Kur’an Müslümanlığı , müsteşrikler ve mezhepsizler
İnsanı yeryüzünde halîfe olarak yaratan Hz. Allah, lûtuf ve kerem hazînesinden, beşere dünya ve ukbâ saâdetini kazandıracak ilâhi mesajlarını ve bu mesajları; sözleri, fiileri, hal ve hareketleriyle, kısacası hayatıyla tefsîr eden peygamberleri göndermiştir. Kur’ân-ı Kerim ve Resûlüllah (s.a.v.) ile bu ilâhi tenezzülât kemâl noktasına ulaşmıştır. En son ve en mükemmel din olan İslâm, kıyâmete kadar aslî hüviyetini muhafaza edecektir. Bunu Rabbimiz (c.c.) kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de taahhüt etmektedir. Son birkaç asırdır elde ettiği teknolojik muvaffakiyetlerle sarhoş olan Batı insanı, huzuru dinden ve fıtratten alabildiğine kaçışta bulacağını sanıyordu. Fakat aradığı huzuru bulamadı. Batı’nın teknolojik başarısı karşısında âdeta şok olan İslâm âlemi, onun bu huzursuzluğunu görmekte ve yavaş yavaş kendine gelerek ilâhi menbaa/kaynağa doğru koşmaktadır. Haddizatında dünyanın her tarafında islâm’a koşan insanlar, gün geçtikçe artmaktadır.
Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmakta onlara hâkim olan Batı dünyası, oryantalistler (müsteşrikler)le İslâmiyeti aslî hüviyetinden saptırmak, bu ilâhî kaynağı bulandırmak için her geçen gün artan bir tempoyla çalışmaktadır. Maalesef memleketimizde de onların bu oyununa gelenler vardır. Müsteşriklerin İslâmiyeti tahrip etmek için neşrettikleri zehirlerin pazarlayıcılığını yapmaktadırlar. Bilerek veya bilmeyerek bir takım Müslümanlar da bunların tesirinde kalmaktadır. Müdâfaasını yaptıkları temel düşünce şudur: “Size düşen Kur’an’a sarılmaktır. Onun helâl dediğini helâl, haram dediğini haram saydığınızda kurtuluşa erersiniz. Zaten hadislerin çoğu uydurmadır.”
“Kur’ân’a sarılalım” mâsum kılıfıyla sünneti, dolayısiyle Peygamberimizi (s.a.v.) devreden çıkarmak istemekte ve bunu da Kur’an adına yaptıklarını iddia etmektedirler. Halbuki Kur’an, onların bu hezeyanını yüzlerine çarparak Resûle ittibâyı emretmektedir:
“(Habîbim), de ki:Allah’ı seviyorsanız bana ittibâ edin ki, Allah da sizi sevsin; günahlarınızı mağfiret etsin. Şüphesiz ki Allah, Gafûr ve Rahîm’dir.” (1)
“Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerle seni hakem tayin edip sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duyladan tamamen kabul etmedikçe, iman etmiş olamazlar.” (2)
“Peygambere itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.” (3)
Görüldüğü üzere Allah Teala peygambere itaatı kendisine itaat olarak kabul etmiştir. Peygambere itaat de ancak onun sünnetini yaşamakla mümkündür. Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetinden yüz çevirenlere Kur’an, “Onun (peygamberin) emrine muhalefet edenler, başlarnına bir belânın gelmesinde veya can yakıcı bir azâba uğramaktan sakınsınlar.” (4) diye ikaz ve ihtarda bulunmaktadır.
İnsanı yeryüzünde halîfe olarak yaratan Hz. Allah, lûtuf ve kerem hazînesinden, beşere dünya ve ukbâ saâdetini kazandıracak ilâhi mesajlarını ve bu mesajları; sözleri, fiileri, hal ve hareketleriyle, kısacası hayatıyla tefsîr eden peygamberleri göndermiştir. Kur’ân-ı Kerim ve Resûlüllah (s.a.v.) ile bu ilâhi tenezzülât kemâl noktasına ulaşmıştır. En son ve en mükemmel din olan İslâm, kıyâmete kadar aslî hüviyetini muhafaza edecektir. Bunu Rabbimiz (c.c.) kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de taahhüt etmektedir. Son birkaç asırdır elde ettiği teknolojik muvaffakiyetlerle sarhoş olan Batı insanı, huzuru dinden ve fıtratten alabildiğine kaçışta bulacağını sanıyordu. Fakat aradığı huzuru bulamadı. Batı’nın teknolojik başarısı karşısında âdeta şok olan İslâm âlemi, onun bu huzursuzluğunu görmekte ve yavaş yavaş kendine gelerek ilâhi menbaa/kaynağa doğru koşmaktadır. Haddizatında dünyanın her tarafında islâm’a koşan insanlar, gün geçtikçe artmaktadır.
Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmakta onlara hâkim olan Batı dünyası, oryantalistler (müsteşrikler)le İslâmiyeti aslî hüviyetinden saptırmak, bu ilâhî kaynağı bulandırmak için her geçen gün artan bir tempoyla çalışmaktadır. Maalesef memleketimizde de onların bu oyununa gelenler vardır. Müsteşriklerin İslâmiyeti tahrip etmek için neşrettikleri zehirlerin pazarlayıcılığını yapmaktadırlar. Bilerek veya bilmeyerek bir takım Müslümanlar da bunların tesirinde kalmaktadır. Müdâfaasını yaptıkları temel düşünce şudur: “Size düşen Kur’an’a sarılmaktır. Onun helâl dediğini helâl, haram dediğini haram saydığınızda kurtuluşa erersiniz. Zaten hadislerin çoğu uydurmadır.”
“Kur’ân’a sarılalım” mâsum kılıfıyla sünneti, dolayısiyle Peygamberimizi (s.a.v.) devreden çıkarmak istemekte ve bunu da Kur’an adına yaptıklarını iddia etmektedirler. Halbuki Kur’an, onların bu hezeyanını yüzlerine çarparak Resûle ittibâyı emretmektedir:
“(Habîbim), de ki:Allah’ı seviyorsanız bana ittibâ edin ki, Allah da sizi sevsin; günahlarınızı mağfiret etsin. Şüphesiz ki Allah, Gafûr ve Rahîm’dir.” (1)
“Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerle seni hakem tayin edip sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duyladan tamamen kabul etmedikçe, iman etmiş olamazlar.” (2)
“Peygambere itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.” (3)
Görüldüğü üzere Allah Teala peygambere itaatı kendisine itaat olarak kabul etmiştir. Peygambere itaat de ancak onun sünnetini yaşamakla mümkündür. Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetinden yüz çevirenlere Kur’an, “Onun (peygamberin) emrine muhalefet edenler, başlarnına bir belânın gelmesinde veya can yakıcı bir azâba uğramaktan sakınsınlar.” (4) diye ikaz ve ihtarda bulunmaktadır.