- Üyelik Tarihi
- 8 Kas 2005
- Mesajlar
- 621
- Aldığı Beğeniler
- 1
- Takım
- Trabzonspor
"Kötü örnek"! mi arıyorsunuz?.. "Kötü"! örnekler o kadar çok ki; say, say bitmez!.. Meselâ, Erzurumlu Kara Fatma, "kötü örnek"!lerin başında gelir!.. Öyle ya; "başörtülü olarak evinde oturmak" varken, kalktı "İstiklâl Savaşı"nda görev aldı!..
Senin "cephe"de ne işin var be kadın?..
Otursana evinde!..
O cephenin, bir gün gelip, "kamusal alan" olacağını bilmiyor muydun?..
Ya Nene Hatun'a ne demeli?!?
Evinde oturup da, "torunlarına masal anlatmak" varken, "gençlere kötü örnek"! oldu!.. Eline "şiş" alıp, "örgü" öreceğine, kalktı "silah" aldı ve "düşman"la savaştı!..
Bundan alâ "kötü örnek"! mi olur?..
Ne vardı sanki savaşacak?!?
Eğer o günlerde "savaşmamış" olsaydı, düşman askerleri "işgali" tamamlar ve bütün Türkiye'ye hakim olurlardı!.. Böylece biz de "AB'ye girmek" zorunda filân kalmazdık!..
Öyle ya; biz onlara gireceğimize, onlar çoktaan "bizim içimize girmiş" olurlardı!..
KAYBEDECEK ŞEYİMİZ ÇOK!
Ahh Kara Fatma ahh!..
Ahh Nene Hatun ahh!..
Gördünüz mü yaptığınızı?!?
Bu ülkeye "kötü örnek"! olup, "İstiklâl Savaşı" verdiniz!..
Biz de sizleri "örnek" alıp, o günden beri "özgürlük" diyoruz!..
Meğer, bize, öyle bir "kötü örnek"! olmuşsunuz ki, hâlâ "mücadele" ediyoruz!..
Ne var ki; bizler, sizler kadar "cesur" değiliz!..
Evet, değiliz; çünkü sizlerin "kaybedecek bir şeyiniz yok"tu!.. Affedersiniz, vardı... Kaybedecek "vatan"ınız vardı, "namus"unuz vardı, "onur"unuz vardı!..
Bizler ise, "kaybedecek şeyler"le kuşatıldık!.. "Kaybedecek o kadar çok şeyimiz" var ki, hangi birini sayayım!?!
"Koltuk"larımız var kaybedecek!.. "İş"lerimiz var!.. "Şöhret"lerimiz var!.. "Mevki"lerimiz var!.. "İktidar"larımız var!.. "Kayıpları göze alamadığımız" için de hep geriliyor, hep "mevzi" kaybediyoruz!..
"Yasak"lar, yıllardır "evrim" geçiriyor ve bu yasaklar, bizi biraz daha "tutsak" ediyor!..
Ahh Kara Fatma ahh!.. Ahh Nene Hatun ahh!..
Sizlerin başındaki örtü, 1984'te bir "simge" ilân edildi!..
Yıl 2006!..
Bugün ise, o "örtü"lerinizle var ya; değil "cepheye mermi" taşımanız, değil "elde silah" dağ-bayır dolaşmanız; "sokakta bile yürüyemezsiniz!"
Yaa, gördün mü Nene Hatun'um, gördün mü Kara Fatma'm!?!
Sizlerin savaşıp, "istiklâl" kazandırdığı bu ülkede, şimdi sizler "kötü örnek"lersiniz!.
Sadece sizler mi?..
Sizin "torunlarınız" olan "öğretmen" ve "öğrenciler" de kötü örnek!..
"Kötü örnek" ilân edileceğiniz bir ülke için niye savaşıp da "istiklâl" kazandırdınız ki?..
Bıraksaydınız da, düşman askerleri her tarafı "işgal" etselerdi!..
Hiç olmazsa; biz de "başörtüsüne özgürlük" mücadelesi vermek zorunda kalmazdık!..
Dedim ya; "kötü örnek"! oldunuz bizlere!..
"Vatan namustur" dediniz, "Dinimiz için canımız feda" dediniz, "bu örtü, bu baştan kellemizle birlikte çıkar" dediniz!..
