Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Sen düşünce ben kalkacak değilim. Allah’ın bir kulu olarak, insan olarak görünmez bir bağla sana bağlıyım. Sen ayakta durduğun sürece ben dimdik yaşama fırsatı bulacağım. Senin kötülüğünü istemem ancak kendi canıma kastetmemdir.

Gıybetin, yani bir başkasının arkasından konuşmanın, onun yanlışlarını, kusurlarını ortaya dökmenin ne kadar kötü olduğunu biliyoruz. Çünkü hayatta en kırıldığımız, kendimizi kötü hissettiğimiz anlardan biri de başkalarının bizim arkamızdan konuştuklarını öğrendiğimiz anlardır.

Ne kötü olduğunu başımıza geldiği zaman iyice anladığımız bu davranıştan kurtulmamız gerektiğine şüphe yok. Hayatımıza ve kalbimize nasıl zarar verdiğini görüyoruz. Bu illet yüzünden insanların arası açılıyor, hiç yeri yokken düşmanlıklar oluşuyor, yuvalar bile yıkılabiliyor.

Buna rağmen onu terk etmede, yakamızdan söküp atmada zorlanıyor, kötülüğünü sürekli tekrarlamamıza rağmen ondan kurtulamıyoruz.

Sonuçta bu bir şahsiyet meselesi oluyor. Bir kişilik, insan olma meselesi. Öyle ya, nasıl bir kişi başkalarının kötülüğünü isteyebilir, onların yanlış yapmasını, kusurlarının ortaya çıkmasını fırsat bilir ki!

Aynaya bakınca gördüğümüz insan, başkalarının arkasından dolaplar çeviren biriyken ona saygı duyabilir miyiz? Belki de aynaya çok bakmamak gerek! İşin kolayı bu.

Fakat Allah ve Rasulü gıybetin kötülüğünü açık bir şekilde bildirmiş ve insan damarlarımız bunun kötülüğünü hissetmişken, bu davranıştan vazgeçmemek artık ayıp. Kesin bir karar vermek gerek. Şu andan itibaren kimsenin arkasından konuşmayacak, kimsenin kötülüğünü istemeyecek, içimizdeki ifrit isteklere kulak vermeyeceğiz.

İşte ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler, büyük sözleri... Onlar yeterli rehber. Kalbimizin böyle hastalıklardan kurtulması için önerilen tedavi usulleri, ilaçlar var. Asıl mesele hasta olduğumuzu kabul etmek.

Sinsi bir hastalık

Zaman zaman bir daha gıybet etmemeye karar veriyoruz. Belki bir süre başarabiliyoruz da. Ama gıybet öyle göstere göstere gelmiyor. Bazen gıybet ettiğimizi, başkaları hakkında konuşurken fark ediyoruz. İşte o anda gıybeti terk etmek çok zor oluyor. O kadar garip bir şekilde insanı yakalıyor ki, konuşmaya devam etmek istiyorsunuz.
Hem insan tek başına gıybet etmez ki. İnsanlar size bakıyor. “Arkadaşlar biz gıybet ediyoruz, hemen terk edelim!” deyince olmuyor. İnsanlar bozuluyorlar. Onların tepkilerini kendimize yediremiyoruz. Kızgınlık, çekingenlik derken gıybet deryasında yüzüp gidiyoruz.

Bunu bir bitireyim bir daha gıybet etmeyeceğim, diyoruz ama buna çocuklar bile güler. Evvela ne pahasına olursa olsun gıybet ettiğimizi fark edince susmaya azmetmeliyiz. Kesin olarak bir daha yapmayacağım demeli, Hz. Ali efendimizin dediği gibi şeytan pes edene kadar direnmeliyiz.

Sonra kimlerle arkadaş olduğumuza dikkat etmeliyiz. Sürekli gıybet eden bir arkadaşla, bizi kötü şeylere alıştırmaya çalışan bir arkadaş arasında ne fark var? Biri elle tutulur kötülük, diğeri sözde. Bizimle arkadaşlık etmek isteyen, başkalarının arkasından konuşmaması gerektiğini bilsin, ona göre gelsin.

Susmak yeterli mi?

Acaba gıybet yalnızca sözlerle mi olur? Tarifine göre böyle görünüyor. Ama söylenen sözün insanda bir öncesi, yani bir sözü söylemeden önce içimizde o söze kaynak olacak duygu, düşünce ve isteklerimiz yok mu?

Başkaları içimizi bilmez, sesimizi duyar ve sözü anlar sadece. İçimizde alevlenen ateşi, kendimizi yiyip bitirişimizi nereye koymalı? Gıybet etmek istiyoruz. Birilerine birilerini şikâyet etmeden, eleştirmeden rahatlayamıyoruz -buna rahatlamak denir mi, ayrı bir konu.

Ne kadar zor bir iş bu. Karakter lazım, şahsiyet lazım. Bir sözü söylemek bir an, fakat bir sözü içinde tutmak, susmak hiç bitmiyor. Göğsümüzü yakan, boğazımızı sıkan bir sancı gibi sürekli rahatsız ediyor. İyi de bu sancıya yol açan sebebin kökü dışarıda mı ki, bizim dışarıya bir yumruk savurmamız gerekiyor? İnsanlar bizi kızdırıyor değil mi, aleyhlerinde konuşacağımız hatalar, yanlışlar yapıyorlar. Peki, biz sütten çıkmış ak kaşık mıyız?

Farkında olmadan

Gıybeti kasıtlı olarak yapmamak veya fark edince terk etmek yeterli mi? Farkında olmadan yaptığımız gıybetlerden de sorumlu değil miyiz?

Kasten yaptıklarımız kadar olmasa da, gıybet olduğunu fark etmeden yaptıklarımız da aynı hastalığın sonucu. Bu hastalık içten içe bizimle savaşıyor ve mahvetmeyi amaçlıyor.

Bir insanın arkasından hoşlanmayacağı şeyler söylemenin mazereti olmaz. Bir insanın arkasından, yanımızda olsalar yüzlerine söylemeye utanacağımız, utanmasak bile kalplerini kıracağımız sözler söylüyoruz.

Bunları durduk yere söylüyor olamayız. En azından bu sözleri söyleyecek hale gelmemize izin vermişiz demektir. Keyifle birilerini çekiştirecek kadar kendimizden geçmişizdir. Ahlâklı, karakteri sağlam bir insan kontrolü asla bırakmaz. Yaptığımız kazanın bedeli Allah’ın gazabı olabilir.

Her zaman uyanık olmalı, gıybet edecek kadar kendimizden geçecek hale girmemize müsaade etmemeliyiz ki, içimizde bir şeyler sürekli bize değerlerimizi, insan olduğumuzu hatırlatmaya devam etsin.

Mükerrem METE
Semerkand Dergisi
 
Son düzenleme:

Beste

Dert etme Duâ et..
 
Üyelik Tarihi
13 Eki 2009
Mesajlar
11,177
Aldığı Beğeniler
18,751
Konum
Sessiz
Takım
Galatasaray
Allah razi olsun insAllah önemli bir paylasim...
 

semerkand

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
27 Tem 2008
Mesajlar
4,468
Aldığı Beğeniler
40
Konum
Başakşehir-istanbul
Takım
Diğer
Bu kötü hastalıktan Rabbim bizleri korusun inşAllah..

Allah cc razı olsun emeğine sağlık
 

hakan55

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
26 Şub 2008
Mesajlar
2,486
Aldığı Beğeniler
11
Konum
samsun
Takım
Fenerbahçe
Rabbim razı olsun abim. Rabbim bizleri gıybet etmekten korusun...
 
Üst Alt