--------------------------------------------------------------------------------
İnsan varlığı tükenirken damla damla ve bir sonsuzlukta heba olurken zamanın bahşedilmiş anları bir acı an'ı tutuş olur.
Bağ olur akıp gelen zamanla.
Vadedilen zamansızlığa ve mekansızlığa ulaşana dek bir ışık ve bir tutuş gelir en yücelerden ve en mekansız-zamansız yerden.
Hayat işte bu zamansızlık ve mekansızlık geleceğini "an" içinde kazanmak ve sonsuz zamanı bir andaki imtihana sığdırmaktır.
Sığıştığımızsığdığımız dünyada an'a sığmayan ruhların duasıdır âtinin anahtarı.
Her diriliş bedene sığmayan bir tükenişin isyanından ve kararlılığından beslenir ve güç her zaman isyanın ihlasına dayanır.
İsyanımız olmaksızınyani bir safımız bulunmaksızın her birimiz sadece bağ(ım)lıyız ve özgürlükten yoksunuz.
Kabullenişler çünkü bizi tüketengücümüzü ve isyanımızı elimizden alan ve kalbimize satılmış acıları pazarlık yapmaksızın (s)atan.
Oysaki bu kadar ucuz olmamalıydı satın aldığımız acılar.
Acıların da bir amacı olmalıydı ve aslında amacı olan acılardı dünyayı inşa eden.
Hani nerede şimdi kalbimizdeki ülkeyi kurtarmışlığımız?
Acımıza bir anlam katmışlığımız?
Mücadelemiz hep anlamlandırmaya ve anlam katmaya dayanırken nasıl böylesine kabulleniciyiz kaybedişleri?
Gidişimizgelişimizden daha sessiz ve hissiz oluyorneden?
Oysaki anlam katsaydık acılaraamaçlara ve hatta kaybedişlerimize anlam katsaydık daha anımsanılası bir hayatımız olmaz mıydı?
An'ımsandığımız her bir an'da dirilmiş olmaz mıydık?
Öyleyse neden hilkatimizdeki anlamı yok etmek için direniyoruz?
Kendi hallerine bıraksak ruhlarımızısahibini çoktan bulası yaşamlar içinde tükeniyoruz.
Dünyadakileri yüklenmemiz beklenirkenbiz kendimize kendimizi yük ediyoruz.
Kaybettikanlayamadıkanla(t)maya muktedir olamadıkfırsatlarımızı göremedik...
Fırsatların anlam kazanacağı ve kendiliğinden izhar olacağı bir gündeölüşümüz içinde geç kalınmış dirilişlere talibiz.
İşte tam da bu yüzden kaybet(il)mişler safındayız!...
Hale KUTBAY
İnsan varlığı tükenirken damla damla ve bir sonsuzlukta heba olurken zamanın bahşedilmiş anları bir acı an'ı tutuş olur.
Bağ olur akıp gelen zamanla.
Vadedilen zamansızlığa ve mekansızlığa ulaşana dek bir ışık ve bir tutuş gelir en yücelerden ve en mekansız-zamansız yerden.
Hayat işte bu zamansızlık ve mekansızlık geleceğini "an" içinde kazanmak ve sonsuz zamanı bir andaki imtihana sığdırmaktır.
Sığıştığımızsığdığımız dünyada an'a sığmayan ruhların duasıdır âtinin anahtarı.
Her diriliş bedene sığmayan bir tükenişin isyanından ve kararlılığından beslenir ve güç her zaman isyanın ihlasına dayanır.
İsyanımız olmaksızınyani bir safımız bulunmaksızın her birimiz sadece bağ(ım)lıyız ve özgürlükten yoksunuz.
Kabullenişler çünkü bizi tüketengücümüzü ve isyanımızı elimizden alan ve kalbimize satılmış acıları pazarlık yapmaksızın (s)atan.
Oysaki bu kadar ucuz olmamalıydı satın aldığımız acılar.
Acıların da bir amacı olmalıydı ve aslında amacı olan acılardı dünyayı inşa eden.
Hani nerede şimdi kalbimizdeki ülkeyi kurtarmışlığımız?
Acımıza bir anlam katmışlığımız?
Mücadelemiz hep anlamlandırmaya ve anlam katmaya dayanırken nasıl böylesine kabulleniciyiz kaybedişleri?
Gidişimizgelişimizden daha sessiz ve hissiz oluyorneden?
Oysaki anlam katsaydık acılaraamaçlara ve hatta kaybedişlerimize anlam katsaydık daha anımsanılası bir hayatımız olmaz mıydı?
An'ımsandığımız her bir an'da dirilmiş olmaz mıydık?
Öyleyse neden hilkatimizdeki anlamı yok etmek için direniyoruz?
Kendi hallerine bıraksak ruhlarımızısahibini çoktan bulası yaşamlar içinde tükeniyoruz.
Dünyadakileri yüklenmemiz beklenirkenbiz kendimize kendimizi yük ediyoruz.
Kaybettikanlayamadıkanla(t)maya muktedir olamadıkfırsatlarımızı göremedik...
Fırsatların anlam kazanacağı ve kendiliğinden izhar olacağı bir gündeölüşümüz içinde geç kalınmış dirilişlere talibiz.
İşte tam da bu yüzden kaybet(il)mişler safındayız!...
Hale KUTBAY