Bunlar için savaştınız!..
Ne oldu savaştınız da!..
"Okulların içinde, kameralar önünde baş açtırtmak"la yetinmeyip, şimdi "okulun kapısında başını açanlar"ı da suçlu ilân ediliyor!..
Danıştay hazretleri öyle buyuruyor!..
"Yasak" diyor!..
"Okul kapısında başını açan öğretmen de çocuklar için kötü örnek"! diyor!..
"EV" DE KAMUSAL ALAN!
Sadece Danıştay mı?..
YÖK'zâde Erdoğan Teziç, ondan çok "daha fazlasını" diyor:
"Bir yargıç kürsüde başı açık olup, pazara türbanlı gidemez. Bu benim inanç alanım, özgür alanım diyemez. Anayasa Mahkemesi Başkanımızı pazarda türbanlı görmek devleti sarsar. Bir öğretmen de okulda başı açık, pazara çıkınca türbanlı olamaz."
Soruyorlar Teziç'e: "Özel hayatında da mı?"
"Evet" diyor!..
Tekrar soruyorlar: "Eviniz olsa bile mi?"
Ona da "evet" diyor Teziç!..
"Özel hayatında da, evinde de!"
Yaa, gördün mü Nene Hatun'um?..
Gördün mü Kara Fatma'm?..
Bir "yargıç" veya "Anayasa Mahkemesi Başkanı" ya da "öğretmen", kürsüde veya okulda "başı açık", pazarda "türbanlı" olamazmış!.. Tabii, "evinde" de!..
Olursa, "devlet sarsılır"mış!..
Ben bunlara çok şey derim de, siz ne dersiniz ey "merhum"lar?..
Biliyorum, "bir şey" demek ne kelime, "böyle bir Türkiye"yi görseniz, herhalde nutkunuz tutulur, hayretten donar kalırdınız!..
Sırtlarınızda taşıdığınız ve "ıslanmasın" diye torunlarınızın kundak bezini yırtıp üzerini örttüğünüz o "mermi"lerin, 80 yıl sonra bugün size yönelen "silah"lar olduğunu görmek, elbette sarsar, dondurur sizi!..
"Eksi 40-50 derecelik Erzurum soğuğu" donduramadı ama, bu "karar"lar bu "söz"ler dondurur sizi!..
Hasan KARAKAYA VAKİT
Senin "cephe"de ne işin var be kadın?..
Otursana evinde!..
O cephenin, bir gün gelip, "kamusal alan" olacağını bilmiyor muydun?..
Ya Nene Hatun'a ne demeli?!?
Evinde oturup da, "torunlarına masal anlatmak" varken, "gençlere kötü örnek"! oldu!.. Eline "şiş" alıp, "örgü" öreceğine, kalktı "silah" aldı ve "düşman"la savaştı!..
Bundan alâ "kötü örnek"! mi olur?..
Ne vardı sanki savaşacak?!?
Eğer o günlerde "savaşmamış" olsaydı, düşman askerleri "işgali" tamamlar ve bütün Türkiye'ye hakim olurlardı!.. Böylece biz de "AB'ye girmek" zorunda filân kalmazdık!..
Öyle ya; biz onlara gireceğimize, onlar çoktaan "bizim içimize girmiş" olurlardı!..
KAYBEDECEK ŞEYİMİZ ÇOK!
Ahh Kara Fatma ahh!..
Ahh Nene Hatun ahh!..
Gördünüz mü yaptığınızı?!?
Bu ülkeye "kötü örnek"! olup, "İstiklâl Savaşı" verdiniz!..
Biz de sizleri "örnek" alıp, o günden beri "özgürlük" diyoruz!..
Meğer, bize, öyle bir "kötü örnek"! olmuşsunuz ki, hâlâ "mücadele" ediyoruz!..
Ne var ki; bizler, sizler kadar "cesur" değiliz!..
Evet, değiliz; çünkü sizlerin "kaybedecek bir şeyiniz yok"tu!.. Affedersiniz, vardı... Kaybedecek "vatan"ınız vardı, "namus"unuz vardı, "onur"unuz vardı!..
