ALTINCI GÜN
Kaf ve Anka:
------------
On sekiz yaşında,Hint padişahının oğluymuşum.Bir gün şehirde bir gürültü duyuldu.
Herkes telaşa düşmüş,hatta saray halkı bile heyecanlanmıştı.Meşhur alim ve tanınmış bir bilge olan lalama bu telaş ve heyecanın sebebini sordum.
Bana şunları anlatmaya başladı:
-Şehzadem!Hint ülkesine uzun zamandır bir ejderha musallat oldu.Bu ejderha yedi başlı,yetmiş ayaklı ,derisi hiçbir kesici aletin işlemediği acayip,sağlam ve tuhaf bir zırhla kaplı;ağzından ateş püskürtür ve her dilden konuşur.
Müthiş bir yaratıktır.Her yedi senede bir gelip bize:
-''Bu kervan nereye gidiyor?''
diye sorar.
Hangi kervan bilinmez!Bu soruyu yedi defa tekrar eder.Yedincide cevap alamayınca,hepsi yirmi yaşında olmak üzere yedi delikanlı ile yedi kız kendisine kurban verilir.
Onları yutar.Sonra da:
-''Yedi sene sonra geleceğim.Bu sorunun cevabını Kaf Dağı'ndaki Anka'dan öğrenebilirsiniz!
deyip gider.
İşte vakit geldi,çattı.Yedi yıl geçti.Ejderha bugün gelecek.Biz de mecburen kura çekerek yedi delikanlı ile yedi kız seçip ona vereceğiz.''
dedi.
Lalamın anlattıkları beni epeyce şaşırttı.Lalamdan daha fazla bilgi edinmek istedim.Ona dedim ki:
-Lalacığım!Bu Kaf Dağı acaba nerededir?Anka kim olur?
Lalam cevap verdi:
-''Şehzadem!Kaf Dağı hakkındaki söylentiler çoktur.Fakat hakikati bilen ve bu dağı gören hiç kimseye rastlamadık.
Bazılarına göre Kaf Dağı ,dünyamızı çepeçevre kuşatmış zümrütten bir dağ,bazılarına göre de Dünya'nın tam ortasında ,gökyüzüne doğru uzanan tek ve büyük bir dağdır.
Fakat bu dağı kim görmüş?Bunu bilen yok.
Oraya nereden gidilir?Dünyanın neresindedir?Bu da belli değil.
Bazıları Kaf Dağı'nın varlığını kesinlikle inkar edip böyle bir dağ dünyamızda yoktur,derler.Dolayısıyla bunlar ,Anka için de aynı şeyi düşünürler.
Bazıları da Anka için,Kaf Dağı'nda yaşayan bir kuşmuş,hem de öyle bir kuşmuş ki konuşur,milyonlarca seneden beri yaşar,ama hiç ölmezmiş .Fakat onu ne gören ne de bilen var.''dedi.
Ejderha o gün gelip alışılageldiği üzere yedi gün süreyle sorusunu sordu.Cevap veren olmadığı için kurbanlarını alıp gitti.
Şehir büyük bir yas içinde kaldı.Ben bu durumdan son derece müteessir oldum.Çoğu zaman geceleri uyuyamaz,sabahlara kadar Kaf Dağı'nı ve Anka'yı
düşünürdüm.
Nihayet kesin bir karar verdim.Babamın huzuruna çıktım.Ülkemizi ejderhadan kurtarmak üzere Kaf Dağı'nı aramaya çıkacağımı,Anka'yı bulup
ejderhanın sorusunun cevabını öğreneceğimi söyledim.
Babam son derece adaletli ve zeki bir hükümdardı.Bu bakımdan benim bu uğurda öleceğimi bilmesine rağmen buna engel olmadı.Bana:
-Bir görevi üzerine alıp bu görev uğrunda canını feda etmek ,padişah ve oğullarına yakışır bir davranıştır.Haydi oğlum!
Sen hazırlıklarını tamamla!Ben de üzerime düşen ne varsa yerine getireyim .''dedi.
Aldığım karar halk tarafından duyulunca ,minnet ve sevinçlerinden sarayımın eşiğini öpmeye,başarım için her gece dua etmeye başladılar.
Babam da ne kadar alim ve bilge kişi varsa hepsini topladı.Onlara karar ve düşüncelerimi bildirerek ne tarafa gitmemin daha uygun olduğunu sordu.
