Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

hakan_48

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
22 Eyl 2005
Mesajlar
580
Aldığı Beğeniler
5
Kim Cennetlik?



Cennete kimler girer? Kim cennetliktir, kim değildir, bunu hangimiz bilebiliriz ki?. Bir kula cennetlik vasfı kazandıran ameller vardır, bunları biliriz şüphesiz. Fakat her amelin de, bize kapalı olan, niyetle alakalı olması sebebiyle kalplerde gizli kalan, bize saklı birer veçhesi vardır. Amel makbul müdür, değil midir, bu sebeple kul hangi mevkidedir, bilemeyiz.

Bazıları vardır, pek de meraklıdır cennetliklerin listesini oluşturmaya. Onun kafasında, falanca mutlaka cennetliktir. Fakat onun bu düşüncesi, herkese karşı hüsn-i zan beslediği için değildir. Öyle olsa âmennâ ve saddaknâ. Fakat aynı şahsın nazarında filancanın varacağı yer ise, ancak cehennemdir. Nereden bildiğini sormayın, o bilir.

Cenap Şahabeddin'in çok güzel bir sözü vardır: Eslâfımızdan biri: "Herkesin maksûdu bir amma rivâyet muhtelif" demiş. Bazen de rivayet bir olur da maksud değişir; Taze çemen mevzû-i bahs olunca, öküz de şâir gibi: "Pek severim!" der.

"Cennete girer." dediğiniz şahıs ile maksadınız kıldığı namaz ise, bizzat Allâh Teâlâ buyurmuyor mu: "Yazıklar olsun o namaz kılanlara!" diye. Yok eğer kastınız tuttuğu oruç ise: Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz buyurmuyor mu: "Nice oruçlar vardır, sahibine kalan sadece açlıktan ibârettir." diye.

Çok mu güzel Kuran okuyor? "Nice Kuran okuyanlar vardır ki, okudukları hançeresinden aşağıya inmez." Bu da diğer bir hadîs-i şerîf.

Mütevâzî mi dediniz? Samimiyetini nereden bileceksiniz? Tevâzûun güzelliği sâdır olduğu noktanın irtifâı ile mütenâsiptir, diyenler var. Tevâzûun çirkinleştirdiği insanlar da yok mudur? Bilir misiniz, bazılarının mütevâzîliği kibrinden ileri gelirmiş.

Çok infak ehlidir, belki de cömerttir değil mi? "Desinler" diye infâk ediyorsa, "cömertliğimle milleti çatlatayım, milletin gözü feragat görsün" dersindeyse: "Onlar kigösteriş yapmaktadırlar." Bu âyeti de bilmeyenimiz yoktur.

Endişem o ki, benim bütün bu ibadetleri hafife aldığım düşünülsün. Esas mesele gönüldedir, onu da kimse bilmez anlayışı ile, "benim kalbim temiz" türünden mesnetsiz iddialara kapı açılsın. Tabii ki kimin kalbinin temiz olduğunu da en iyi Allah bilir.

Herhalde bu meseleye dair anlatmak istediklerimi, şu güzel menkıbe en iyi sûrette izah eder:

Eski bir tarihte, Anadolunun bir beldesine uğrar Hızır Aleyhisselam. Maksadı halkın ahvaline muttali olmak, yardıma muhtaç olanlara kol kanat germektir. Belde ahâlisinden iki kişi çok dikkatini çeker. Birincisi şehrin ibadete en düşkün insanıdır. Mescid kuşudur âdetâ& Belli başlı ibadetlerden kalan vaktinde dahi boş durmayıp sürekli zikreder, düşünür, tefekkür eder. Kîl ü kâle, boş lakırdıya tenezzül edip de kulak asmaz. Bütün derdi tasası ahiret& Ve nâil olduğu mertebenin büyüklüğü görülür üzerinde. Yürüyüşünde, oturuşunda, kalkışında, insanlara bir çift söz edişinde bir ululuk, bir tekebbür vardır. İbadet ve itaatle geçen ömrünün âkıbetinden yana duyduğu büyük bir emniyet içerisindedir sanki.

Ve Hızır Aleyhisselam o belde halkından kim ile konuştuysa, bu mübarek, muhterem insanın, yüzde yüz cennete gireceğine inandıklarını müşahede eder. Deseler ki hani, "bu belde halkından sadece bir kişi cennete girecek" Ahâli "mutlaka odur" der. "Ondan başkası nasıl olabilir ki?"

Acaba bir insan bu kadar da hürmete lâyık mıdır, diyerek şaşar Hızır. Onun hayretle müşahede ettiği bir ikinci kişi ise, bu muhterem şahsın tam tersi istikamette yol alan bir günahkardır. Ömründe ondan daha murdar, daha mendebur bir insan görüp görmediğini düşünür. Vaktiyle bütün haramları işlemiş, cürümden isyandan yana takati kalmadıysa da, aklı fikri hâlâ mâsıyette. İçki içerken bir köşede sızar kalır. Kendine gelir gelmez ilk işi, şişesinden bir yudum daha içmektir. Hani güzel bir insandan bahsedilirken, her halinde bir güzellik var, denilir ya& Bu adamın da her halinde başka bir çirkinlik var. Ahâliden biri onu uzaktan görse hemen yolunu değiştirir. Yakınından geçmek mecburiyetinde kalsalar, tiksintiyle yüzlerini buruşturup hiç oralı olmamaya çalışırlar& Sanki o pis herif orada yok. Görüp de ne yapacaklar zaten, şeytan görsün yüzünü. Düşünmezler ki şeytan görse ne yapacak ki?

