- Üyelik Tarihi
- 24 Eki 2005
- Mesajlar
- 2,864
- Aldığı Beğeniler
- 20
İnsanın başına belâların gelmesine sebep, kendine yani nefsine düşkün olması, kendisini sevmesidir. İnsan, nefsinden yani kendisinden kurtulursa, Allahü teâlâdan başka şeylere düşkün olmaktan kurtulur. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, bir Peygambere vahyetti ki; "Falan âbide söyle: Dünyâda zühd ederek, nefsini râhata kavuşturdun ve kendini kıymetlendirdin. Benim için ne yaptın? Âbid sordu: "Yâ Rabbî! Senin için ne yapılır?" Allahü teâlâ buyurdu ki: "Düşmanıma, benim için düşmanlık ettin mi ve sevdiğimi benim için sevdin mi?)
Sevenin, sevgilinin sevdiklerini sevmesi ve sevmediklerini sevmemesi lâzımdır. Bu sevgi ve düşmanlık, insanın elinde değildir, sevginin îcâbıdır.
Nefsine düşkün olanlar, nefsinin arzûlarına kavuşmaya yardımcı olanları; akıl ve ilim sâhipleri ise, medenî insan olmalarına yardım edenleri sever. Kısacası, iyiler iyileri, kötüler de kötüleri sever.
Nefis, zararlıyı sever!
Nefis, yaratılışı gereği, kendisine ve başkalarına zararlı olan şeyleri sever. Bu sebeple insanın, dünyâda ve âhirette saâdete kavuşabilmesi için, nefsine uymaması, onu zayıflatıp, zarar yapamayacak hâle getirmesi lâzımdır. Nefsi zayıflatacak ilâç ise, İslâmiyete uymaktır. Harâmların hepsi, dünyâ malına, mevkisine, zevklerine düşkün olmak, nefsin gıdâsıdır. Nefis kuvvetlenince, bütün iyiliklerin, güzel ahlâkın kaynağı olan İslâmiyete saldırır. Herkesin kendisi gibi taşkın, şaşkın olmasını, haksızlık, kötülük, zulüm yapmasını ister. İnsanın en büyük düşmanı, kendi nefsidir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
"İnsanın nefsi, îmân etmeyi ve İslâmiyete uymayı istemez. Onun yaratılışı böyledir. İnsan deyince, insanın nefsi anlaşılır. Herkes "Ben" deyince nefsini bildirmektedir.
Kalb, yani gönül birden fazla şeyi sevmez. Kalbin mal, evlât, mevki, övülmek gibi çeşitli arzûları, bağlantıları ve sevdikleri görülür ise de, bu sevgilileri hakîkatte hep bir sevgilisi içindir. O biricik sevgilisi de, kendi nefsidir. Onların hepsini, kendi nefsi için sevmektedir. Bunları, hep kendi nefsi için istemektedir. Bunun içindir ki, kul ile Rabbi arasındaki en büyük perde, kulun kendi nefsidir. Kul, kendi nefsini düşünmekten büsbütün kesilmedikçe, Rabbini düşünemez ve Allahü teâlânın sevgisi onun kalbine yerleşemez.
(Allahü teâlâ, bir Peygambere vahyetti ki; "Falan âbide söyle: Dünyâda zühd ederek, nefsini râhata kavuşturdun ve kendini kıymetlendirdin. Benim için ne yaptın? Âbid sordu: "Yâ Rabbî! Senin için ne yapılır?" Allahü teâlâ buyurdu ki: "Düşmanıma, benim için düşmanlık ettin mi ve sevdiğimi benim için sevdin mi?)
Sevenin, sevgilinin sevdiklerini sevmesi ve sevmediklerini sevmemesi lâzımdır. Bu sevgi ve düşmanlık, insanın elinde değildir, sevginin îcâbıdır.
Nefsine düşkün olanlar, nefsinin arzûlarına kavuşmaya yardımcı olanları; akıl ve ilim sâhipleri ise, medenî insan olmalarına yardım edenleri sever. Kısacası, iyiler iyileri, kötüler de kötüleri sever.
Nefis, zararlıyı sever!
Nefis, yaratılışı gereği, kendisine ve başkalarına zararlı olan şeyleri sever. Bu sebeple insanın, dünyâda ve âhirette saâdete kavuşabilmesi için, nefsine uymaması, onu zayıflatıp, zarar yapamayacak hâle getirmesi lâzımdır. Nefsi zayıflatacak ilâç ise, İslâmiyete uymaktır. Harâmların hepsi, dünyâ malına, mevkisine, zevklerine düşkün olmak, nefsin gıdâsıdır. Nefis kuvvetlenince, bütün iyiliklerin, güzel ahlâkın kaynağı olan İslâmiyete saldırır. Herkesin kendisi gibi taşkın, şaşkın olmasını, haksızlık, kötülük, zulüm yapmasını ister. İnsanın en büyük düşmanı, kendi nefsidir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
"İnsanın nefsi, îmân etmeyi ve İslâmiyete uymayı istemez. Onun yaratılışı böyledir. İnsan deyince, insanın nefsi anlaşılır. Herkes "Ben" deyince nefsini bildirmektedir.
Kalb, yani gönül birden fazla şeyi sevmez. Kalbin mal, evlât, mevki, övülmek gibi çeşitli arzûları, bağlantıları ve sevdikleri görülür ise de, bu sevgilileri hakîkatte hep bir sevgilisi içindir. O biricik sevgilisi de, kendi nefsidir. Onların hepsini, kendi nefsi için sevmektedir. Bunları, hep kendi nefsi için istemektedir. Bunun içindir ki, kul ile Rabbi arasındaki en büyük perde, kulun kendi nefsidir. Kul, kendi nefsini düşünmekten büsbütün kesilmedikçe, Rabbini düşünemez ve Allahü teâlânın sevgisi onun kalbine yerleşemez.