Birçok görüş konuşulup tartışıldıktan sonra yaşlı ve olgun bir bilge dedi ki:
-Padişahım!Böyle bir yolculuk kalabalık bir toplulukla yapılmaz.Bir-iki kişi kemerine koyacağı değerli mücevherlerle ,hatta gerektiğinde sadaka toplayarak
kendisini geçindirerek senelerce bu yolculuğa katlanabilir.Bir sürü kalabalığın yabancı ülkelerde yiyip içmesi ve serbestçe seyahat etmesi mümkün değildir.
Bu durumda şehzademiz bu uzun yolculuğa yanına birini alarak çıkmalıdır.Ne tarafa gidileceği meçhul.Bu konuda biz de isabetli bir karar vermekten aciziz.
Yalnız bunun da bir çaresi var.Himalaya dağlarının ötesinde bir inziva yeri vardır.Burada ilim ve keşif sahibi ,bilgelikte benzersiz bir zat oturmaktadır.O bizim bilmediğimiz pek çok şeyi bilir.
Şehzade önce onun yanına giderek ona güzel hizmetlerde bulunup onun sevgi ve takdirini kazansın.Sonra da hiç birimizin bilemediği bu yeri ona sorsun.Belki talih yüzüne güler.
Bu görüş herkes tarafından kabul edildi.
Bir gün bütün halk,babam,vezirler,vekiller ve alimler tarafından uğurlandıktan ve acılı bir şekilde vedalaştıktan sonra
yüz binlerce halkın gözyaşları arasında,büyük bir tezahüratla Hindistan'ın kuzeyine doğru hareket ettim.Yanımda lalamın oğlu
Bahadır bulunuyordu.Kemerimde yükte hafif pahada ağır bir sürü mücevher olup fakir bir kılıkla yolculuk ediyorduk.Yolculuğun getirdiği sıkıntı ve zorluklara alışa alışa.
Himalaya'nın karlarla kaplı tepelerini aştık.İnzivadaki zatı bulmak için çok aradık,dolaştık.Nihayet bilge kişinin yaşadığı yeri bulduk.
Huzuruna girdim.Düşündüklerimi ve arzu ettiklerimi ona söyledim.
Ak sakalını eline aldı ve derin düşüncelere daldı.
Sonunda dedi ki:
-''Oğlum!Biz pek çok şeyi bilsek de Kaf Dağı'nın nerede olduğunu öğrenemedik.Fakat buradan yedi aylık bir uzaklıkta Milset
Şehri harabeleri vardır.Orada bir kuyu bulunur.Ağzı ,çok değerli bir taş kapakla kaplıdır.Bu kapak bazen bilinmeyen bir sebeple
açılır.Şimdi git,o kuyunun başında bekle.Şayet nasibin var da,kuyudan içeri bir iple inersin.Orada bir deliğe rastlayacaksın.
Onu izleyerek yürü.İleride bir meydan göreceksin.Meydanın ortasında bir saray vardır.Saraya gir.Göreceğin şeylere hiç ilgi gösterme.
Ne dur,ne dinlen,ne de kork.Üst katta mermer bir dolap içinde küçük bir sandık bulacaksın.Onu al ve kuyuya dön.Eğer kapak hala açıksa ipe sarılarak dışarı çık ve sandığın içindeki levhayı oku.''
İp ve diğer gerekli malzemeleri hazırladıktan sonra bilge kişinin elini öpüp duasını aldım.Belirtilen yere doğru yola çıktık.Sora sora nihayet Milset harabelerini bulduk.Daha önce sözü edilen kuyunun başında beklemeye başladık.
Bahadır'a gerekli talimatı verdim.Buraya gelişimizin kırkıncı günü kapak yavaş yavaş açıldı.Zaman kaybetmeden Bahadır'la vedalaşıp kendimi iple kuyuya sarkıttım.Ayaklarım yere değince ipi belimden çözüp deliği aramaya başladım.Onu buldum.
Bir dakikalık bir tereddütten sonra içine girerek yürümeye beşladım.Az sonra oradan bir meydana çıktım.İnsanın içine ferahlık veren bir bahçenin ortasında,altından yapılmış bir saray gördüm.
Hemen kapısından içeri girip yüzlerce odasında ne var, ne yok diye araştırmadan doğruca üst kata çıktım.Odayı gördüm.Dolaptan sandığı çıkardım ve büyük bir hızla kuyuya döndüm.Kapak yavaş yavaş kapanıyordu.
