Kendini tanı!
Her gün aynanın karşısında saçlarımızı düzeltir ve hızla uzaklaşırız. Acaba orada göreceğimiz başka şey yok mudur? Günde ortalama 23 bin defa nefes alıp veririz. Bir nefesin ardından hemen öbür nefes gelir; yani insan tam ölüyorken dirilir.
Kalb ise günde 103 bin defa atar. Durup dinlenmeden vücuda kan pompalar, günde 6 bin litreye ulaşır pompaladığı kan... Derinlemesine bir bakışla baktığımızda görürüz ki aslında içimizde nehirler akıyor, laboratuvarlar kurulmuş içimize, fabrikalar ve motorlar kurulmuş... Bütün bunlara Bana ne! dememeli insan! Dağların zirvelerini, denizlerin dalgalarını, büyük ırmakları ve engin okyanusu görmek için seyahat eder insan. Fakat bunun yanı sıra en büyük mucize olan kendi varlığını göremeden bu dünyadan göçer gider...
İnsan çok kısa bir süre yer aldığı kainat ekranında öz gerçeğine yönelmezse, söyleyin, o ekrandaki resimler ve nağmeler ne işe yarar? Kederli olmamızın kökü, varlığımızın hikmetini bilmeyişimizde saklı der Anatole France... Akvaryumdaki balık, kendine yem vereni tanımayabilir, karınca kaleme ve kâğıda anlam veremeyebilir. Böcekler sadece gübreyi düşünebilir. Saat, kendini kurandan habersiz vakti gösterebilir. Buğdayı taşıyan merkep buğdayın farkında olmayabilir. Ama insan öyle mi? Aklı, düşüncesi, muhakemesi varken, gerçek onu bir atmosfer gibi kuşatmışken, en geniş manasıyla bu evrendeki her şey kendisi için yaratılmışken, gerçeğin uzağında nasıl yaşayabilir? İnsan ya içindeki gerçeği usanma nedir bilmeksizin arayacak ya da içinde bulunduğu su birikintisini okyanus sanan kurbağa olarak kalmaya devam edecektir. İnsan her şeyi araştırıyor, ama kendini ihmal ediyor... Evet! Adeta kendini tanımaktan korkuyor insan...
ALİ BUDAK
Her gün aynanın karşısında saçlarımızı düzeltir ve hızla uzaklaşırız. Acaba orada göreceğimiz başka şey yok mudur? Günde ortalama 23 bin defa nefes alıp veririz. Bir nefesin ardından hemen öbür nefes gelir; yani insan tam ölüyorken dirilir.
Kalb ise günde 103 bin defa atar. Durup dinlenmeden vücuda kan pompalar, günde 6 bin litreye ulaşır pompaladığı kan... Derinlemesine bir bakışla baktığımızda görürüz ki aslında içimizde nehirler akıyor, laboratuvarlar kurulmuş içimize, fabrikalar ve motorlar kurulmuş... Bütün bunlara Bana ne! dememeli insan! Dağların zirvelerini, denizlerin dalgalarını, büyük ırmakları ve engin okyanusu görmek için seyahat eder insan. Fakat bunun yanı sıra en büyük mucize olan kendi varlığını göremeden bu dünyadan göçer gider...
İnsan çok kısa bir süre yer aldığı kainat ekranında öz gerçeğine yönelmezse, söyleyin, o ekrandaki resimler ve nağmeler ne işe yarar? Kederli olmamızın kökü, varlığımızın hikmetini bilmeyişimizde saklı der Anatole France... Akvaryumdaki balık, kendine yem vereni tanımayabilir, karınca kaleme ve kâğıda anlam veremeyebilir. Böcekler sadece gübreyi düşünebilir. Saat, kendini kurandan habersiz vakti gösterebilir. Buğdayı taşıyan merkep buğdayın farkında olmayabilir. Ama insan öyle mi? Aklı, düşüncesi, muhakemesi varken, gerçek onu bir atmosfer gibi kuşatmışken, en geniş manasıyla bu evrendeki her şey kendisi için yaratılmışken, gerçeğin uzağında nasıl yaşayabilir? İnsan ya içindeki gerçeği usanma nedir bilmeksizin arayacak ya da içinde bulunduğu su birikintisini okyanus sanan kurbağa olarak kalmaya devam edecektir. İnsan her şeyi araştırıyor, ama kendini ihmal ediyor... Evet! Adeta kendini tanımaktan korkuyor insan...
ALİ BUDAK