- Üyelik Tarihi
- 24 Eki 2005
- Mesajlar
- 2,864
- Aldığı Beğeniler
- 20
Bir insanın yüreğine korku taht kurmuşsa, artık ondan vakur bir davranış bekleyemezsiniz. O korkularının esiri olmuştur. Özgür iradesi ile bir şeyler yapabilmesi, netice alıcı bir eylem gerçekleştirmesi mümkün olmaz. Tutsaklık sadece ellerin kelepçelenmesi veya demir parmaklıklar arasına hapsedilmek değildir. Asıl tutsaklık iradenin felç olması, başkasının iradesinin esiri haline gelmektir. Bu esaret de çoğu kez korkudan kaynaklanır.
Bir insan neden ve niçin korkar?
İnsanoğlu zarara uğrama tehlikesi hisettiğinde, elindeki mal, servet, makam, mansıbı kaybetme endişesi içine girdiğinde korkuya kapılır. Bu korkunun zorunlu sonucu olarak da kendisini korkutan güce karşı iki davranış türü sergiler. Ya teslim olur, ya da savaşır, direnir...
Biz müslümanlar korkulmaya layık yegane güç ve kudret sahibinin Allah(cc) olduğuna iman eder ve izzet ve şerefin sadece O'na ait olduğunun bilincinde oluruz. O dilediğini aziz ve dilediğini de zelil eder.
O'nunla haşa savaşmaz, O'na boyun büker, secde eder ve itaat ederiz. O'ndan başkasına eğilmez, boyun bükmez, kulluk etmeyiz. Ondan başkasının tehdidini de elimizin tersi ile iter, sultasına da sonuna kadar karşı koyarız.
İşte bu tevhidi duruş müslümanı özgür kılan en muhteşem ruh zenginliğidir. Bu ihtişam ve Muhammedi vakar nedeniyledir ki, Allah'ın salih ve veli kulları manevi derecelerin doruğuna yükseldiklerinde Kul oldum kul oldum diye vecd içinde haykırmışlardır. Ve Onlara Kur'an'ın ifadesi ile artık korku ve hüzün yoktur.
Demek ki, korkudan kurtulmanın yegane yolu Allah'a kul olmanın bilincine varmaktır. Yani; korkuyu korkutmaktır.
Allah'tan değil de Allah'ın kullarından, emperyalist zalimlerden korkanlar, onlar ne der endişesi ile ecel terleri dökenler, onlara şirin görünmek için akla hayale gelmedik şaklabanlıklar yapanlar korkunun kulu olurlar. Korkunun kulları tutsaklığın en onulmazına yakalanmışlardır. Artık bir pelteden, bir robottan farklı değillerdir. Zira irade sahibi değillerdir. İradeleri, zihinleri ipotek altındadır.
Korkunun kulları, sahte ilahlarla savaşmayı asla göze alamazlar. Müstekbirleri, zalim sulta sahiplerini gözlerinde o kadar büyütürler ki, onlara karşı durmayı becerebilmiş müminleri küçümser, hatta acımaya kalkışırlar. Oysa bilmezler ki gerçekten acınası durumda olanlar onlardır. Onlar emperyalist vahşetle iş birliğini reel politik diye tanımlarlar. Uluslararası camiaya ters düşmemekten dem vururlar. Ama bu zulüm üzre müttefik uluslararası camianın karşısında Hakkın temsilcisi olmaya yürekleri yetmediği gibi akılları da yetmez. Yetmez, çünkü onların elindeki yol haritası korku mürekkepi ile çizilmiştir.
Bir insan neden ve niçin korkar?
İnsanoğlu zarara uğrama tehlikesi hisettiğinde, elindeki mal, servet, makam, mansıbı kaybetme endişesi içine girdiğinde korkuya kapılır. Bu korkunun zorunlu sonucu olarak da kendisini korkutan güce karşı iki davranış türü sergiler. Ya teslim olur, ya da savaşır, direnir...
Biz müslümanlar korkulmaya layık yegane güç ve kudret sahibinin Allah(cc) olduğuna iman eder ve izzet ve şerefin sadece O'na ait olduğunun bilincinde oluruz. O dilediğini aziz ve dilediğini de zelil eder.
O'nunla haşa savaşmaz, O'na boyun büker, secde eder ve itaat ederiz. O'ndan başkasına eğilmez, boyun bükmez, kulluk etmeyiz. Ondan başkasının tehdidini de elimizin tersi ile iter, sultasına da sonuna kadar karşı koyarız.
İşte bu tevhidi duruş müslümanı özgür kılan en muhteşem ruh zenginliğidir. Bu ihtişam ve Muhammedi vakar nedeniyledir ki, Allah'ın salih ve veli kulları manevi derecelerin doruğuna yükseldiklerinde Kul oldum kul oldum diye vecd içinde haykırmışlardır. Ve Onlara Kur'an'ın ifadesi ile artık korku ve hüzün yoktur.
Demek ki, korkudan kurtulmanın yegane yolu Allah'a kul olmanın bilincine varmaktır. Yani; korkuyu korkutmaktır.
Allah'tan değil de Allah'ın kullarından, emperyalist zalimlerden korkanlar, onlar ne der endişesi ile ecel terleri dökenler, onlara şirin görünmek için akla hayale gelmedik şaklabanlıklar yapanlar korkunun kulu olurlar. Korkunun kulları tutsaklığın en onulmazına yakalanmışlardır. Artık bir pelteden, bir robottan farklı değillerdir. Zira irade sahibi değillerdir. İradeleri, zihinleri ipotek altındadır.
Korkunun kulları, sahte ilahlarla savaşmayı asla göze alamazlar. Müstekbirleri, zalim sulta sahiplerini gözlerinde o kadar büyütürler ki, onlara karşı durmayı becerebilmiş müminleri küçümser, hatta acımaya kalkışırlar. Oysa bilmezler ki gerçekten acınası durumda olanlar onlardır. Onlar emperyalist vahşetle iş birliğini reel politik diye tanımlarlar. Uluslararası camiaya ters düşmemekten dem vururlar. Ama bu zulüm üzre müttefik uluslararası camianın karşısında Hakkın temsilcisi olmaya yürekleri yetmediği gibi akılları da yetmez. Yetmez, çünkü onların elindeki yol haritası korku mürekkepi ile çizilmiştir.