Bahadır avazı çıktığı kadar bağırıp çağırmakta ve ağlayarak kapağın kapanmakta olduğunu söylemekteydi.
Hemen ipi belime bağlayıp Bahadır'a ipi çekmesini söyledim.Bahadır ipi çekmeye başladı.Sonunda dışarı çıktım.Bahadır'ı kucakladıktan sonra sandığı bin bir güçlükle açmayı başardık.
İçinde çelik bir levha vardı.Levhanın üzerinde şu iki Gazel yazılıydı...
SIRRIMDAN BANA HİTAP:
Matla-ı şems-i hüviyet,menşe-i ekvan benim
Mena-ı mana-yı kesret,mahzen-i ebdan benim.
Ben oyum ki,kendi emrimden yarattım alemi
Hep şuunumdur bu mevcud deh-i bi payan benim
Ben oyum ki ,la mekanım,la zamanım,la kuyud
Her zamandan ,her mekandan münceli imkan benim
Arş benim ,kürsü benim ,asman-ı seb'a benim
Madde vü cevher u unsur camid hayvan benim
Nur-ı mahzım,sırr-ı Mutlak,nokta-i ıtlak-ı nun
Hem ruhum ,hem melaik ,Adem'im,insan benim
Ben o zat-ı Mutlak'ım ki,vasf u fi'limle ayan
Ey...Halık-ı zi-şan benim,Rahman benim.
Benlik güneşinin doğup varlıkların ortaya çıktığı yer,kesret manasının kaynağı ve bedenlerin hazinesi benim.
Ben öyle bir varlığım ki ,alemi kendi emrimle''ol!''dedim ve yarattım.
Bu varlıkların hepsi benim yarattıklarım olduğundan sonsuz zaman da benim.
Ben öyle bir varlığım ki,mekandan,zamandan ve herhangi bir kayıttan uzağım.
Buna rağmen her zaman ve her yerde olan da yine benim.
Arş benim,kürsü benim,yedi kat gökler benim.
Madde,cevher ,unsur,canlı-cansız her şey benim.
Ben nurun özüyüm,mutlak sırrın ,nun'a konulan noktayım.
Ben hem ruhum,hem melekler ve hem de Adem'im,yani insanım.
Ben sıfatları ve fiilleriyle apaçık olan Mutlak Zaat'ım.
Şanlı Yaratıcı Ve Rahman benim.
Benden Sırrıma Cevap:
---------------------
Ben oyum ki,''ben''dedikçe maksadımdır kudretin
Ben oyum ki,benliğimden zahir olmuş vahdetin
Farz edersem benliğim senden cüdadır Ey Vücud
Vehm-i mahzım ,hiç vücudu var mı ma'dümiyyetin
Bir fakirim ki neyim varsa senindir,bense hiç
Fakr-ı fahrı eldedir ferman-ı Vahdaniyyet'in
Arş u kürsi,arz u eflak hep senin emrinle var
Suhuf-ı ekvan dest-i takdirinle mektub ayetin
Sen o zat-ı bi-nişansın,la mekansın ,bi-zaman
Her ne varsa fi'l ü evsafın,kemal-i kudretin
Sen o mevcudsun ki senden bir diğer yok münceli
Her vücuda oldu kayyum,sırr-ı mevcudiyyetin.
Ben öyle bir varlığım ki ,''ben''dediğimde kastettiğim şey senin kudretindir.
Yine ben öyle bir varlığım ki,vahdetin benim benliğimden ortaya çıkmıştır.
Ey Varlık!Benliğimi senden ayrı düşünürsem,bu benim için tamamen bir kuruntu olur.
Hiç olmayan bir şeyin varlığı olur mu?
Ben öyle fakirim ki ,neyim varsa hepsi senindir;ben ise bir hiçim.
İsteyerek gönüllü bir şekilde elde edilen fakirlik senin birliğinin en büyük delilidir.
Arş,kürsü,yeryüzü ve gökler senin emrinle var olmuştur.
Senin varlığına ve birliğine kainatın sayfaları delildir.
Bunlar senin kudret elinle yazılmıştır.
Sen zaman ve mekana muhtaç olmayan,mahiyeti bilinmez yüce bir Zat'sın.
Dünyada her ne iş ve sıfatlar varsa bütün bunlar senin kudretinin eserleridir.
Sen öyle bir varlıksın ki,senden başka görülen bir şey yoktur.
Senin varlığının sırrı kainatın temelidir.
Her şey seninle vardır.
