BİSMİHİ TEALA
Kişinin Arkadaşı Hakkında Zannedilen Şeyler.
Dostları seçmek hususunda ihtiyatlı bulunmalıdır. Kişinin arkadaşından sadır olan sözler ve hareketler, iyi olsun, kötü olsun, daha sonra o kişiye isnad edilmektedir. ( İnsanlar arasında ahlâkın sirayeti kanunu geçerli sayılmaktadır. Birinden birşey sadır olursa, derhal müşterek fâil hükmünü yürütürler )
Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
"Kişi, sevdiği dostuyla beraberdir"
Ali bin Ebi Talib radıyALLAHu anh diyor ki;
"Kişinin dostu, ahlakı hususunda kendisiyle mütenasib olur"
Abdullah bin Mes'ud radıyALLAHu anh diyor ki;
"Hiçbir şeyin diğer bir şey üzerine, hatta dumanın ateş üzerine delaleti bir dostun halinin diğer bir dostun haline delaleti kadar kuvvetli değildir."
Bazı hikmet ehli diyor ki;
"Dostunu, senden önceki dostuyla tanı!"
Bazı edeb alimleri diyor ki;
"Kişinin arkadaşı hakkında zannedilen şeyler, kendisi hakkında da zannedilir."
Şâir Adiy bin Zeyd diyor ki;
"Kişiyi ahlâkı cihetiyle anlamak istersen, ahvâlini sorma, görüştüğü arkadaşını sor. Onun hali sana yeterli cevap verir. Çünkü, herkes beraber olduğu arkadaşına uyar, onunla aynı hareketlerde bulunur. Bir kavmin içinde bulunduğunda iyilerini seç, kötülerinden sakın ki, kötülerle beraber helak olmayasın."
O halde halkın kınayan dilinden ve zemmedicilerin gıybetinden namus ve ismetini korumak arzusunda bulunanlar, kötü ahlak ve rezil vasıflarla meşhur olmuş kimselerin sohbet ve meclisinde bulunmaktan şiddetle sakınmaları gerekir. Asıl önemli olan burası değil, belki önemli olan iyileri ve kötüleri ayırdetmektir. Bu da görüşülen kimseleri tekrar tekrar tecrübeden geçirmek ve seçilecek zat hakkında kesin bir hüküm vermek için çok düşünmek, ruhi hallerini iyi incelemek, hülasa, bu hükmü kesin belgeler üzerine bina etmektir. Bu konuda bir ölçü aranırsa, o da şeriattir. Görülecek zatın hal ve hareketleri o mukaddes ölçüyle tartılır. Ekseriyetle ilahi hükümlere uyarsa, dost seçilebilir. Yoksa kalıbı ve güzel şekli ile halkı aldatan kötü ahlak sahibleri, dostluk divanında bir meziyet kazanamadıkları gibi, hareketlerini güzelce icra eden tedbir sahibleri, onların kilise duvarına benzeyen suratlarına aldanmazlar.
Zurrumme adındaki şairin, dışı süs ve zinetle bezenmiş içi ise bin türlü rezaletle murdar olmuş kimseler hakkında su ile misal getirerek söylediği şu şiir, edibler arasında darb-ı mesel gibi şöhret bulmuştur:
Suların bazısında duruluk ve beyazlık bulunduğu halde tadındaki acılık, zevk sahiblerinin malumudur. ( Dış ihtişamı, iç rezaletine uymayan kimseler de böyledir. )
Bazı hikmet ehli, çehresi güzel, ahlakı çirkin bir adamı görünce " Ev güzel, ama içinde oturan çirkindir" demişler. Şair Cahza bu manayı alıp şiir halinde ifada etmiştir.
"Kötü ahlak ve ihtişam sahiblerinin vücutları ma'mur, akılları haraptır. Ya Rabb'i bu ne ğarib tezaddır!"
