İnsanın kötü tarafına bakmak, karamsarlık değildir. İnsan temelde kötüdür de demiyoruz. Ancak eğrisiyle doğrusuyla insanı tanımak, kendini tanımak, asıl kötü olan nefsi tanımaktan geçiyor.
Peki nefsi tanıyınca elimize ne geçecek? Veya nefsin kötülüğünü bilince nereye ulaşacağız? Bu soruların ardına düşmek, aslında neredeyse tasavvufun ana gayesini araştırmak gibidir.
Şimdi bir an düşünelim… İyiyi ve güzeli öğrenmek, biraz da kötüyü ve çirkini görmekten geçmiyor mu? Tıpkı ışığı algılamak için karanlığa veya gölgeye duyduğumuz ihtiyaç gibi.
İnsan ve kainat, zıtlıklar armonisi diyebileceğimiz bir düzen halinde yaratılmıştır. Böyle yaratıldığımız için de zorunlu olarak, yaratılış kanunlarını (Sünnetullah) izleyerek varabiliyoruz, kendimizin hakikatine.
İşte, bu kanunlardan biri de kötü olan tarafımız, yani nefsimiz. Bu yüzden, bütün olarak insanı tanımanın yolu da karanlıklar, hiçlikler ve kötülükler harmanı olan nefsimizi yakından tanımaktan geçiyor.
Öyle ki, ruhumuzun/kalbimizin nurlarını, yine nefis karanlıkları içinde müşahade edebiliyoruz. Tövbe kezzabıyla temizlediğimiz ve zikir cilasıyla parlattığımız kalbimizdeki imanın nurunu, nefsin o bütün vücudumuzu saran kasvetli atmosferi içinde fark edebiliyoruz.
Nefsimizin hiçliğini idrak ettikçe, varlık için tutunacak kulp arayacak ve ancak Rabbimizin ipine tutunabileceğimizi fark edeceğiz. Ancak, ezeli ve ebedi ‘var’ (olan)la varlık kazanabiliriz. Bunun ayırtına varacağız.
Onun Yüce Kitabı, Kur’an-ı Kerim’inin ve Resulünün bildirdiği ahlakın güzelliğini, ancak nefsimizin âdî, mülevves eğilimlerini/hevasını tetkik ettikten sonra kavrayabileceğiz
Peki nefsi tanıyınca elimize ne geçecek? Veya nefsin kötülüğünü bilince nereye ulaşacağız? Bu soruların ardına düşmek, aslında neredeyse tasavvufun ana gayesini araştırmak gibidir.
Şimdi bir an düşünelim… İyiyi ve güzeli öğrenmek, biraz da kötüyü ve çirkini görmekten geçmiyor mu? Tıpkı ışığı algılamak için karanlığa veya gölgeye duyduğumuz ihtiyaç gibi.
İnsan ve kainat, zıtlıklar armonisi diyebileceğimiz bir düzen halinde yaratılmıştır. Böyle yaratıldığımız için de zorunlu olarak, yaratılış kanunlarını (Sünnetullah) izleyerek varabiliyoruz, kendimizin hakikatine.
İşte, bu kanunlardan biri de kötü olan tarafımız, yani nefsimiz. Bu yüzden, bütün olarak insanı tanımanın yolu da karanlıklar, hiçlikler ve kötülükler harmanı olan nefsimizi yakından tanımaktan geçiyor.
Öyle ki, ruhumuzun/kalbimizin nurlarını, yine nefis karanlıkları içinde müşahade edebiliyoruz. Tövbe kezzabıyla temizlediğimiz ve zikir cilasıyla parlattığımız kalbimizdeki imanın nurunu, nefsin o bütün vücudumuzu saran kasvetli atmosferi içinde fark edebiliyoruz.
Nefsimizin hiçliğini idrak ettikçe, varlık için tutunacak kulp arayacak ve ancak Rabbimizin ipine tutunabileceğimizi fark edeceğiz. Ancak, ezeli ve ebedi ‘var’ (olan)la varlık kazanabiliriz. Bunun ayırtına varacağız.
Onun Yüce Kitabı, Kur’an-ı Kerim’inin ve Resulünün bildirdiği ahlakın güzelliğini, ancak nefsimizin âdî, mülevves eğilimlerini/hevasını tetkik ettikten sonra kavrayabileceğiz
Son düzenleme: