Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

nakşi_bendi

Ya BAKİ Entel BAKİ!
 
Üyelik Tarihi
18 Eki 2007
Mesajlar
1,421
Aldığı Beğeniler
7
Konum
TOKAT
çok güzel paylaşım canım benim emeğine sağlık
ALLAH(cc) RAZI OLSUN SENDEN
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Allah (cc) razı olsun kardeşim güzel paylaşımdı...
emeğine sağlık...dua ile...
 

Uhuda_Sevdalı

....Sonun Başlangıcı....
 
Üyelik Tarihi
14 Şub 2008
Mesajlar
2,577
Aldığı Beğeniler
21
Konum
Bitlis - İstanbul
Takım
Galatasaray
Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan
korkmam.

Ben işte böyleyim; yine "bana ait"lerin hesabındayım. Başka kime
söyleyeyim Başka kimin anlayışından medet umayım

Kimseye Söyleyemem!!!...


yüreğinize sağlık
RABBİM RAZI OLSUN
 

Gülyüzlüm

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Tem 2009
Mesajlar
9,052
Aldığı Beğeniler
63
Takım
Galatasaray
Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb'im. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim "cız" etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum.

Ayak diredim, "az sonra kılsam da olur!" dedim. "Az sonra"larım "çok sonralar"a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum.

Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin.

Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. "Beni bana bırak!"larla durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.

İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.

İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, "emrolunduğum gibi dosdoğru olma"nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. "Sırası değil!"di; "hele dur; sonra da olur!"du. En Sevgili'ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım.

Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.

İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor ya…

Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, "bitmez şimdi bu namaz!" dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı.

Bir Sen duydun beni ey Rabb'im. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.

İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… "Aradan çıkarmaya çalıştığım" oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir "sorun"du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim.

Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda "aferinler" fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın. Utandırmadın.

Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb'im. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine "bana ait"lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?



alıntı​
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Senai Demircin'in kalemine kuvvet yüreğine sağlık çok güzel bir yazı paylaştığın için teşekkür ederim..Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb'im. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine "bana ait"lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?
 

YaRaLiyiM

Sükùt..
 
Üyelik Tarihi
9 Ocak 2011
Mesajlar
339
Aldığı Beğeniler
2
Konum
Almanya
Takım
Fenerbahçe

Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm.

Ezan okununca, sevdiklerimle
geçirdiğim zamanların azalmasından korktum.

Vakit girince, içim “cız” etti hep.

Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza
durdum.

Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım
“çok sonralara döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım.

Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna.

Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm.

Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak
kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım.

Oysa rahatlığı Sana borçluyum.

Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana.

Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana.

Dişlerim ağrıyacak olsa her biri
için harcayacağım zaman Senin.

Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa,her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin.

Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar
geleceğim huzursuz günler Senin.
Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim.

Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm.

Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum.

Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım.

Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm.

“Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna;
içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece
bedenimle, mıhlı kaldım.

Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı
bana!

Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor
olabilirdin beni.

Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da
delik deşik etmelerini takdir edebilirdin

Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.
İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim.
Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm.

Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim.

Ensemde kaderin
sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim.

Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden.

Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım.

Secdeye kalbimi de sığdırmaya
çalışmadım.

Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.
İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp
rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, “emrolunduğum gibi
dosdoğru olma”nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim.

“Sırası değil!”di;
>“hele dur; sonra da olur!”du.

En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri
üzerisssslınmadım

Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bi yon bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce,
ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin.

Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.
İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı.
Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile
değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte.
>Fısıldaması bile acı veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre,
>heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, “bitmez şimdi bu
>namaz!” dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı.
>Bir Sen duydun beni ey Rabb’im.

Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.
>İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı…
>“Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı. Geçiştirdim namazı.

Bir “sorun”du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı
namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa.
Bilemedim.
Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzurunaaldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda “aferinler” fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden.
>Yok saymadın. Utandırmadın.
>Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb’im. Kimselere söylemedin.
>Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan
>korkmam. Ben işte böyleyim; yine “bana ait”lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?


Senai DEMİRCİ​
 

v u s l a t

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
28 Ağu 2011
Mesajlar
74
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
Öyle çok pazarlık ettim ki seninle Rabb'im...

Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle, Ey Rabb’im. Sen çağırınca, kendime

ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm.

Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim "cız" etti hep.

Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza

durdum.

Ayak diredim, "az sonra kılsam da olur!" dedim.

"Az sonra"larım "çok sonralar"a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna.

Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım,rahatladım.

Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana.

Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana.

Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana.

Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin.

Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa,her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin.

Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar

geleceğim huzursuz günler Senin.

Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya

heveslendim.

Benden istediğin zamanı çok gördüm.

Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım.

Günümü delik deşik etmeni,işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı,uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm.

"Beni bana bırak!"larla durdum huzuruna;

içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece

bedenimle, mıhlı kaldım.

Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni.

Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan

bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da

delik deşik etmelerini takdir edebilirdin.

Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.

İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim.

Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm.

Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin

sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim.

Acelem vardı;alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden.

Bütün benliğimle aşağı inemedim.

İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım.

Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.

İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim.

Bedenim eğilirken huzurunda, "emrolunduğum gibi

dosdoğru olma"nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim.

"Sırası değil!"di; "hele dur; sonra da olur!"du.

En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım.

Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin.

Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.

İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı.

Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu.

Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte.

Fısıldaması bile acı veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, "bitmez şimdi bu namaz!" dediğim çok oldu.

Ama içimden. Kimseler duymadı. Bir Sen duydun beni ey Rabb’im.

Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin.

Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.

İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… "Aradan çıkarmaya çalıştığım" oldu namazı.

Geçiştirdim namazı. Bir "sorun"du çözdüm, hallettim.

Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa.

Bilemedim. Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni.

Her secdede rahmetinle okşadın alnımı.

Her rükûda "aferinler" fısıldadın gönlüme.

Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu.

Yüzüme vurmadın.

Azarlamadın.

Aşağılamadın.

Hepten umut kesmedin benden.

Yok saymadın.

Utandırmadın.

Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin Ey Rabb’im.

Kimselere söylemedin.

Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam.

Ben işte böyleyim; yine "bana ait"lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?

Affet Allah'ım affet...
Dosdoğru namaz kılanlardan olmayı cümlemize inşallah nasip et...
 
Üst Alt