Bir âlim de şu şiiri söylemiştir;
" Güzel görünüş sahiblerini görüp sohbetlerine atılma. Çok güzel kadın vardır ki, araştırıldığında kötü haberi meydana çıkar. Çünkü her gördüğün sarı, altın değildir. Sarı akrepler de aynı renktedir. Ama zararlı hayvanların en dehşetlisidir. "
Hikmet ehli diyor ki;
"Bir kimseye tecrübesiz güvenenlerin ve güvensiz ünsiyet edenlerin sevgilerinin sonu pişmanlıktır."
Bazı belâgat âlimleri diyor ki;
"Denemeden konuşup sonunda darılmaktansa hiç münasebet kurmamak daha hayırlıdır."
Bazı edibler diyor ki;
" Denemeden dostlara güvenme! Güç sağlamadan düşmanla mücadeleye kalkışma! "
Bir şâir diyor ki;
" Bir kimseyi denemeden medh ve zemmetme. Çünkü denemesiz medh hata olduğu gibi, medhettikten sonra yine zemmetmek kendi kendini yalanlamak demek olacağından medh ve zemm hususunda ihtiyat ve tecrübeye dikkat etmelidir."
Buraya kadar dost edinmeye sevk eden iki vecihle ilgili anlattıklarımızdan, edinilecek dostların seçiminde özel ahlaklarını denemenin lüzumu anlaşılmaktadır. Şimdi de ittifakın aslı olan mücanesetten sonra kurulacak dostlukta göz önüne alınacak hasletleri açıklayalım.
İnsanı bütün işlerde doğruya götüren , istikamet yoluna sevk ve delalet eden kuvvetli akıldır. Evet, bir kimsenin dost edineceği adamda aradığı ilk şey akıl olmalıdır. Çünkü aklın zıddı bulunan ahmaklıkta sağlam sevgi ve devamlı dostluk bulunamaz. ( Bundan dolayı dost edinmekten beklenen yararlı meyvalar veremdikten başka acı acı sonuçlar doğuracağından şübhe yoktur. )
Peygamber Efendimiz sallALLAHu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki;
"Çirkin söz alçaklıktır. Ahmakın arkadaşlığı da uğursuzluk getirir."
Bazı hikmet âlimleri diyor ki;
"Akıllı düşmandan gelen zarar ahmak dosttan gelen zarardan daha azdır. Çünkü ahmak bazen fayda sağlayabildiği halde zarar verir. Akıllı ise zarar verse bile haddi geçmez. " demek oluyor ki akıl, sahibinin vereceği zarara bir sınır tayin ediyor da ötesine geçmesine müsaade etmiyor. Ahmak da engelleyici kuvvet olan akıl nimeti bulunmadığından dolayı vereceği zararın tayini mümkün değildir. Sınırlı zarar ise sınırsız zarardan azdır.
Mansur, Müseyyeb bin Züheyr'e :
- Aklın mayası nedir? diye sorunca Müseyyeb :
- Akıllı kimselerle oturup kalkmaktır. diye cevab vermiştir.
Bazı belagat ehli diyor ki;
" Cahillerle sohbet etmek, cehaletten ileri gelir. Hile ve desise sahibleri ve iktidarlı kimselerle pençeleşmek, imkansız şeylerdir. "
Bazı edibler diyor ki;
" Sana, cahillere ve acizlere iyilik et, diye tavsiye eden ya akıllı düşmanın ya da dostundur. Çünkü bu sözü ile hakkında zararlı olan şeyi gösteriyor. ( Bunu yapan akıllı düşman ile akıllı düşman ile cahil dosttan başkası olamaz ) "
Bir şair diyor ki;
" Dost edinmek istediğinde herkesi hukukunun dairesine alma. Bu hususta sureti haktan görünen kimselere güvenme. Seçtiğin dostların akıl ve vefa sahibleri olmasına dikkat et. İnsani faziletlerden hiçbir şey akla muâdil olamaz. "
Kişinin Arkadaşı Hakkında Zannedilen Şeyler.
