağılmadığında, bazen, ölenler zamansız ölmüştür. çünkü yağılmadan yağmur, açmaz koynunu toprak. ve kazma, ve kürek; gönül koyamaz toprağa yağmur yağılmadığında, biliyorum.
yağmur yağılmadı mı, bazen, tarhlar ses vermez böcek iştahına. ve çocuklar peşinden koşmadıkça mahzundur Kavsıkuzeh. ve mahzun kaldıkça Kavsıkuzeh, dünyada gidilecek yer yoktur, biliyorum.
yağmur yağılmadıkça, bazen, bulutların rengini bilemez çocuklar. ve beyazı eksik bir çocuk, annesinin gözünde büyüyen bir siyahlıktır, biliyorum.
yağmur yağılmadıkta, bazen, arz bir kadavradır. çünkü cesetler de arkasında bir tutam firâk bırakır. ve firâka neşter işlemez, biliyorum.
yağm& ur, bazen, kesin bir gidiştir. rölans diyerek bütün yaşamsal kuraklığa. ve gidiş dehşetli bir tortudur ambulansların taşıyamayacağı, biliyorum.
yağmur yağılmazken, bazen, köpeklerin gözleri kirlenir. her şey bir maskeye sığınmış Rabbim, yaşamak maskesine. inanmak da, reddetmek de& bağışla yüzümdeki maskeyi Rabbim. bağışla. bağışla. bağışla.
hüseyin cahid doğan