Kaf ve Anka:
------------
On sekiz yaşında,Hint padişahının oğluymuşum.Bir gün şehirde bir gürültü duyuldu.
Herkes telaşa düşmüş,hatta saray halkı bile heyecanlanmıştı.Meşhur alim ve tanınmış bir bilge olan lalama bu telaş ve heyecanın sebebini sordum.
Bana şunları anlatmaya başladı:
-Şehzadem!Hint ülkesine uzun zamandır bir ejderha musallat oldu.Bu ejderha yedi başlı,yetmiş ayaklı ,derisi hiçbir kesici aletin işlemediği acayip,sağlam ve tuhaf bir zırhla kaplı;ağzından ateş püskürtür ve her dilden konuşur.
Müthiş bir yaratıktır.Her yedi senede bir gelip bize:
-''Bu kervan nereye gidiyor?''
diye sorar.
Hangi kervan bilinmez!Bu soruyu yedi defa tekrar eder.Yedincide cevap alamayınca,hepsi yirmi yaşında olmak üzere yedi delikanlı ile yedi kız kendisine kurban verilir.
Onları yutar.Sonra da:
-''Yedi sene sonra geleceğim.Bu sorunun cevabını Kaf Dağı'ndaki Anka'dan öğrenebilirsiniz!
deyip gider.
İşte vakit geldi,çattı.Yedi yıl geçti.Ejderha bugün gelecek.Biz de mecburen kura çekerek yedi delikanlı ile yedi kız seçip ona vereceğiz.''
dedi.
Lalamın anlattıkları beni epeyce şaşırttı.Lalamdan daha fazla bilgi edinmek istedim.Ona dedim ki:
-Lalacığım!Bu Kaf Dağı acaba nerededir?Anka kim olur?
Lalam cevap verdi:
-''Şehzadem!Kaf Dağı hakkındaki söylentiler çoktur.Fakat hakikati bilen ve bu dağı gören hiç kimseye rastlamadık.
Bazılarına göre Kaf Dağı ,dünyamızı çepeçevre kuşatmış zümrütten bir dağ,bazılarına göre de Dünya'nın tam ortasında ,gökyüzüne doğru uzanan tek ve büyük bir dağdır.
Fakat bu dağı kim görmüş?Bunu bilen yok.
Oraya nereden gidilir?Dünyanın neresindedir?Bu da belli değil.
Bazıları Kaf Dağı'nın varlığını kesinlikle inkar edip böyle bir dağ dünyamızda yoktur,derler.Dolayısıyla bunlar ,Anka için de aynı şeyi düşünürler.
Bazıları da Anka için,Kaf Dağı'nda yaşayan bir kuşmuş,hem de öyle bir kuşmuş ki konuşur,milyonlarca seneden beri yaşar,ama hiç ölmezmiş .Fakat onu ne gören ne de bilen var.''dedi.
Ejderha o gün gelip alışılageldiği üzere yedi gün süreyle sorusunu sordu.Cevap veren olmadığı için kurbanlarını alıp gitti.
Şehir büyük bir yas içinde kaldı.Ben bu durumdan son derece müteessir oldum.Çoğu zaman geceleri uyuyamaz,sabahlara kadar Kaf Dağı'nı ve Anka'yı
düşünürdüm.
Nihayet kesin bir karar verdim.Babamın huzuruna çıktım.Ülkemizi ejderhadan kurtarmak üzere Kaf Dağı'nı aramaya çıkacağımı,Anka'yı bulup
ejderhanın sorusunun cevabını öğreneceğimi söyledim.
Babam son derece adaletli ve zeki bir hükümdardı.Bu bakımdan benim bu uğurda öleceğimi bilmesine rağmen buna engel olmadı.Bana:
-Bir görevi üzerine alıp bu görev uğrunda canını feda etmek ,padişah ve oğullarına yakışır bir davranıştır.Haydi oğlum!
Sen hazırlıklarını tamamla!Ben de üzerime düşen ne varsa yerine getireyim .''dedi.
Aldığım karar halk tarafından duyulunca ,minnet ve sevinçlerinden sarayımın eşiğini öpmeye,başarım için her gece dua etmeye başladılar.
Babam da ne kadar alim ve bilge kişi varsa hepsini topladı.Onlara karar ve düşüncelerimi bildirerek ne tarafa gitmemin daha uygun olduğunu sordu.
Birçok görüş konuşulup tartışıldıktan sonra yaşlı ve olgun bir bilge dedi ki:
-Padişahım!Böyle bir yolculuk kalabalık bir toplulukla yapılmaz.Bir-iki kişi kemerine koyacağı değerli mücevherlerle ,hatta gerektiğinde sadaka toplayarak
kendisini geçindirerek senelerce bu yolculuğa katlanabilir.Bir sürü kalabalığın yabancı ülkelerde yiyip içmesi ve serbestçe seyahat etmesi mümkün değildir.
Bu durumda şehzademiz bu uzun yolculuğa yanına birini alarak çıkmalıdır.Ne tarafa gidileceği meçhul.Bu konuda biz de isabetli bir karar vermekten aciziz.
Yalnız bunun da bir çaresi var.Himalaya dağlarının ötesinde bir inziva yeri vardır.Burada ilim ve keşif sahibi ,bilgelikte benzersiz bir zat oturmaktadır.O bizim bilmediğimiz pek çok şeyi bilir.
Şehzade önce onun yanına giderek ona güzel hizmetlerde bulunup onun sevgi ve takdirini kazansın.Sonra da hiç birimizin bilemediği bu yeri ona sorsun.Belki talih yüzüne güler.
Bu görüş herkes tarafından kabul edildi.
Bir gün bütün halk,babam,vezirler,vekiller ve alimler tarafından uğurlandıktan ve acılı bir şekilde vedalaştıktan sonra
yüz binlerce halkın gözyaşları arasında,büyük bir tezahüratla Hindistan'ın kuzeyine doğru hareket ettim.Yanımda lalamın oğlu
Bahadır bulunuyordu.Kemerimde yükte hafif pahada ağır bir sürü mücevher olup fakir bir kılıkla yolculuk ediyorduk.Yolculuğun getirdiği sıkıntı ve zorluklara alışa alışa.
Himalaya'nın karlarla kaplı tepelerini aştık.İnzivadaki zatı bulmak için çok aradık,dolaştık.Nihayet bilge kişinin yaşadığı yeri bulduk.
Huzuruna girdim.Düşündüklerimi ve arzu ettiklerimi ona söyledim.
Ak sakalını eline aldı ve derin düşüncelere daldı.
Sonunda dedi ki:
-''Oğlum!Biz pek çok şeyi bilsek de Kaf Dağı'nın nerede olduğunu öğrenemedik.Fakat buradan yedi aylık bir uzaklıkta Milset
Şehri harabeleri vardır.Orada bir kuyu bulunur.Ağzı ,çok değerli bir taş kapakla kaplıdır.Bu kapak bazen bilinmeyen bir sebeple
açılır.Şimdi git,o kuyunun başında bekle.Şayet nasibin var da,kuyudan içeri bir iple inersin.Orada bir deliğe rastlayacaksın.
Onu izleyerek yürü.İleride bir meydan göreceksin.Meydanın ortasında bir saray vardır.Saraya gir.Göreceğin şeylere hiç ilgi gösterme.
Ne dur,ne dinlen,ne de kork.Üst katta mermer bir dolap içinde küçük bir sandık bulacaksın.Onu al ve kuyuya dön.Eğer kapak hala açıksa ipe sarılarak dışarı çık ve sandığın içindeki levhayı oku.''
İp ve diğer gerekli malzemeleri hazırladıktan sonra bilge kişinin elini öpüp duasını aldım.Belirtilen yere doğru yola çıktık.Sora sora nihayet Milset harabelerini bulduk.Daha önce sözü edilen kuyunun başında beklemeye başladık.
Bahadır'a gerekli talimatı verdim.Buraya gelişimizin kırkıncı günü kapak yavaş yavaş açıldı.Zaman kaybetmeden Bahadır'la vedalaşıp kendimi iple kuyuya sarkıttım.Ayaklarım yere değince ipi belimden çözüp deliği aramaya başladım.Onu buldum.
Bir dakikalık bir tereddütten sonra içine girerek yürümeye beşladım.Az sonra oradan bir meydana çıktım.İnsanın içine ferahlık veren bir bahçenin ortasında,altından yapılmış bir saray gördüm.
Hemen kapısından içeri girip yüzlerce odasında ne var, ne yok diye araştırmadan doğruca üst kata çıktım.Odayı gördüm.Dolaptan sandığı çıkardım ve büyük bir hızla kuyuya döndüm.Kapak yavaş yavaş kapanıyordu.
Bahadır avazı çıktığı kadar bağırıp çağırmakta ve ağlayarak kapağın kapanmakta olduğunu söylemekteydi.
