- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
Korkudan korkmamak için önce onu tanımak gerek
Tüm korkular bir şey için duyduğumuz sevgiden kaynaklanır.''
- Thomas Aquinas
"Her şey bir yana, yürüme arzunu kaybetme. Yürüyüşe çıkabildiğim sürece hiçbir şeyden korkmuyorum, ölümden bile."
- Soren Kierkegaard
Bazı hisler tek başına çökmezler insan ruhuna. Peşlerinden başka hisleri de getirirler. Mesela korku: son yıllarda hepimizin en çok hissettiği, yakamızdan paçamızdan ayrılmayan o ölümcül his. Korkuyu hissederken aynı zamanda kaygıyı, paniği, tedirginliği, kuşkuyu, şüpheyi, baskıyı, tehlikeyi, daralmayı ve sıkışmayı da hissederiz. Bu durumda korkunun ilk ve en şiddetli eyleminin özgürlüğümüze, varoluşumuza yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Korkmaya başladığımızda özgürlüğümüz de kısıtlanmaya başlamıştır. Korktuğumuzda savaşın en zor şartlardaki cephesinde çoktan yerimiz hazırdır. Geriye iki mesele kalıyor: korkunun ne olduğunu keşfedip üzerine gitmek yahut korkuya teslim olup hayatı daha da yaşanılmaz bir hâle getirmek. Ne yapmalıyız?
Sıkıntı ve korku; hangimizin temel sorunu değil ki? Hayatımızın her günü uyanıştan uyuyuşa dek bu iki hisin gerilimiyle savruluyor. Evden çıktığımız anda korku yanımızda bir gölge gibi beliriyor. "Korktuğumuz bir dünya kendimizi bütünüyle evde hissedemeyeceğimiz bir yerdir" diyor Svendsen. Birçok felsefecinin düşüncelerinden faydalanarak korkunun ne'liğine dair hatları çiziyor. Heidegger'e göre korkuyla birlikte kendi imkânlarımızı gözden kaybederiz. Sartre için korkudan kurtulmanın çaresi ise kendimizi kendi olanaklarımıza atmak. Biri korkuyla imkânlarını kaybediyor, diğeri korkudan kurtulmak için olanaklarına sarılıyor. Tabiri caizse korku birine kaybettiriyor diğerine bulduruyor.
"Korkunun nedenlerine karşı mücadelenin kendisi korku üreten bir şey haline gelmiştir. Eğer otoriteler, yurttaşların karşı karşıya bulunduğu terör tehlikesinin altını sürekli çizer, hatta abartırlarsa, aslında devletin de kendi vatandaşlarını terörize ettiğini iddia etmek mümkün olur. Teröristlerle otoriteler arasında bir ortak yaşam doğar çünkü birbirleriyle kavgalı olsalar da ikisi de aynı sonucu üretir: Korku içinde yaşayan bir halk. Yine her ikisi de bu korkuyu siyasi olarak sömürürler. Siyasi özgürlüğümüzün önemli bir bölümü tam da yaşamlarımızı çok fazla korku olmadan yaşayabilmekten oluşur. Örneğin herkesin terör saldırısına açık olduğu yönünde abartılı bir izlenim yaratarak korkuyu besleyen bir hükümet böylelikle vatadanşlarının özgürlüğünü sınırlar." [sf. 161]Korkunun Felsefesi, Lars Fr. H. Svendsen
Korku bizi kendimizden uzaklaştırır. Böylece derin ve sonsuz bir umutsuzluk çöker üzerimize. Korkuyu tanırsak, onu tanımak için mücadele edersek korkunun yanına umut gelebilir. Hatta umut, korkuyu yenebilir. Korkunun Felsefesi, korkunun muazzam baskısı altında dahi umutlu olmayı öğütlüyor.
Yağız Gönüler
Tüm korkular bir şey için duyduğumuz sevgiden kaynaklanır.''
- Thomas Aquinas
"Her şey bir yana, yürüme arzunu kaybetme. Yürüyüşe çıkabildiğim sürece hiçbir şeyden korkmuyorum, ölümden bile."
- Soren Kierkegaard
Bazı hisler tek başına çökmezler insan ruhuna. Peşlerinden başka hisleri de getirirler. Mesela korku: son yıllarda hepimizin en çok hissettiği, yakamızdan paçamızdan ayrılmayan o ölümcül his. Korkuyu hissederken aynı zamanda kaygıyı, paniği, tedirginliği, kuşkuyu, şüpheyi, baskıyı, tehlikeyi, daralmayı ve sıkışmayı da hissederiz. Bu durumda korkunun ilk ve en şiddetli eyleminin özgürlüğümüze, varoluşumuza yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Korkmaya başladığımızda özgürlüğümüz de kısıtlanmaya başlamıştır. Korktuğumuzda savaşın en zor şartlardaki cephesinde çoktan yerimiz hazırdır. Geriye iki mesele kalıyor: korkunun ne olduğunu keşfedip üzerine gitmek yahut korkuya teslim olup hayatı daha da yaşanılmaz bir hâle getirmek. Ne yapmalıyız?
Sıkıntı ve korku; hangimizin temel sorunu değil ki? Hayatımızın her günü uyanıştan uyuyuşa dek bu iki hisin gerilimiyle savruluyor. Evden çıktığımız anda korku yanımızda bir gölge gibi beliriyor. "Korktuğumuz bir dünya kendimizi bütünüyle evde hissedemeyeceğimiz bir yerdir" diyor Svendsen. Birçok felsefecinin düşüncelerinden faydalanarak korkunun ne'liğine dair hatları çiziyor. Heidegger'e göre korkuyla birlikte kendi imkânlarımızı gözden kaybederiz. Sartre için korkudan kurtulmanın çaresi ise kendimizi kendi olanaklarımıza atmak. Biri korkuyla imkânlarını kaybediyor, diğeri korkudan kurtulmak için olanaklarına sarılıyor. Tabiri caizse korku birine kaybettiriyor diğerine bulduruyor.
"Korkunun nedenlerine karşı mücadelenin kendisi korku üreten bir şey haline gelmiştir. Eğer otoriteler, yurttaşların karşı karşıya bulunduğu terör tehlikesinin altını sürekli çizer, hatta abartırlarsa, aslında devletin de kendi vatandaşlarını terörize ettiğini iddia etmek mümkün olur. Teröristlerle otoriteler arasında bir ortak yaşam doğar çünkü birbirleriyle kavgalı olsalar da ikisi de aynı sonucu üretir: Korku içinde yaşayan bir halk. Yine her ikisi de bu korkuyu siyasi olarak sömürürler. Siyasi özgürlüğümüzün önemli bir bölümü tam da yaşamlarımızı çok fazla korku olmadan yaşayabilmekten oluşur. Örneğin herkesin terör saldırısına açık olduğu yönünde abartılı bir izlenim yaratarak korkuyu besleyen bir hükümet böylelikle vatadanşlarının özgürlüğünü sınırlar." [sf. 161]Korkunun Felsefesi, Lars Fr. H. Svendsen
Korku bizi kendimizden uzaklaştırır. Böylece derin ve sonsuz bir umutsuzluk çöker üzerimize. Korkuyu tanırsak, onu tanımak için mücadele edersek korkunun yanına umut gelebilir. Hatta umut, korkuyu yenebilir. Korkunun Felsefesi, korkunun muazzam baskısı altında dahi umutlu olmayı öğütlüyor.
Yağız Gönüler