Dünyevi olarak düşünelim. Bir insan bir makama getiriliyor, mesela vali oluyor. O insan, valilik makamına otururken, sırf kendisine ‘vali’ dendiği için büyüdüğünü düşünürse ne büyük bir ahmaklıktır. Zira ‘vali’ olarak, büyük işler yaparsa ancak onun valiliği ortaya çıkacak. Bir ünvan, mansab almakla o kişi büyük olmuyor ki!
Fakat şu da var ki insan insandır ve nefis taşıyor. Her işinde onunla beraberdir ve nefis her (yeni) durumundan kendine bir pay çıkarıyor, sahipleniyor. Valilik gibi bir makama gelen adam da ilk önce, bir miktar benlik duygusuna kapılabilir, (yanlıştır fakat) bu bir bakıma normaldir. Eğer o makama ehil bir kimseyse kısa sürede bu gibi boş düşünceleri bir kenara bırakıp işine ciddiyetle sarılır. Bunun ardından, yaptığı işle o kadar bütünleşir ki gün gelir valilik yaptığının dahi farkına varmaz. Ona göre yapılması gerek işler vardır ve o da onların ardından koşturmaktadır.
İşte o vali, artık “ben valiyim, şöyle olmalıyım, böyle yapmalıyım” gibi kuruntulardan da kurtulur. Yapması gerekenleri bir görev gibi gördüğünden, görevin hakkını verememekten, bulunduğu makama layık olamamaktan korkar. Bunun için de kendi iç dünyasında, gayet mütevazı bir şekilde devletin kendisine emanet ettiği o makama uygun olarak hareket etmeye çalışır. Tabii bu arada, ortada mevhum (vehmedilen) benlik nedir kalmaz.
Bazı zamanlar yaptığı işin şâşâsından dolayı kendisine benlik duygusu gelmeye yüz tutar. (Tabi, şeytan ve şeytani insanlar da boş durmaz. ‘Sen şöylesin, sen böylesin’ gibi sözlerle, onu enaniyete sürüklemek isterler.) Fakat o, hakikaten akıllı ve ahlaklı bir kimseyse o parlak işlerin, ancak ardındaki devletin gücüyle olduğunun idrakindedir. O devlet olmazsa valinin sözünü kim dinler ki?..
Yine aynı şekilde, bir kimse, zengin ve kudretli bir adamın ‘vekil’i (kahya; yönetici sekreter vs.) olsa onun adına işlerini düzenlese; o vekaletten dolayı, kendini o zengin adam yerine koysa ne kadar büyük bir suç işlemiş, ne acayip bir ahmaklık etmiş olur! Oysa o zenginlik ve nüfuz onun değildir. O, ancak kendine nazaran bir hiçlik duygusuyla, o zengin adam adına işlere bakmalı ve görevini yerine getirebilmek için tir tir titremelidir. Zira o zengin, ona bu sıfatı, işlerini yürütsün diye vermiştir. İnsanlara büyüklük taslasın veya kendisi o makamın sahibi gibi görüp ucuba düşsün diye değil.
Görüldüğü gibi dünyevi makamlarda olsun uhrevi makamlarda olsun, eğer kişi sırf o makamda olduğu için kendisini büyük ve faziletli görürse büyük bir aldanış içine düşmüş olur ve cezalandırılmayı hak eder. Belki de o makam elinden alınır. Yok, eğer kişi o makamı; bir iş ve vazife fırsatı olarak görür ve ona layık olmaya çalışırsa takdir edilir ve belki daha büyük makamlara terfi ettirilir.
O halde, eskilerin dediği gibi “kul, kullukta gerektir”. İnsan kendisini herhangi bir şey olarak dahi görmemelidir. Allahu Teâlâ’ya ibadet ve taati elden bırakmamalıdır. Böyle yaptığında, nefsindeki o varlık iddiası dahi yerini tevazu ve hiçliğe bırakacaktır. Allahu Teâlâ’nın inayeti ve büyüklerin himmetiyle, bu zor, içinden çıkılmaz gibi görünen halden kurtulacaktır, inşaallah.