Onca yıldır ikaz edip dert anlatamadıkları herife hakaret etmeye dahi doymuşlardır artık. Kimsenin gözünde kuldan sayılmaz. Ve ahâli inanır ki bu fâsık, cehenneme bile giremez. Allah Teâlâ böylesi bir kulu cehennemine alıp da ne yapacak ki. Böyle bir kula cehennem mükâfât olur.

Buna da şaşar kalır Hızır Aleyhisselam. Bir kul da hiç bu kadar düşer mi acaba?

Âbid şahsın yanına gidip kendisinin Hızır olduğunu söyler. Bir isteği var mıymış öğrenmek ister. "Rabbimin katındaki mevkiimi bilmek isterim mümkünse. Cennetliklerden miyim, yoksa hafazanallah cehennemliklerden mi?" "Peki inşallah" deyip yanından ayrılırken, sallana sallana gelir ötekisi. Her hâli tavrı ibâdet olan muhterem, hemen yüz çevirip uzaklaşır oradan. Konuştuklarını duyan adam da sarhoş bir edâ ile rica eder: "Benim de yerimi öğrenebilir misin? Acaba ben cehennemlik miyim? Sualin garabetine şaşıp adamın haline acıyan Hızır, "peki öğreneyim" der ve beldeden ayrılır gider uzaklara.

Bir iki sene aradan sonra Hızır Aleyhisselam o beldeye tekrar uğrayıp Âbidi ibâdetlerinin mükâfatı olarak kendisine ihsân edilen cennet ile müjdelemek ister. Karşılaştıklarında Âbid hiç acele etmeden, sükûnet ve teennî ile sorar. Hızır tebessüm ve sürûr içinde en güzel haberi verir kendisine: "Müjdeler olsun sana, Cennetliksin, ne kadar şükretsen azdır değil mi?" Bu muazzam haberi soğuk bir tebessümle karşılayan Âbid: "Biliyordum zaten" der, o her zaman ki emin haliyle. O basit tebessüm, insanın içini donduruveren buz gibi gülümseme, dağlardan ağır gelir Hızıra. Bu kibir görüntüsü karşısında âdeta ezilir, içi titrer ve arkasına dahi bakmadan uzaklaşmaya çalışır. Bu sefer de ayakta dahi duramayan o rezil herif dikilir karşısına. Sallana sallana sorar kendisine. Üzüntüsü iki kat daha artar Hızır Aleyhisselamın, içi daha bir ezilir: "Yazık etmişsin kendine, çok yazık etmişsin. Seni Cehennemlikler arasında gördüm" der. Duyduklarına inanamayan adam, hayretten büyüyen gözleriyle şaşkın şaşkın sorar: "Cehennem mi dedin sen? Allah beni Cehennemine kabul mü etmiş?" deyip bırakır kendini yere. Ömründe secde etmeyen adam, bir türlü beceremez secdeyi de, yerde göz yaşları içerisinde debelenir durur. Bir yata bir kalka, iyiden iyiye toza toprağa bulanır. Görenler şaşkın şaşkın ona bakar, kimi tiksinir döner arkasını gider. O onlarla da alay etmekten geri durmaz. Sarhoş nârasını andıran bir âvâz ile: "N'olduuu. Allah seni cehenneme almaz diyordunuz hani. Hani ben cehenneme bile layık değildim n'olduuu. Gördünüz mü Rabbim bana Cehennemi bahşetti. Beni hiçlikle, yoklukla cezalandırmadı sizin gibi." Çıkarır cebinden içki şişesini, vurur yere, parçalar, yakasını paçasını yırtar ha bire: "Aha benden tövbe sana Allah'ım. Madem beni kabul ettin cehennemine, ben de senin cehennemine lâyık bir kul olmaya çalışacağım bundan sonra. Sana söz, bak bir daha günah işlemeyeceğim, sen tek beni kulun olarak gör e mi? Ben yokmuşum gibi yapma. Var ettin ya beni, yoklukla cezâlandırma."
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "İsrail oğullarından iki kişi vardı: Biri günahkardı, diğeri de ibadette gayret gösterirdi. Abid olan diğerine günah işlerken rastlardı da: "Vazgeç!" derdi. Bir gün, yine onu günah işlerken gördü ve "vazgeç" dedi. Diğeri: "Beni Allah ile baş başa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?" dedi. Öbürü: "Vallahi Allah seni mağfiret etmez." Veya: "Allah seni cennetine koymaz!" dedi. Bunun üzerine Allah ikisinin de ruhlarını kabz etti. Bunlar Allah Teâlâ'nın huzurunda bir araya geldiler. Allah Teâla Hazretleri ibadette gayret edene: "Sen benim elimdekine kâdir misin?" dedi. Günahkâra da dönerek: "Git, rahmetimle cennete gir!" buyurdu. Diğeri için de: "Bunu ateşe götürün!" diye emretti." Ebu Hüreyre (r.a.) der ki: "Adamcağız -Allah'ın gazabına dokunan münasebetsiz- bir kelime konuştu, bu kelime dünyasını da, ahiretini de hebâ etti."

"Kendi kusuru kendini meşgul eden mümine ne mutlu!" bu da bir diğer hadîs-i şerîf. Evvelâ başkasının kusuru mu sorulacak bizden. Elbette diğer insanlardan da mesûlüz. Fakat, kimseyi suçlamadan îkâz etmenin de en güzel usûlünü yine Peygamber Efendimiz göstermiş. Yoksa Cennet de Allah'ın, Cehennem de.

ALTINOLUK
 
Üst Alt