- Üyelik Tarihi
- 15 Eyl 2005
- Mesajlar
- 306
- Aldığı Beğeniler
- 2
"Dünya Kiliseler Konseyi Do u Afrika Genel Sekreterli i'ne atanmış bir rahibin, yeryüzündeki tek gerçek dini bulma yolundaki ilginç arayış öyküsü"dür bu:
"Altmış bir yıl kadar önce, Tanzanya'da, Uganda sınırına yakın bir yerleşim yerinde do dum. İsmimi Martin John koyan ailem tarafından, iki yaşındayken vaftiz edildim. Yedi yaşına geldi imde, benim di er çocuklardan farklı oldu umu düşünen ailem için âdeta bir gurur kayna ıydım. Kilisede ayinler esnasında rahip yardımcılı ını mükemmel bir şekilde yürüttü ümü gören babam, bundan etkilenerek, gelece im hakkında kendince plânlar yapıyordu. Daha sonraları yatılı okulda okurken bana bir mektup yazarak, rahip olmamı istedi ini belirtti. Hemen her mektubunda bu iste ini dile getiriyordu. Hâlbuki ben polis olmak istiyordum. Afrika'daki yaygın gelenek, çocukların belli bir yaştan sonra ailelerinden ba ımsız olarak istediklerini yapabildikleri Avrupa gelene inden tamamen farklıydı ve anne babanın isteklerine öncelik verilirdi. Babam da, ölmeden önce benim bir rahip oldu umu görmek istiyordu. Ben de kendi iste imden vazgeçerek, 1964'te kilise yönetimi üzerine e itim görmek amacıyla İngiltere ve Almanya'da bulundum. E itimimi tamamladıktan bir yıl sonra aktif göreve başladım. Bu arada mastır ve doktora çalışmalarıma devam ettim. Bu dönem hiçbir şeyi sorgulamaksızın, sadece yapılması gerekti ini düşündü üm şeyleri yerine getirdi im yıllardı. Bilgim arttıkça de işmeye başladı ımı hissettim ve doktora çalışmam sırasında kendi kendime sorular sormaya başladım. "Hıristiyanlık, İslâm, Musevîlik ve Budizm gibi dinlerin her biri gerçek din oldu unu iddia ediyor. Peki, gerçek din hangisi? Ben gerçe i bulmak istiyorum." Bu tür düşüncelerle başlayan araştırmalarım neticesinde mevcut dinleri bir elemeye tâbi tutarak sonunda dört büyük din oldu u kanaatine vardım. Bu arada İslâm'ın kutsal kitabı olan Kur'an'ı satın alıp incelemeye karar verdim. Kur'an'ı okuyup anlamaya çalışırken rastladı ım, "De ki: O Allah birdir. Her şey her hâlinde o Allah'a muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç de ildir. O do urmamış ve do mamıştır. O'nun hiçbir dengi yoktur." (İhlâs sûresi) ifadeleri son derece dikkatimi çekmişti. Belki o zamanlar farkında de ildim; ama bugün, o sûreyi okudu um sırada yüre ime ilk İslâm tohumlarının ekilmiş oldu una inanıyorum. Daha sonraki araştırmalarım neticesinde Kur'an'ın vahiy edildikten sonra insanlar tarafından tahrif edilmemiş tek mukaddes kitap oldu unu keşfettim. Doktora tezimin sonuç kısmında bunu ifade ettim. Doktora derecemi verip vermeyecekleri konusunda tereddütlerim vardı.
