Şeytan sofrası Halil İbrahim sofrası değildir. Maddi ve manevi bereketi olmadığından, davet edilecek bir dost bulunmaz. Şeytan sofrasında nefis göbek davulu çalar, şenlik yapar, halay çeker, doyumu olmaz ve yedikçe yer. Bu israf demektir ve şeytanların kardeşliğini netice verir (17/27). Şeytanın vesvese sofrasını ballı kaymak görenler sinekler gibi üşüşürler ve hayallerinde senaryo yazıp, gerçekleştirerek şeytana güzel bir filim konusu olurlar. Şeytan sofrası arena gibidir. Kalp ve zihin, adeta ağza dizilmiş savaşçı dişler tarafından paramparça edilir, bir fabrikaya gönderilir!.
Şeytan sofrası dil sehpası gibidir. Gönül anlamına gelen dilin, dilim dilim doğrandığı yerdir. Allah'ın nimetlerini tadan, tartan uzman bir müfettişlikten adi rüşvetçi bir kapıcısı derekesine düşürülen dilin, tenzil-i rütbe yapıldı ı, haram yiyecek ve içeceklerle zehirlenip, defnedildiği bir yerdir.
Besmelesiz sofra, şeytanın intikam alanı gibidir ki insana şükretmeyi unutturmakla amacına ulaşmış olur. Bu, şeytanın cennetten kovulurken,
"seni onlara unutturaca ım, onları şükredenlerden bulamayacaksın" şeklindeki öfke kusmalarına da denk düşer.
Şeytanın sofrası Bilinçaltı gibidir, ya da bilinçaltı, şeytanın açık büfesi gibidir ki son derece zengin olup, bütün insanlara sunulmaktadır. Ama midenin çalıştığı yerde vicdan ve bilinç kör oldu undan; bilinçaltı da ne hayrı bilir ne bereketi. Ne zikri bilir, ne fikri ne de şükrü!..
Bizim besmelemiz bu ve benzeri sofraları toptan kaldırır, geri dönüşümü olmayan çöplüğe yollar. Bizim besmelemizde Allah zikredilir, bu hatırlama, zihin ve kalp kapılarını açar ve soframızdakilerin hangi yollarla geldiklerini ve yuttuktan sonra nasıl beden hizmetlerinde kullanıldıklarını Allah adına düşünmemizi sa lar. Allah'ın güzel isimleriyle beraber, açların halini anlamamızı kolaylaştırır. Bunların, cennettekilerin numunesi olarak doymak için değil, helalinden ve israf etmeden, tatmak için verildiğini hatırlatır. Nimetlerin aynıyla şükür mukabelesi istediğini düşünerek, hem dilimizle yürekten hamd ettirir, hem de aynı bedeni, Allah'ın tanınması için hizmetler de kullanma görevini hatırlatır...
İnsanımız, duygu ve düşünce yönetiminde başarılı olmak için, besmele eğitimi almalıdır.
Besmele çekmekle biz, hem vicdan ve kalbimize hem de irade ve zihnimize ola anüstü manevi bir enerji yüklemiş oluyoruz. Rahman, varlığımızın sebebidir, Rahim de irademizin sebebi. Rahmanı kendimize ışık yapmakla kalbimizi ve duygularımızı nurlandırıyoruz. Rahimi ışık yapmakla aklımızı ve düşüncelerimizi aydınlatmış oluyoruz. Allah'ı anarak da, (câmî ismi olması sebebiyle) bütün isimlerinden hissemize düşenleri alıyoruz. Bütün isimlerden hüzmeler halinde, ruh aynamıza yansıyan tecellilerle hücrelerimize kadar işleyen bir kuvvet, bereket, ünsiyet ve itminan elde ediyoruz. Ve bütün isimlerin tecelli ettiği kainattaki her varlıkla adeta bütünleşmiş oluyoruz.
İşte Bismillah diyerek, böyle bir duygu ve düşünce dünyasına adım atan insan, hem kendi iç dünyasına hem de dış dünyaya bakışında ve davranışlarında son derece huzurlu, dengeli ve ölçülü olacaktır. İç yönetimi gücünü kazandı ı için dış dünya yönetiminde de, insanlarla kuracağı bütün iletişimlerinde de başarı elde edecektir.
Fen bilimleri, atom ve hücre ötesi enerji dalgacıklarının yönetim dünyasına girme arifesinde bulunuyor. İnsanın dış dünyasın da zirveleri zorlayan, uzay derinli ine göz diken bilim adamları, insanın iç dünyasındaki derin boşlukları ve sorunlarını gördükçe, psikoloji ilmine duyulan ihtiyacın ve bu ilme en doğru şekilde görme aydınlı ını kazandıracak vahyin farkına varıyorlar. Zannederiz Psikologlar da insanın besmeleye duyduğu heyecanın farkına varacak ve unutmuşlardan ve unutulmuşlardan olmayacaklardır.
Kültürümüzde de besmelenin önemli bir yeri vardır. Her ne kadar dilde bir söz, kapı üstlerinde bir yazı olarak baş üstü yapılsa da, kapsamlı manevi gücüyle, bilinçlerde ve kalplerde yer ettiği zaman, başımızın üstündeki (19 Melek gibi) on dokuz harfli bu kelimenin, ne kadar güçlü bir enerjiye sahip oldu u anlaşılacaktır. Evet su ve ışık, bir ağacın kök ve damarlarına kadar nüfuz eder., Ruh ağacımızın; vicdan, kalp, akıl, bilinç, bilinçaltı, nefis, beden ve duyular gibi bütün dallarına ulaşarak, bu iki cümle gibi tesirli olacak, daha etkili bir telkin ve motivasyon cümlesi belirlemek mümkün görünmüyor.