- Üyelik Tarihi
- 6 Tem 2011
- Mesajlar
- 154
- Aldığı Beğeniler
- 0
Kim hatırlanmak istemez ki?
Ayrılık ateşiyle yanıyoruz./Bıraktığın sevgiyle anıyoruz./Kur’an tilavetiyle yunuyoruz./Ruhuna Fatihalar sunuyoruz./Hayatıma ördüğümsün,/İçime gömdüğümsün,/Kalbimde kör düğümsün,/Bakmadan gördüğümsün./Kimdir bizi hayaller ufkunda dolaştıran?/Kimdir konuşmayan dilimizi konuşturan?/Sensin Allah’ım gönüllerimizi coşturan,/Sensin, bizi hayatın arkasından koşturan.
İnsan, üstün özelliklerle yaratılmış. Sahip olduğu özelliklerle hayatı, bugünkü teknolojik seviyelere yükseltmiş. Yaptığı işlere karşı hayranlık sarhoşluğuna kapılmış, özellikleri başına dert olmuş. Kabiliyetleriyle kendine tuzak kurmuş, yaptığı suiistimalle insanlığı dibe vurmuş. Kaybettiği insaniyeti buluncaya kadar, düştüğü tuzaktan kurtulamayacak duruma gelmiş. Yaptığı işleri kendinden saymış, enaniyet seline kapılmış, kabiliyetlerini vereni unutmuş. İnsan, bugün nankörlüğünün cezasını çekiyor. İnsanın kabiliyetleri bir nevi sermayesidir. İnsan, sermayesini suistimal etmemelidir.
Önümüzde sel gibi akıp giden bir hayat var. Bu hayatın çıkış noktası doğum, bitiş noktası ölümdür. İnsan, bu akışa duyarsız kalamaz, insanlığımız buna manidir. Ben kendime soruyorum: Hangi kabiliyetimi, neyin karşılığında aldım, kazandım? Beni yaratan, aklımı vermiş. Hem de ömür boyu onu üzerimde muhafaza ediyor. Bütün kabiliyetlerim, özelliklerim aynı şekilde, O’nun eseri. Bunları üzerimde sağlıklı bir şekilde bende bulunduruyor. Bana sadece kullanmak kalıyor. Beni, bir kuş veya kuzu olarak yaratmamış. Hiçbir varlıkta olmayan özellikler vermiş. İnsan olarak yaratmış. Bütün bunlara karşı benden istediği tek şey kulluk! Kulluğu nasıl yapacağımı da Kitap ve Peygamberi ile öğretmiş. Bana yalnız; O’na itaat ve teslimiyet kalmış. O’nun verdiklerini yanlış kullanarak önce kendime sonra başkalarına zarar vermemeliyim. Teslimiyette emniyet var, huzur var, rahatlık vardır.
Çocuğunu ateşten kurtarmak isteyen anne, şefkat, merhamet ve koruma duygularıyla ateşin içine atlar. Bir tavuk civcivini korumak için başını kaptırma pahasına köpeğe saldırır. Bunların hepsini yaptıran, şefkat, merhamet ve koruma duygularıdır. Tavuğun ki tavuğa göre, insanınki insana göredir. Çocuğun acziyeti ve teslimiyeti anneyi ateşe daldırtıyor.
Geçici olan dünya hayatında her şey izafidir. Ebedilik ve değişmez değerler ahirettedir. Fıtratımızdaki ölümsüzlük isteği, bize ahireti işaret ediyor.
Bunun delillerini de dünyada görüyoruz. İnsan yaşlanıyor, ölüyor. Elbette yaşlandığı için ölmüyor. Yaşlanma ölüme sebep oluyor. Bebeklikten başlayan fiziki güzellik, zamanla çirkinliğe dönüyor. Duyan kulaklar duymaz, gören gözler görmez oluyor. Organlar yaşlanıyor. Kabiliyetler, melekeler zayıflıyor. Adım, adım sona yaklaştırılıyoruz. Bütün bunlar olup biterken; hep hatırda kalmak, hatırlanmak, hatıra olmak isteği kalbimizden çıkmıyor.
Kim, bu dünyadan gidince, hatırlanmak istemez ki? Her yıl takvimlerden 31 Aralık tarihli yaprağı kopardığımızda o yılı maziye gömmüş sayılırız. Zaman ağacının dalından bir kuşu daha uçurmuş oluruz. Herkesin o yılda iyi veya kötü hatıraları kalmıştır. Tarihin kaydettiği, üzücü ve sevindirici olayları olmuştur. Gelecek nesiller iyilerle sevinecek, kötülerle üzülecek. İnsan olarak hepimiz iyi hatıralar bırakmak istemez miyiz? İnsana iyi hatıralar bıraktıracak bir hayat İslamiyet’tedir. Kimse zalim olmak, zalimlikle anılmak istemez. İnsanı nefsi zalimleştirir. Yaşadığı hayat ve yaptığı muamele ile insan zalim olabilir. Zalim olmamak için irademizle İslamiyet’e teslim olmalıyız ve hatırlanacak bir hayat yaşamalıyız.