Ancak bunu önemsemiyordum. Çünkü bu noktada sadece gerçe i arayan biriydim ve gerçek de buydu. Bir gün birlikte çalıştı ım ve de er verdi im bir profesörün gözlerinin içine bakarak kendisine:
"Dünyadaki tüm dinler içinde hangisi en gerçek?" sorusunu yönelttim. "İslâm"
diye cevapladı. "O hâlde niçin Müslüman de ilsin?" diye tekrar sordu umda ise:
"Birincisi, Araplardan hiç hoşlanmam. İkincisi, sahip oldu um lüks hayat şartlarını görmüyor musun? İslâm için tüm bunlardan vazgeçece imi mi düşünüyorsun?" yanıtını aldım. Profesörün verdi i cevabı ve içinde bulundu um durumu düşündüm. Ben de bulundu um mevkii itibarıyla sahip oldu um imkânlardan vazgeçebilecek bir konumda de ildim ve bu düşünceyle bir yıl kadar İslâm'ı zihnimden uzak tutmaya çalıştım. Ancak rüyalarımda, özellikle de cuma geceleri, sık sık Kur'an âyetleri ve beyazlar giymiş insanların ça rılarını duyuyordum. Nihayet 22 Aralık 1986'da, Noel'den tam iki gün önce İslâm dinini resmen kabul etti imi açıkladım. Hıristiyanlı ı bırakarak İslâm'ı seçti imi ilân etti imde, kilise cemaati büyük bir şok yaşadı. Kilise yönetiminde yer alanlar benim delirmiş oldu umu düşündüler. Hatta bu 'deli' adamın alınıp götürülmesi için polis bile ça ırdılar. Ve Müslüman bir arkadaşım gelip kefaretimi ödeyene kadar bütün geceyi orada geçirdim. Bundan sonra hayatımda bir dizi de işiklikler meydana geldi. Öncelikle kilise, bana tahsis edilen ev ve arabayı geri aldı. Din de iştirdi imi ö renen eşime Müslüman olması konusunda bir baskı yapmayaca ımı söylememe ra men söylediklerimi dinlemedi bile, çocukları da alarak beni terk etti.
Annem ve babam da kendilerini ziyaret etmezden önce her şeyi duymuşlardı.
Görüştü ümüzde babam hemen İslâm'ı reddetti imi ifade eden bir açıklama yapmamı, annem de benden kesinlikle saçma sapan şeyler duymak istemedi ini söyledi. Yapayalnız kalmıştım. Bana karşı böyle bir tavır almış olsalar da onları affediyorum. Çünkü bilinçli hareket etmemişlerdi. Onların İncil'i bizzat okuyamadıklarını, tüm dinî bilgilerinin rahibin okuyup anlattıklarıyla sınırlı oldu unu biliyordum. Bir gece aileme misafir olduktan sonra atalarımın geldi i topraklar olan Kyela bölgesine do ru yola çıktım. Yolculu um sırasında ileride eşim olacak Rahibe Gertrude ile karşılaştım. Busale adında bir köyde konakladım. Yaşlı bir adamın yardımıyla geceyi geçirebilece im bir yer temin ettim. Sabah oldu unda okudu um ezan köylüleri oldukça şaşırttı ve benim gibi 'deli' bir adamı ne diye misafir etti i konusunda ev sahibime sorular sormaya başladılar. Rahibe Gertrude, benim deli olmadı ımı söyledi ve İslâm dinine mensup biri oldu umu açıkladı. Bir başka zaman da hastalandı ımda hastane masraflarını ödeme konusunda onun çok yardımını gördüm. Daha sonraki günlerde kendisiyle ilginç diyaloglarımız oldu. Meselâ, bir keresinde niçin haç taktı ını sordum.
"Haça gerilen İsa'nın anısına hürmeten" cevabını verdi.
"O zaman birisi babanı silâhla öldürse sen de gö sünde bir silâh taşıyarak mı dolaşacaksın?" diye sordum. Böyle bir soru rahibe Gertrude'u düşünmeye sevk etmişti. Belli ki beni tanıdıktan sonra kafası epey karışmıştı. Birbirimizi daha iyi tanıdı ımıza kanaat getirdikten sonra ona evlenme teklif ettim. Müslüman olmayı da kabul eden eşim, Zeynep adını aldı ve gizlice evlendik. Dört hafta kadar sonra eşim kilise yöneticilerine bir mektup yazarak durumundan haberdar etti ve ayrılma kararını bildirdi. Bana ev tahsis eden eşimin amcası ve babası evlendi imizi duyduklarında müthiş bir tepki gösterdiler. Her şeye ra men nezaketimizi muhafaza ederek kendilerine veda ettik ve Kyela'ya gitmek üzere köyden ayrıldık. Burada yeni bir hayata başladık. Daha önce sahip oldu umuz lüks imkânlar artık geçmişte kalmıştı. Rahip iken büyük bir evde oturmaktaydım. Şimdi ise çamurdan yapılmış sade bir kulübede yaşamaktayım. Dünya Kiliseler Konseyi Do u Afrika Genel Sekreteri olarak iyi bir kazanca sahipken, şimdi a aç kesimi ve çift sürme gibi işlerde çalışarak geçimimi temin ediyorum. Bunların dışındaki zamanlarımda halka açık İslâmî bilinçlenme vaazları veriyorum. Zaman zaman anlattıklarım Hıristiyanlık dinine hakaret olarak algılandı ı için kısa süreli hapis cezalarına çarptırıldım.
1988 hac mevsiminde bir trajedi yaşadık. Evim bombalandı ve üç çocu um bu şekilde öldürüldü. Bu suikastı düzenleyenler arasında uzaktan akrabam olan biri bile vardı. Böyle bir üzüntü ve kaybın bizi yolumuzdan döndürece ini düşünmüşlerdi. Ama düşünülenin tam tersi oldu ve her geçen gün İslâm'ı kabul edenlerin sayısı arttı. Bu arada eşimin babası da Müslüman oldu. 1992'de ihanetle suçlanarak on ay tutuklu kaldım. Domuz eti satılan dükkânlar aleyhine yaptı ım konuşma sonrası birkaç dükkân bombalandı ı için suçlu görülmüştüm. Evet, bu tür dükkânlar aleyhine konuşmuştum. Ancak zaten 1913'ten beri anayasal olarak Darüsselam, Tanga, Mafya, Lindi ve Kigoma gibi şehirlerde bar, kulüp ve domuz eti satan dükkânlara karşıt kanunlar yürürlükteydi. Sonuçta aklandım ve serbest bırakıldıktan sonra ülkemden ayrılarak Zambiya'ya geçtim. Tüm Müslümanlara mesajım şu:
"Bugün İslâm'ın yanlış anlaşılmasından kaynaklanan ciddî bir İslâm karşıtlı ı problemi mevcut. Tüm dünyaya İslâm'ı do ru şekilde anlatma gayreti içinde olmalıyız. Müslümanlar, barbar dinciler olarak tanınmamalı. Hepimiz bencilli i bir kenara bırakarak birlikte hareket etmenin yollarını aramalıyız. Kendinizi güvende hissedebilmeniz için komşunuzu da müdafaa etmeyi bilmelisiniz. İslâm'a en iyi hizmet bilinçlenmek ve iyi örnek olmaktır. Allah do ruların yardımcısıdır."
"Altmış bir yıl kadar önce, Tanzanya'da, Uganda sınırına yakın bir yerleşim yerinde do dum. İsmimi Martin John koyan ailem tarafından, iki yaşındayken vaftiz edildim. Yedi yaşına geldi imde, benim di er çocuklardan farklı oldu umu düşünen ailem için âdeta bir gurur kayna ıydım. Kilisede ayinler esnasında rahip yardımcılı ını mükemmel bir şekilde yürüttü ümü gören babam, bundan etkilenerek, gelece im hakkında kendince plânlar yapıyordu. Daha sonraları yatılı okulda okurken bana bir mektup yazarak, rahip olmamı istedi ini belirtti. Hemen her mektubunda bu iste ini dile getiriyordu. Hâlbuki ben polis olmak istiyordum. Afrika'daki yaygın gelenek, çocukların belli bir yaştan sonra ailelerinden ba ımsız olarak istediklerini yapabildikleri Avrupa gelene inden tamamen farklıydı ve anne babanın isteklerine öncelik verilirdi. Babam da, ölmeden önce benim bir rahip oldu umu görmek istiyordu. Ben de kendi iste imden vazgeçerek, 1964'te kilise yönetimi üzerine e itim görmek amacıyla İngiltere ve Almanya'da bulundum. E itimimi tamamladıktan bir yıl sonra aktif göreve başladım. Bu arada mastır ve doktora çalışmalarıma devam ettim. Bu dönem hiçbir şeyi sorgulamaksızın, sadece yapılması gerekti ini düşündü üm şeyleri yerine getirdi im yıllardı. Bilgim arttıkça de işmeye başladı ımı hissettim ve doktora çalışmam sırasında kendi kendime sorular sormaya başladım. "Hıristiyanlık, İslâm, Musevîlik ve Budizm gibi dinlerin her biri gerçek din oldu unu iddia ediyor. Peki, gerçek din hangisi? Ben gerçe i bulmak istiyorum." Bu tür düşüncelerle başlayan araştırmalarım neticesinde mevcut dinleri bir elemeye tâbi tutarak sonunda dört büyük din oldu u kanaatine vardım. Bu arada İslâm'ın kutsal kitabı olan Kur'an'ı satın alıp incelemeye karar verdim. Kur'an'ı okuyup anlamaya çalışırken rastladı ım, "De ki: O Allah birdir. Her şey her hâlinde o Allah'a muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç de ildir. O do urmamış ve do mamıştır. O'nun hiçbir dengi yoktur." (İhlâs sûresi) ifadeleri son derece dikkatimi çekmişti. Belki o zamanlar farkında de ildim; ama bugün, o sûreyi okudu um sırada yüre ime ilk İslâm tohumlarının ekilmiş oldu una inanıyorum. Daha sonraki araştırmalarım neticesinde Kur'an'ın vahiy edildikten sonra insanlar tarafından tahrif edilmemiş tek mukaddes kitap oldu unu keşfettim. Doktora tezimin sonuç kısmında bunu ifade ettim. Doktora derecemi verip vermeyecekleri konusunda tereddütlerim vardı.
Ancak bunu önemsemiyordum. Çünkü bu noktada sadece gerçe i arayan biriydim ve gerçek de buydu. Bir gün birlikte çalıştı ım ve de er verdi im bir profesörün gözlerinin içine bakarak kendisine:
"Dünyadaki tüm dinler içinde hangisi en gerçek?" sorusunu yönelttim. "İslâm"
diye cevapladı. "O hâlde niçin Müslüman de ilsin?" diye tekrar sordu umda ise:
"Birincisi, Araplardan hiç hoşlanmam. İkincisi, sahip oldu um lüks hayat şartlarını görmüyor musun? İslâm için tüm bunlardan vazgeçece imi mi düşünüyorsun?" yanıtını aldım. Profesörün verdi i cevabı ve içinde bulundu um durumu düşündüm. Ben de bulundu um mevkii itibarıyla sahip oldu um imkânlardan vazgeçebilecek bir konumda de ildim ve bu düşünceyle bir yıl kadar İslâm'ı zihnimden uzak tutmaya çalıştım. Ancak rüyalarımda, özellikle de cuma geceleri, sık sık Kur'an âyetleri ve beyazlar giymiş insanların ça rılarını duyuyordum. Nihayet 22 Aralık 1986'da, Noel'den tam iki gün önce İslâm dinini resmen kabul etti imi açıkladım. Hıristiyanlı ı bırakarak İslâm'ı seçti imi ilân etti imde, kilise cemaati büyük bir şok yaşadı. Kilise yönetiminde yer alanlar benim delirmiş oldu umu düşündüler. Hatta bu 'deli' adamın alınıp götürülmesi için polis bile ça ırdılar. Ve Müslüman bir arkadaşım gelip kefaretimi ödeyene kadar bütün geceyi orada geçirdim. Bundan sonra hayatımda bir dizi de işiklikler meydana geldi. Öncelikle kilise, bana tahsis edilen ev ve arabayı geri aldı. Din de iştirdi imi ö renen eşime Müslüman olması konusunda bir baskı yapmayaca ımı söylememe ra men söylediklerimi dinlemedi bile, çocukları da alarak beni terk etti.
Annem ve babam da kendilerini ziyaret etmezden önce her şeyi duymuşlardı.
Görüştü ümüzde babam hemen İslâm'ı reddetti imi ifade eden bir açıklama yapmamı, annem de benden kesinlikle saçma sapan şeyler duymak istemedi ini söyledi. Yapayalnız kalmıştım. Bana karşı böyle bir tavır almış olsalar da onları affediyorum. Çünkü bilinçli hareket etmemişlerdi. Onların İncil'i bizzat okuyamadıklarını, tüm dinî bilgilerinin rahibin okuyup anlattıklarıyla sınırlı oldu unu biliyordum. Bir gece aileme misafir olduktan sonra atalarımın geldi i topraklar olan Kyela bölgesine do ru yola çıktım. Yolculu um sırasında ileride eşim olacak Rahibe Gertrude ile karşılaştım. Busale adında bir köyde konakladım. Yaşlı bir adamın yardımıyla geceyi geçirebilece im bir yer temin ettim. Sabah oldu unda okudu um ezan köylüleri oldukça şaşırttı ve benim gibi 'deli' bir adamı ne diye misafir etti i konusunda ev sahibime sorular sormaya başladılar. Rahibe Gertrude, benim deli olmadı ımı söyledi ve İslâm dinine mensup biri oldu umu açıkladı. Bir başka zaman da hastalandı ımda hastane masraflarını ödeme konusunda onun çok yardımını gördüm. Daha sonraki günlerde kendisiyle ilginç diyaloglarımız oldu. Meselâ, bir keresinde niçin haç taktı ını sordum.
"Haça gerilen İsa'nın anısına hürmeten" cevabını verdi.
"O zaman birisi babanı silâhla öldürse sen de gö sünde bir silâh taşıyarak mı dolaşacaksın?" diye sordum. Böyle bir soru rahibe Gertrude'u düşünmeye sevk etmişti. Belli ki beni tanıdıktan sonra kafası epey karışmıştı. Birbirimizi daha iyi tanıdı ımıza kanaat getirdikten sonra ona evlenme teklif ettim. Müslüman olmayı da kabul eden eşim, Zeynep adını aldı ve gizlice evlendik. Dört hafta kadar sonra eşim kilise yöneticilerine bir mektup yazarak durumundan haberdar etti ve ayrılma kararını bildirdi. Bana ev tahsis eden eşimin amcası ve babası evlendi imizi duyduklarında müthiş bir tepki gösterdiler. Her şeye ra men nezaketimizi muhafaza ederek kendilerine veda ettik ve Kyela'ya gitmek üzere köyden ayrıldık. Burada yeni bir hayata başladık. Daha önce sahip oldu umuz lüks imkânlar artık geçmişte kalmıştı. Rahip iken büyük bir evde oturmaktaydım. Şimdi ise çamurdan yapılmış sade bir kulübede yaşamaktayım. Dünya Kiliseler Konseyi Do u Afrika Genel Sekreteri olarak iyi bir kazanca sahipken, şimdi a aç kesimi ve çift sürme gibi işlerde çalışarak geçimimi temin ediyorum. Bunların dışındaki zamanlarımda halka açık İslâmî bilinçlenme vaazları veriyorum. Zaman zaman anlattıklarım Hıristiyanlık dinine hakaret olarak algılandı ı için kısa süreli hapis cezalarına çarptırıldım.
1988 hac mevsiminde bir trajedi yaşadık. Evim bombalandı ve üç çocu um bu şekilde öldürüldü. Bu suikastı düzenleyenler arasında uzaktan akrabam olan biri bile vardı. Böyle bir üzüntü ve kaybın bizi yolumuzdan döndürece ini düşünmüşlerdi. Ama düşünülenin tam tersi oldu ve her geçen gün İslâm'ı kabul edenlerin sayısı arttı. Bu arada eşimin babası da Müslüman oldu. 1992'de ihanetle suçlanarak on ay tutuklu kaldım. Domuz eti satılan dükkânlar aleyhine yaptı ım konuşma sonrası birkaç dükkân bombalandı ı için suçlu görülmüştüm. Evet, bu tür dükkânlar aleyhine konuşmuştum. Ancak zaten 1913'ten beri anayasal olarak Darüsselam, Tanga, Mafya, Lindi ve Kigoma gibi şehirlerde bar, kulüp ve domuz eti satan dükkânlara karşıt kanunlar yürürlükteydi. Sonuçta aklandım ve serbest bırakıldıktan sonra ülkemden ayrılarak Zambiya'ya geçtim. Tüm Müslümanlara mesajım şu:
"Bugün İslâm'ın yanlış anlaşılmasından kaynaklanan ciddî bir İslâm karşıtlı ı problemi mevcut. Tüm dünyaya İslâm'ı do ru şekilde anlatma gayreti içinde olmalıyız. Müslümanlar, barbar dinciler olarak tanınmamalı. Hepimiz bencilli i bir kenara bırakarak birlikte hareket etmenin yollarını aramalıyız. Kendinizi güvende hissedebilmeniz için komşunuzu da müdafaa etmeyi bilmelisiniz. İslâm'a en iyi hizmet bilinçlenmek ve iyi örnek olmaktır. Allah do ruların yardımcısıdır."