Nefsin makam düşkünlüğü, onun kemâlâtının noksanlığından ve bununla birlikte de varlık iddiasından kaynaklanmaktadır. İnsan kendisini hiçbir şey olarak gördüğünde ise ne varlık iddiası kalır ne de makam sevdası…
Gülistan Dergisinden Alıntı.
Fakat şu da var ki insan insandır ve nefis taşıyor. Her işinde onunla beraberdir ve nefis her (yeni) durumundan kendine bir pay çıkarıyor, sahipleniyor. Valilik gibi bir makama gelen adam da ilk önce, bir miktar benlik duygusuna kapılabilir, (yanlıştır fakat) bu bir bakıma normaldir. Eğer o makama ehil bir kimseyse kısa sürede bu gibi boş düşünceleri bir kenara bırakıp işine ciddiyetle sarılır. Bunun ardından, yaptığı işle o kadar bütünleşir ki gün gelir valilik yaptığının dahi farkına varmaz. Ona göre yapılması gerek işler vardır ve o da onların ardından koşturmaktadır.
İşte o vali, artık “ben valiyim, şöyle olmalıyım, böyle yapmalıyım” gibi kuruntulardan da kurtulur. Yapması gerekenleri bir görev gibi gördüğünden, görevin hakkını verememekten, bulunduğu makama layık olamamaktan korkar. Bunun için de kendi iç dünyasında, gayet mütevazı bir şekilde devletin kendisine emanet ettiği o makama uygun olarak hareket etmeye çalışır. Tabii bu arada, ortada mevhum (vehmedilen) benlik nedir kalmaz.
Bazı zamanlar yaptığı işin şâşâsından dolayı kendisine benlik duygusu gelmeye yüz tutar. (Tabi, şeytan ve şeytani insanlar da boş durmaz. ‘Sen şöylesin, sen böylesin’ gibi sözlerle, onu enaniyete sürüklemek isterler.) Fakat o, hakikaten akıllı ve ahlaklı bir kimseyse o parlak işlerin, ancak ardındaki devletin gücüyle olduğunun idrakindedir. O devlet olmazsa valinin sözünü kim dinler ki?..
Yine aynı şekilde, bir kimse, zengin ve kudretli bir adamın ‘vekil’i (kahya; yönetici sekreter vs.) olsa onun adına işlerini düzenlese; o vekaletten dolayı, kendini o zengin adam yerine koysa ne kadar büyük bir suç işlemiş, ne acayip bir ahmaklık etmiş olur! Oysa o zenginlik ve nüfuz onun değildir. O, ancak kendine nazaran bir hiçlik duygusuyla, o zengin adam adına işlere bakmalı ve görevini yerine getirebilmek için tir tir titremelidir. Zira o zengin, ona bu sıfatı, işlerini yürütsün diye vermiştir. İnsanlara büyüklük taslasın veya kendisi o makamın sahibi gibi görüp ucuba düşsün diye değil.
Görüldüğü gibi dünyevi makamlarda olsun uhrevi makamlarda olsun, eğer kişi sırf o makamda olduğu için kendisini büyük ve faziletli görürse büyük bir aldanış içine düşmüş olur ve cezalandırılmayı hak eder. Belki de o makam elinden alınır. Yok, eğer kişi o makamı; bir iş ve vazife fırsatı olarak görür ve ona layık olmaya çalışırsa takdir edilir ve belki daha büyük makamlara terfi ettirilir.
O halde, eskilerin dediği gibi “kul, kullukta gerektir”. İnsan kendisini herhangi bir şey olarak dahi görmemelidir. Allahu Teâlâ’ya ibadet ve taati elden bırakmamalıdır. Böyle yaptığında, nefsindeki o varlık iddiası dahi yerini tevazu ve hiçliğe bırakacaktır. Allahu Teâlâ’nın inayeti ve büyüklerin himmetiyle, bu zor, içinden çıkılmaz gibi görünen halden kurtulacaktır, inşaallah.
Nefsin makam düşkünlüğü, onun kemâlâtının noksanlığından ve bununla birlikte de varlık iddiasından kaynaklanmaktadır. İnsan kendisini hiçbir şey olarak gördüğünde ise ne varlık iddiası kalır ne de makam sevdası…
Gülistan Dergisinden Alıntı.
Son düzenleme:

abi:gul: