Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Yahya b. Muâzın yanında fakirlik ve zenginlik konusu konuşuluyordu, hazret şöyle dedi: Yarın kıyamet gününde mizan terazisine fakirlik ve zenginlik konup tartılmaz, ancak sabır ve şükür tartılır. Zengindi, fakirdi denmez, şükrederdi ve sabrederdi denilir.

Şöyle nakledilmiştir: Allah Teâlâ önceki peygamberlerinden birine şöyle vahyetti:
Benim senden razı olup olmadığımı bilmek istersen, fakirlerin senden razı olup olmadıklarına bak.
Ebû Bekir Zekkâk demiştir ki: Kim fakirlik halinde takvâya sarılmazsa, şüphesiz haram yer.

Anlatıldığına göre Süfyân-ı Sevrînin meclisinde fakirler, devlet adamları gibi iltifat ve rağbet görürdü.


Ebû Bekir b. Tahir şöyle demiştir: Fakire (dervişe) gereken, dünyadan hiçbir şeye rağbet etmemesidir. Mecbur kalırsa, dünyaya yönelmesi kendisine yetecek miktardan öteye geçmemelidir.


Ahmed b. Atâ, birine ait şu mânadaki şiiri okumuştur:



[GLOW=blue]Bana: Yarın bayram, ne giyeceksin dediler.

Dedim: Sabırla giyerim yarin çile libasını.



Sabır ve fakr libasları altında bulunmaktadır,

Bir kalp ki, bayram ve cumalar görür sevdasını



Elbisenin en güzeli ziyaret günü âşığın,

Yarin verdiği hilattir, karşılarken leylâsını.



Ey sevgilim, sensiz zaman mâtem bana,

Seni görüp dinledikçe kalbim sürer sefasını.[/GLOW]


Bu beyitlerin Ebû Ali-i Rûzbârîye ait olduğu söylenir.


Ebû Bekir-i Mısrîye, sadık fakirin sıfatı sorulunca şöyle demiştir: O hiçbir şeye sahip olmayan ve hiçbir şeye meyli bulunmayan bir kimsedir (Onun tek meyli yüce Allahadır).


Zünnûn-i Mısrî demiştir ki: Bazı kusurlara bulaşmakla birlikte sürekli Allah Teâlâya muhtaç olduğumu bilip Ona boyun bükmem, bana, hiç günaha düşmeyip kendimi beğenmekten daha sevimlidir.


Ebû Abdullah-ı Husrî şöyle anlatmıştır: Ebû Cafer Haddâd, günlüğü bir dinar altına çalışırdı. Aldığını fakirlere dağıtırdı. Gündüzlerini oruçla geçirirdi. Akşam yatsı arasında dışarı çıkardı, bazı kapılarda kendisine sadaka olarak bir şeyler verilirdi (kendisi onlarla idare ederdi).


Ebül-Hüseyin Nûrî şöyle der: Gerçek fakirin sıfatı, malı olmayınca sükûnetle sabretmek, eline bir şey geçince onu başkalarına vermektir.


Muhammed b. Ali-i Kettânî şu olayı anlatmıştır: Mekkede iken yanımızda eski elbise giyen bir genç vardı. Bize katılmaz ve bizimle oturmazdı. Kalbime onun sevgisi düştü. O sırada elime helâl yoldan iki yüz dirhem para geçti. Parayı alıp gence götürdüm, seccadesinin bir köşesine koyarak, kendisine, Bu helâlinden bir paradır, onu al, bazı işlerinde kullanırsın dedim. Genç göz ucuyla bana sertçe bakarak, gizli halini şöyle açıkladı:


Ben Allah Teâlâ ile huzur halinde bu oturuşu satın almak (elde etmek) için bir sürü arazi ve akardan hariç yetmiş bin dinar altını elimden çıkarttım. Şimdi sen verdiğin para ile bu halimi bozmak mı istiyorsun? dedi ve seccadesini silkeleyerek ayağa kalktı. Seccadesinin kenarına koyduğum paralar yere saçıldı. Ben de oturdum onları toplamaya başladım. Genç çekip giderken onda gördüğüm izzeti hiç kimsede görmedim. O paraları toplarken de kendimde gördüğüm zilleti hiç kimsede görmedim.


İbn Hafîf demiştir ki: Halkın her tabakası arasında büyük bir yerim ve itibarım olduğu halde, kırk senedir üzerime fıtır sadakası vâcip olmadı (Çünkü hiç zengin olmadım).


Ebû Ahmed-i Sagîr şöyle demiştir: İbn Hafîfe, Bir fakir (derviş) üç gün aç kalsa, üç günden sonra dışarı çıkıp halktan günlük ihtiyacı kadar bir şeyler istese, buna ne denir? diye sordum, hazret şöyle dedi: O, insanlardan bir şey isteyerek kendisini zora sokan biridir. Siz yiyin-için ve (sizi aşan böyle konularda fazla) söz etmeyin. Eğer şu kapıdan gerçek bir fakir içeri girse, onun hali yanında hepiniz rezil olursunuz.



Dükkîye, fakirlerin Allah Teâlâ ile olan hallerinde kötü edebe düşmelerinin durumu sorulunca şöyle demiştir:


Bu onların (kalplerine hâkim olan) hakikat derecesinden (kendilerine genişlik ve ruhsat veren) ilim derecesine düşüşleridir.


Hayr Nessâc şöyle anlatır: Bir mescide girmiştim. Orada bir fakir gördüm. Beni görünce hemen gelip bana yapıştı ve, Ey şeyh, bana acıyın (dua edin), benim çok büyük bir derdim var dedi. Ben, Nedir derdin? diye sorunca fakir, İçinde olduğum sıkıntı ve imtihan halimi kaybettim, âfiyet ve rahatlık halim arttı dedi. Bulunduğu yere baktım, kendisine bir miktar dünyalık mal gelmişti (Derviş, gelen dünyalığın kalbinin huzurunu bozmasından korkuyor ve onu büyük bir âfet görüyordu).


Ebû Bekir Verrâk, Dünya ve âhirette fakire ne mutlu! dedi. Kendisine niçin diye sorulunca, Sultan dünyada ondan vergi istemez, cebbâr olan Allah da âhirette kendisini hesaba çekmez dedi.

Kuşeyri Risalesi
Semerkand
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Bana: Yarın bayram, ne giyeceksin dediler.

Dedim: Sabırla giyerim yarin çile libasını.



Sabır ve fakr libasları altında bulunmaktadır,

Bir kalp ki, bayram ve cumalar görür sevdasını



Elbisenin en güzeli ziyaret günü âşığın,

Yarin verdiği hilattir, karşılarken leylâsını.



Ey sevgilim, sensiz zaman mâtem bana,

Seni görüp dinledikçe kalbim sürer sefasını.

ELLERİNE SAĞLIK KARDEŞİM
 
Üst Alt