Dostları seçmek hususunda ihtiyatlı bulunmalıdır. Kişinin arkadaşından sadır olan sözler ve hareketler, iyi olsun, kötü olsun, daha sonra o kişiye isnad edilmektedir. ( İnsanlar arasında ahlâkın sirayeti kanunu geçerli sayılmaktadır. Birinden birşey sadır olursa, derhal müşterek fâil hükmünü yürütürler )
Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
"Kişi, sevdiği dostuyla beraberdir"
Ali bin Ebi Talib radıyALLAHu anh diyor ki;
"Kişinin dostu, ahlakı hususunda kendisiyle mütenasib olur"
Abdullah bin Mes'ud radıyALLAHu anh diyor ki;
"Hiçbir şeyin diğer bir şey üzerine, hatta dumanın ateş üzerine delaleti bir dostun halinin diğer bir dostun haline delaleti kadar kuvvetli değildir."
Bazı hikmet ehli diyor ki;
"Dostunu, senden önceki dostuyla tanı!"
Bazı edeb alimleri diyor ki;
"Kişinin arkadaşı hakkında zannedilen şeyler, kendisi hakkında da zannedilir."
Şâir Adiy bin Zeyd diyor ki;
"Kişiyi ahlâkı cihetiyle anlamak istersen, ahvâlini sorma, görüştüğü arkadaşını sor. Onun hali sana yeterli cevap verir. Çünkü, herkes beraber olduğu arkadaşına uyar, onunla aynı hareketlerde bulunur. Bir kavmin içinde bulunduğunda iyilerini seç, kötülerinden sakın ki, kötülerle beraber helak olmayasın."
O halde halkın kınayan dilinden ve zemmedicilerin gıybetinden namus ve ismetini korumak arzusunda bulunanlar, kötü ahlak ve rezil vasıflarla meşhur olmuş kimselerin sohbet ve meclisinde bulunmaktan şiddetle sakınmaları gerekir. Asıl önemli olan burası değil, belki önemli olan iyileri ve kötüleri ayırdetmektir. Bu da görüşülen kimseleri tekrar tekrar tecrübeden geçirmek ve seçilecek zat hakkında kesin bir hüküm vermek için çok düşünmek, ruhi hallerini iyi incelemek, hülasa, bu hükmü kesin belgeler üzerine bina etmektir. Bu konuda bir ölçü aranırsa, o da şeriattir. Görülecek zatın hal ve hareketleri o mukaddes ölçüyle tartılır. Ekseriyetle ilahi hükümlere uyarsa, dost seçilebilir. Yoksa kalıbı ve güzel şekli ile halkı aldatan kötü ahlak sahibleri, dostluk divanında bir meziyet kazanamadıkları gibi, hareketlerini güzelce icra eden tedbir sahibleri, onların kilise duvarına benzeyen suratlarına aldanmazlar.
Zurrumme adındaki şairin, dışı süs ve zinetle bezenmiş içi ise bin türlü rezaletle murdar olmuş kimseler hakkında su ile misal getirerek söylediği şu şiir, edibler arasında darb-ı mesel gibi şöhret bulmuştur:
Suların bazısında duruluk ve beyazlık bulunduğu halde tadındaki acılık, zevk sahiblerinin malumudur. ( Dış ihtişamı, iç rezaletine uymayan kimseler de böyledir. )
Bazı hikmet ehli, çehresi güzel, ahlakı çirkin bir adamı görünce " Ev güzel, ama içinde oturan çirkindir" demişler. Şair Cahza bu manayı alıp şiir halinde ifada etmiştir.
"Kötü ahlak ve ihtişam sahiblerinin vücutları ma'mur, akılları haraptır. Ya Rabb'i bu ne ğarib tezaddır!"
Bir âlim de şu şiiri söylemiştir;
" Güzel görünüş sahiblerini görüp sohbetlerine atılma. Çok güzel kadın vardır ki, araştırıldığında kötü haberi meydana çıkar. Çünkü her gördüğün sarı, altın değildir. Sarı akrepler de aynı renktedir. Ama zararlı hayvanların en dehşetlisidir. "
Hikmet ehli diyor ki;
"Bir kimseye tecrübesiz güvenenlerin ve güvensiz ünsiyet edenlerin sevgilerinin sonu pişmanlıktır."
Bazı belâgat âlimleri diyor ki;
"Denemeden konuşup sonunda darılmaktansa hiç münasebet kurmamak daha hayırlıdır."
Bazı edibler diyor ki;
" Denemeden dostlara güvenme! Güç sağlamadan düşmanla mücadeleye kalkışma! "
Bir şâir diyor ki;
" Bir kimseyi denemeden medh ve zemmetme. Çünkü denemesiz medh hata olduğu gibi, medhettikten sonra yine zemmetmek kendi kendini yalanlamak demek olacağından medh ve zemm hususunda ihtiyat ve tecrübeye dikkat etmelidir."
Buraya kadar dost edinmeye sevk eden iki vecihle ilgili anlattıklarımızdan, edinilecek dostların seçiminde özel ahlaklarını denemenin lüzumu anlaşılmaktadır. Şimdi de ittifakın aslı olan mücanesetten sonra kurulacak dostlukta göz önüne alınacak hasletleri açıklayalım.
İnsanı bütün işlerde doğruya götüren , istikamet yoluna sevk ve delalet eden kuvvetli akıldır. Evet, bir kimsenin dost edineceği adamda aradığı ilk şey akıl olmalıdır. Çünkü aklın zıddı bulunan ahmaklıkta sağlam sevgi ve devamlı dostluk bulunamaz. ( Bundan dolayı dost edinmekten beklenen yararlı meyvalar veremdikten başka acı acı sonuçlar doğuracağından şübhe yoktur. )
Peygamber Efendimiz sallALLAHu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki;
"Çirkin söz alçaklıktır. Ahmakın arkadaşlığı da uğursuzluk getirir."
Bazı hikmet âlimleri diyor ki;
"Akıllı düşmandan gelen zarar ahmak dosttan gelen zarardan daha azdır. Çünkü ahmak bazen fayda sağlayabildiği halde zarar verir. Akıllı ise zarar verse bile haddi geçmez. " demek oluyor ki akıl, sahibinin vereceği zarara bir sınır tayin ediyor da ötesine geçmesine müsaade etmiyor. Ahmak da engelleyici kuvvet olan akıl nimeti bulunmadığından dolayı vereceği zararın tayini mümkün değildir. Sınırlı zarar ise sınırsız zarardan azdır.
Mansur, Müseyyeb bin Züheyr'e :
- Aklın mayası nedir? diye sorunca Müseyyeb :
- Akıllı kimselerle oturup kalkmaktır. diye cevab vermiştir.
Bazı belagat ehli diyor ki;
" Cahillerle sohbet etmek, cehaletten ileri gelir. Hile ve desise sahibleri ve iktidarlı kimselerle pençeleşmek, imkansız şeylerdir. "
Bazı edibler diyor ki;
" Sana, cahillere ve acizlere iyilik et, diye tavsiye eden ya akıllı düşmanın ya da dostundur. Çünkü bu sözü ile hakkında zararlı olan şeyi gösteriyor. ( Bunu yapan akıllı düşman ile akıllı düşman ile cahil dosttan başkası olamaz ) "
Bir şair diyor ki;
" Dost edinmek istediğinde herkesi hukukunun dairesine alma. Bu hususta sureti haktan görünen kimselere güvenme. Seçtiğin dostların akıl ve vefa sahibleri olmasına dikkat et. İnsani faziletlerden hiçbir şey akla muâdil olamaz. "