Kim bilebilir ki geleceği…
Ne sıkıntılar atlattık ama dimdik kaldık. Her işte bir hayır vardı elbet. Özlem abla Vedat enişte ile nişanlanmış, kısa zaman içerisinde de düğün yapılacaktı. Özlem abla Vedat ağabeyi çok seviyordu. Vedat eniştede ablamı çoktan unutmuş kendine yeni bir yol çizmişti. Özlem abla ile çok mutluydular. Düğüne 2 hafta kalmıştı. O kadar telaşlıydılar ki. Her şey ters gidiyor zannediyorlardı.
Ama son günlerde ablamda bir değişiklik olmaya başlamıştı. Bazen kendi kendine gülüyor. Bazen de üzülüyordu. Özlem ablam ile sık sık dertleşir olmuşlardı. Fabrikada olanları anlatıyordu.Onlarla çalışan Yavuz ağabey ablam ile sürekli görüşüp konuşuyorlardı. Ama galiba işin içinde birazda duygusallık vardı…
Yine bir gün iş çıkışı Yavuz ağabey ablamın yanına gelerek.
- Sevda biraz bekler misin?
- Efendim Yavuz. Ne oldu?
- Hiiç nasılsın?
- İyiyim teşekkür ederim. Bir şey mi oldu ?
- Yok, şey diyecektim. İşin yoksa bir çay içelim mi?
- İşim var maalesef gitmem gerek. Özlemin düğünü yaklaşıyor hazırlıklar var.
- Peki…
…
Zaman su gibi akıp gidiyor derlerdi de bir anlam veremezdim. Gerçekten su gibi akıp gidiyordu zaman. Düğün günü yaklaşmıştı…
Ablam Yavuz ağabeyi de düğüne çağırmıştı. Onun gelmesini bekliyor gibi gözü sürekli kapıdaydı. Zaten de davete çok gecikmemişti. İçeri girdiğinde o kadar asil duruyordu ki soylu bir ailenin zengin çocukları bile bu kadar yakışıklı ve bu kadar asil duramazlardı. Yavuz ağabeyi sürekli işçi kıyafetiyle gördüğümüzden onu takım elbise içinde görünce biraz şaşırdık. Ne kadar yakışmıştı. Yavuz ağabeyde ablam için aynı şeyleri düşünüyor olmalıydı. Gözlerini ablamdan ayırmıyor hafif bir tebessüm edası ile gülümsüyordu. Ablam sarı bir elbise giymiş kumral saçlarını yıkamış ve taramış misler gibi kokuyor altın gibi parlıyordu. Uzun uzun birbirlerine baktıktan sonra ablam:
- Hoş geldin Yavuz ne kadar şık olmuşsun.
- Hoş bulduk, sende çok güzel olmuşsun her zaman ki gibi
- Yapma o kadar da değil gel içeri buyur.
Bende hafiften hafiften onları izliyordum. Ablamı mutlu görmek de beni mutlu ediyordu. Düğün olmuş Özlem abla ile Vedat ağabey yola çıkmışlardı. Başka bir memlekette oturacaklardı. Teyzem nasılda üzülüyordu. Ama mutlu olması biraz olsun rahatlatıyordu onu.
Ablam ile Yavuz ağabey dışarıdaki sandalyeleri topluyorlar bir yandan da muhabbet ediyorlardı.
- Sevda.
- Efendim.
- Bugün, çok güzel bir gündü. Sende çok güzeldin.
- Teşekkür ederim utandırma beni.
- Yoo utan, utanınca yanakların kızarıyor çok tatlı oluyorsun…
Bir birlerine bakıp gülümsediler. Ve ablam gerçekten utanmıştı bu yüzden de başını eğdi ve:
- Yavuz..
Yavuz ağabey gülümseyerek
- Efendim Sevda?
- Bugün çok güzel bir gündü. Sende çok yakışıklı olmuştun.
- Teşekkür ederim
- Ama utanmalısın. Çünkü yanakların kızarınca seni izlemeye doyamıyorum.
Bu defa da Yavuz ağabey utanmıştı. Gözlerinin içi gülüyordu. Ablam sandalyeleri toplayıp biraz dinlenmek için oturdu. Yavuz ağabeyde karşısındaki sandalyeye oturdu. Üzüm asmasının tellere dolandığı çardağın altında sessizlik hakim sürüyordu bu defa. Uzun bir sessizliğin ardından Yavuz ağabey bu sessizliği bozdu.
- Bugün Özleme baktığımda o gelinliğin içinde senin olduğunu hayalledim. Ve düşündüm Sevda. Her genç kız, o gelinliği giymeyi, güzel bir düğün ve anlaşabileceği çok güzel bir eşi olmasını ister değil mi?
- Tabii ki.
- Bunu erkeklerde ister. Eğer bir gün o gelinliği giyersen yanındaki damat ben olmak isterim…
Ablam şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilemedi. Hiç beklemediği bir anda Yavuz ağabey çok şaşırtmıştı ablamı. Gözleri şaşkınlıktan açılmış. Yavuz ağabeyin suratına bakıyordu. Ama ne düşündüğünü kendiside bilmiyordu.
- Evet Sevda. Her gece seninle yatıp her sabah seninle uyanıyorum. Seni göremezsem eğer o günüm hiç bitmiyor. Ve işe sırf seni görebilmek için geliyorum. Sen varken her şey o kadar güzel ki. Sanki o günümü işte değil de tatilde geçirmiş gibi çok mutlu ve huzurlu oluyorum. Ben, ben seni seviyorum Sevda…
Ablam gözlerini yere indirip şaşkınlığını üzerinden atmak istercesine sustu. Ablamda Yavuz ağabeyi seviyordu. Ama ne demeliydi nasıl söylemeliydi. Gerçi Yavuz ağabey söylenmesi gereken her şeyi söylemişti. Ablam ayağa kalkarak yavuz ağabeyin ellerinden tuttu ve onu da ayağa kaldırdı. Yavuz ağabey ablamdan bir cevap bekler gibi gözlerine bakıyordu. Ablam Yavuz ağabeye sarılarak.
- Bende seni seviyorum Yavuz. Hem de çok seviyorum. Aynı senin gibi işe gitmek için sabırsızlanıyorum seni görmek için. Ve seni görünce dünyalar benim oluyor. Hiçbir derdim sıkıntım kalmıyor içimde. Eğer bir gün o damatlığı giyersen sende. Yanındaki gelin ben olmak isterim…
burada bitmiştir devamı gelmeyecek
Ne sıkıntılar atlattık ama dimdik kaldık. Her işte bir hayır vardı elbet. Özlem abla Vedat enişte ile nişanlanmış, kısa zaman içerisinde de düğün yapılacaktı. Özlem abla Vedat ağabeyi çok seviyordu. Vedat eniştede ablamı çoktan unutmuş kendine yeni bir yol çizmişti. Özlem abla ile çok mutluydular. Düğüne 2 hafta kalmıştı. O kadar telaşlıydılar ki. Her şey ters gidiyor zannediyorlardı.
Ama son günlerde ablamda bir değişiklik olmaya başlamıştı. Bazen kendi kendine gülüyor. Bazen de üzülüyordu. Özlem ablam ile sık sık dertleşir olmuşlardı. Fabrikada olanları anlatıyordu.Onlarla çalışan Yavuz ağabey ablam ile sürekli görüşüp konuşuyorlardı. Ama galiba işin içinde birazda duygusallık vardı…
Yine bir gün iş çıkışı Yavuz ağabey ablamın yanına gelerek.
- Sevda biraz bekler misin?
- Efendim Yavuz. Ne oldu?
- Hiiç nasılsın?
- İyiyim teşekkür ederim. Bir şey mi oldu ?
- Yok, şey diyecektim. İşin yoksa bir çay içelim mi?
- İşim var maalesef gitmem gerek. Özlemin düğünü yaklaşıyor hazırlıklar var.
- Peki…
…
Zaman su gibi akıp gidiyor derlerdi de bir anlam veremezdim. Gerçekten su gibi akıp gidiyordu zaman. Düğün günü yaklaşmıştı…
Ablam Yavuz ağabeyi de düğüne çağırmıştı. Onun gelmesini bekliyor gibi gözü sürekli kapıdaydı. Zaten de davete çok gecikmemişti. İçeri girdiğinde o kadar asil duruyordu ki soylu bir ailenin zengin çocukları bile bu kadar yakışıklı ve bu kadar asil duramazlardı. Yavuz ağabeyi sürekli işçi kıyafetiyle gördüğümüzden onu takım elbise içinde görünce biraz şaşırdık. Ne kadar yakışmıştı. Yavuz ağabeyde ablam için aynı şeyleri düşünüyor olmalıydı. Gözlerini ablamdan ayırmıyor hafif bir tebessüm edası ile gülümsüyordu. Ablam sarı bir elbise giymiş kumral saçlarını yıkamış ve taramış misler gibi kokuyor altın gibi parlıyordu. Uzun uzun birbirlerine baktıktan sonra ablam:
- Hoş geldin Yavuz ne kadar şık olmuşsun.
- Hoş bulduk, sende çok güzel olmuşsun her zaman ki gibi
- Yapma o kadar da değil gel içeri buyur.
Bende hafiften hafiften onları izliyordum. Ablamı mutlu görmek de beni mutlu ediyordu. Düğün olmuş Özlem abla ile Vedat ağabey yola çıkmışlardı. Başka bir memlekette oturacaklardı. Teyzem nasılda üzülüyordu. Ama mutlu olması biraz olsun rahatlatıyordu onu.
Ablam ile Yavuz ağabey dışarıdaki sandalyeleri topluyorlar bir yandan da muhabbet ediyorlardı.
- Sevda.
- Efendim.
- Bugün, çok güzel bir gündü. Sende çok güzeldin.
- Teşekkür ederim utandırma beni.
- Yoo utan, utanınca yanakların kızarıyor çok tatlı oluyorsun…
Bir birlerine bakıp gülümsediler. Ve ablam gerçekten utanmıştı bu yüzden de başını eğdi ve:
- Yavuz..
Yavuz ağabey gülümseyerek
- Efendim Sevda?
- Bugün çok güzel bir gündü. Sende çok yakışıklı olmuştun.
- Teşekkür ederim
- Ama utanmalısın. Çünkü yanakların kızarınca seni izlemeye doyamıyorum.
Bu defa da Yavuz ağabey utanmıştı. Gözlerinin içi gülüyordu. Ablam sandalyeleri toplayıp biraz dinlenmek için oturdu. Yavuz ağabeyde karşısındaki sandalyeye oturdu. Üzüm asmasının tellere dolandığı çardağın altında sessizlik hakim sürüyordu bu defa. Uzun bir sessizliğin ardından Yavuz ağabey bu sessizliği bozdu.
- Bugün Özleme baktığımda o gelinliğin içinde senin olduğunu hayalledim. Ve düşündüm Sevda. Her genç kız, o gelinliği giymeyi, güzel bir düğün ve anlaşabileceği çok güzel bir eşi olmasını ister değil mi?
- Tabii ki.
- Bunu erkeklerde ister. Eğer bir gün o gelinliği giyersen yanındaki damat ben olmak isterim…
Ablam şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilemedi. Hiç beklemediği bir anda Yavuz ağabey çok şaşırtmıştı ablamı. Gözleri şaşkınlıktan açılmış. Yavuz ağabeyin suratına bakıyordu. Ama ne düşündüğünü kendiside bilmiyordu.
- Evet Sevda. Her gece seninle yatıp her sabah seninle uyanıyorum. Seni göremezsem eğer o günüm hiç bitmiyor. Ve işe sırf seni görebilmek için geliyorum. Sen varken her şey o kadar güzel ki. Sanki o günümü işte değil de tatilde geçirmiş gibi çok mutlu ve huzurlu oluyorum. Ben, ben seni seviyorum Sevda…
Ablam gözlerini yere indirip şaşkınlığını üzerinden atmak istercesine sustu. Ablamda Yavuz ağabeyi seviyordu. Ama ne demeliydi nasıl söylemeliydi. Gerçi Yavuz ağabey söylenmesi gereken her şeyi söylemişti. Ablam ayağa kalkarak yavuz ağabeyin ellerinden tuttu ve onu da ayağa kaldırdı. Yavuz ağabey ablamdan bir cevap bekler gibi gözlerine bakıyordu. Ablam Yavuz ağabeye sarılarak.
- Bende seni seviyorum Yavuz. Hem de çok seviyorum. Aynı senin gibi işe gitmek için sabırsızlanıyorum seni görmek için. Ve seni görünce dünyalar benim oluyor. Hiçbir derdim sıkıntım kalmıyor içimde. Eğer bir gün o damatlığı giyersen sende. Yanındaki gelin ben olmak isterim…
burada bitmiştir devamı gelmeyecek