Hemen ipi belime bağlayıp Bahadır'a ipi çekmesini söyledim.Bahadır ipi çekmeye başladı.Sonunda dışarı çıktım.Bahadır'ı kucakladıktan sonra sandığı bin bir güçlükle açmayı başardık.
İçinde çelik bir levha vardı.Levhanın üzerinde şu iki Gazel yazılıydı...
SIRRIMDAN BANA HİTAP:
Matla-ı şems-i hüviyet,menşe-i ekvan benim
Mena-ı mana-yı kesret,mahzen-i ebdan benim.
Ben oyum ki,kendi emrimden yarattım alemi
Hep şuunumdur bu mevcud deh-i bi payan benim
Ben oyum ki ,la mekanım,la zamanım,la kuyud
Her zamandan ,her mekandan münceli imkan benim
Arş benim ,kürsü benim ,asman-ı seb'a benim
Madde vü cevher u unsur camid hayvan benim
Nur-ı mahzım,sırr-ı Mutlak,nokta-i ıtlak-ı nun
Hem ruhum ,hem melaik ,Adem'im,insan benim
Ben o zat-ı Mutlak'ım ki,vasf u fi'limle ayan
Ey...Halık-ı zi-şan benim,Rahman benim.
Benlik güneşinin doğup varlıkların ortaya çıktığı yer,kesret manasının kaynağı ve bedenlerin hazinesi benim.
Ben öyle bir varlığım ki ,alemi kendi emrimle''ol!''dedim ve yarattım.
Bu varlıkların hepsi benim yarattıklarım olduğundan sonsuz zaman da benim.
Ben öyle bir varlığım ki,mekandan,zamandan ve herhangi bir kayıttan uzağım.
Buna rağmen her zaman ve her yerde olan da yine benim.
Arş benim,kürsü benim,yedi kat gökler benim.
Madde,cevher ,unsur,canlı-cansız her şey benim.
Ben nurun özüyüm,mutlak sırrın ,nun'a konulan noktayım.
Ben hem ruhum,hem melekler ve hem de Adem'im,yani insanım.
Ben sıfatları ve fiilleriyle apaçık olan Mutlak Zaat'ım.
Şanlı Yaratıcı Ve Rahman benim.
Benden Sırrıma Cevap:
---------------------
Ben oyum ki,''ben''dedikçe maksadımdır kudretin
Ben oyum ki,benliğimden zahir olmuş vahdetin
Farz edersem benliğim senden cüdadır Ey Vücud
Vehm-i mahzım ,hiç vücudu var mı ma'dümiyyetin
Bir fakirim ki neyim varsa senindir,bense hiç
Fakr-ı fahrı eldedir ferman-ı Vahdaniyyet'in
Arş u kürsi,arz u eflak hep senin emrinle var
Suhuf-ı ekvan dest-i takdirinle mektub ayetin
Sen o zat-ı bi-nişansın,la mekansın ,bi-zaman
Her ne varsa fi'l ü evsafın,kemal-i kudretin
Sen o mevcudsun ki senden bir diğer yok münceli
Her vücuda oldu kayyum,sırr-ı mevcudiyyetin.
Ben öyle bir varlığım ki ,''ben''dediğimde kastettiğim şey senin kudretindir.
Yine ben öyle bir varlığım ki,vahdetin benim benliğimden ortaya çıkmıştır.
Ey Varlık!Benliğimi senden ayrı düşünürsem,bu benim için tamamen bir kuruntu olur.
Hiç olmayan bir şeyin varlığı olur mu?
Ben öyle fakirim ki ,neyim varsa hepsi senindir;ben ise bir hiçim.
İsteyerek gönüllü bir şekilde elde edilen fakirlik senin birliğinin en büyük delilidir.
Arş,kürsü,yeryüzü ve gökler senin emrinle var olmuştur.
Senin varlığına ve birliğine kainatın sayfaları delildir.
Bunlar senin kudret elinle yazılmıştır.
Sen zaman ve mekana muhtaç olmayan,mahiyeti bilinmez yüce bir Zat'sın.
Dünyada her ne iş ve sıfatlar varsa bütün bunlar senin kudretinin eserleridir.
Sen öyle bir varlıksın ki,senden başka görülen bir şey yoktur.
Senin varlığının sırrı kainatın temelidir.
Her şey seninle vardır.
Elimde olmadan ,mizah yollu bir tavırla)Bu muhterem yavrunun