01 Mayıs 2014
Durmuş Göktekin
Ayrılık ateşiyle yanıyoruz./Bıraktığın sevgiyle anıyoruz./Kur’an tilavetiyle yunuyoruz./Ruhuna Fatihalar sunuyoruz./Hayatıma ördüğümsün,/İçime gömdüğümsün,/Kalbimde kör düğümsün,/Bakmadan gördüğümsün./Kimdir bizi hayaller ufkunda dolaştıran?/Kimdir konuşmayan dilimizi konuşturan?/Sensin Allah’ım gönüllerimizi coşturan,/Sensin, bizi hayatın arkasından koşturan.
İnsan, üstün özelliklerle yaratılmış. Sahip olduğu özelliklerle hayatı, bugünkü teknolojik seviyelere yükseltmiş. Yaptığı işlere karşı hayranlık sarhoşluğuna kapılmış, özellikleri başına dert olmuş. Kabiliyetleriyle kendine tuzak kurmuş, yaptığı suiistimalle insanlığı dibe vurmuş. Kaybettiği insaniyeti buluncaya kadar, düştüğü tuzaktan kurtulamayacak duruma gelmiş. Yaptığı işleri kendinden saymış, enaniyet seline kapılmış, kabiliyetlerini vereni unutmuş. İnsan, bugün nankörlüğünün cezasını çekiyor. İnsanın kabiliyetleri bir nevi sermayesidir. İnsan, sermayesini suistimal etmemelidir.
Önümüzde sel gibi akıp giden bir hayat var. Bu hayatın çıkış noktası doğum, bitiş noktası ölümdür. İnsan, bu akışa duyarsız kalamaz, insanlığımız buna manidir. Ben kendime soruyorum: Hangi kabiliyetimi, neyin karşılığında aldım, kazandım? Beni yaratan, aklımı vermiş. Hem de ömür boyu onu üzerimde muhafaza ediyor. Bütün kabiliyetlerim, özelliklerim aynı şekilde, O’nun eseri. Bunları üzerimde sağlıklı bir şekilde bende bulunduruyor. Bana sadece kullanmak kalıyor. Beni, bir kuş veya kuzu olarak yaratmamış. Hiçbir varlıkta olmayan özellikler vermiş. İnsan olarak yaratmış. Bütün bunlara karşı benden istediği tek şey kulluk! Kulluğu nasıl yapacağımı da Kitap ve Peygamberi ile öğretmiş. Bana yalnız; O’na itaat ve teslimiyet kalmış. O’nun verdiklerini yanlış kullanarak önce kendime sonra başkalarına zarar vermemeliyim. Teslimiyette emniyet var, huzur var, rahatlık vardır.
Çocuğunu ateşten kurtarmak isteyen anne, şefkat, merhamet ve koruma duygularıyla ateşin içine atlar. Bir tavuk civcivini korumak için başını kaptırma pahasına köpeğe saldırır. Bunların hepsini yaptıran, şefkat, merhamet ve koruma duygularıdır. Tavuğun ki tavuğa göre, insanınki insana göredir. Çocuğun acziyeti ve teslimiyeti anneyi ateşe daldırtıyor.
Geçici olan dünya hayatında her şey izafidir. Ebedilik ve değişmez değerler ahirettedir. Fıtratımızdaki ölümsüzlük isteği, bize ahireti işaret ediyor.
Bunun delillerini de dünyada görüyoruz. İnsan yaşlanıyor, ölüyor. Elbette yaşlandığı için ölmüyor. Yaşlanma ölüme sebep oluyor. Bebeklikten başlayan fiziki güzellik, zamanla çirkinliğe dönüyor. Duyan kulaklar duymaz, gören gözler görmez oluyor. Organlar yaşlanıyor. Kabiliyetler, melekeler zayıflıyor. Adım, adım sona yaklaştırılıyoruz. Bütün bunlar olup biterken; hep hatırda kalmak, hatırlanmak, hatıra olmak isteği kalbimizden çıkmıyor.
Kim, bu dünyadan gidince, hatırlanmak istemez ki? Her yıl takvimlerden 31 Aralık tarihli yaprağı kopardığımızda o yılı maziye gömmüş sayılırız. Zaman ağacının dalından bir kuşu daha uçurmuş oluruz. Herkesin o yılda iyi veya kötü hatıraları kalmıştır. Tarihin kaydettiği, üzücü ve sevindirici olayları olmuştur. Gelecek nesiller iyilerle sevinecek, kötülerle üzülecek. İnsan olarak hepimiz iyi hatıralar bırakmak istemez miyiz? İnsana iyi hatıralar bıraktıracak bir hayat İslamiyet’tedir. Kimse zalim olmak, zalimlikle anılmak istemez. İnsanı nefsi zalimleştirir. Yaşadığı hayat ve yaptığı muamele ile insan zalim olabilir. Zalim olmamak için irademizle İslamiyet’e teslim olmalıyız ve hatırlanacak bir hayat yaşamalıyız.
01 Mayıs 2014
Durmuş Göktekin