Bizler ise, "kaybedecek şeyler"le kuşatıldık!.. "Kaybedecek o kadar çok şeyimiz" var ki, hangi birini sayayım!?!
"Koltuk"larımız var kaybedecek!.. "İş"lerimiz var!.. "Şöhret"lerimiz var!.. "Mevki"lerimiz var!.. "İktidar"larımız var!.. "Kayıpları göze alamadığımız" için de hep geriliyor, hep "mevzi" kaybediyoruz!..
"Yasak"lar, yıllardır "evrim" geçiriyor ve bu yasaklar, bizi biraz daha "tutsak" ediyor!..
Ahh Kara Fatma ahh!.. Ahh Nene Hatun ahh!..
Sizlerin başındaki örtü, 1984'te bir "simge" ilân edildi!..
Yıl 2006!..
Bugün ise, o "örtü"lerinizle var ya; değil "cepheye mermi" taşımanız, değil "elde silah" dağ-bayır dolaşmanız; "sokakta bile yürüyemezsiniz!"
Yaa, gördün mü Nene Hatun'um, gördün mü Kara Fatma'm!?!
Sizlerin savaşıp, "istiklâl" kazandırdığı bu ülkede, şimdi sizler "kötü örnek"lersiniz!.
Sadece sizler mi?..
Sizin "torunlarınız" olan "öğretmen" ve "öğrenciler" de kötü örnek!..
"Kötü örnek" ilân edileceğiniz bir ülke için niye savaşıp da "istiklâl" kazandırdınız ki?..
Bıraksaydınız da, düşman askerleri her tarafı "işgal" etselerdi!..
Hiç olmazsa; biz de "başörtüsüne özgürlük" mücadelesi vermek zorunda kalmazdık!..
Dedim ya; "kötü örnek"! oldunuz bizlere!..
"Vatan namustur" dediniz, "Dinimiz için canımız feda" dediniz, "bu örtü, bu baştan kellemizle birlikte çıkar" dediniz!..
Bunlar için savaştınız!..
Ne oldu savaştınız da!..
"Okulların içinde, kameralar önünde baş açtırtmak"la yetinmeyip, şimdi "okulun kapısında başını açanlar"ı da suçlu ilân ediliyor!..
Danıştay hazretleri öyle buyuruyor!..
"Yasak" diyor!..
"Okul kapısında başını açan öğretmen de çocuklar için kötü örnek"! diyor!..
"EV" DE KAMUSAL ALAN!
Sadece Danıştay mı?..
YÖK'zâde Erdoğan Teziç, ondan çok "daha fazlasını" diyor:
"Bir yargıç kürsüde başı açık olup, pazara türbanlı gidemez. Bu benim inanç alanım, özgür alanım diyemez. Anayasa Mahkemesi Başkanımızı pazarda türbanlı görmek devleti sarsar. Bir öğretmen de okulda başı açık, pazara çıkınca türbanlı olamaz."
Soruyorlar Teziç'e: "Özel hayatında da mı?"
"Evet" diyor!..
Tekrar soruyorlar: "Eviniz olsa bile mi?"
Ona da "evet" diyor Teziç!..
"Özel hayatında da, evinde de!"
Yaa, gördün mü Nene Hatun'um?..
Gördün mü Kara Fatma'm?..
Bir "yargıç" veya "Anayasa Mahkemesi Başkanı" ya da "öğretmen", kürsüde veya okulda "başı açık", pazarda "türbanlı" olamazmış!.. Tabii, "evinde" de!..
Olursa, "devlet sarsılır"mış!..
Ben bunlara çok şey derim de, siz ne dersiniz ey "merhum"lar?..
Biliyorum, "bir şey" demek ne kelime, "böyle bir Türkiye"yi görseniz, herhalde nutkunuz tutulur, hayretten donar kalırdınız!..
Sırtlarınızda taşıdığınız ve "ıslanmasın" diye torunlarınızın kundak bezini yırtıp üzerini örttüğünüz o "mermi"lerin, 80 yıl sonra bugün size yönelen "silah"lar olduğunu görmek, elbette sarsar, dondurur sizi!..
"Eksi 40-50 derecelik Erzurum soğuğu" donduramadı ama, bu "karar"lar bu "söz"ler dondurur sizi!..
Hasan KARAKAYA VAKİT