Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Bediüzzaman, “Nur talebelerinin birinci gayesi, hedefi, maksadı, çabası, hatta vazifesi, Kur’ân’ın, ispata dayalı en etkili tefsirlerinden birisi olan Risâle-i Nur’u yaymaktır” der. Hiç şüphesiz bu vasiyet, 1960’lardan beri dersler/sohbetler, kitle iletişim vasıtalarıyla yerine getirilmeye çalışılıyor. Dersler, “imânî bahis - ibadet ve ahlâk - lâhika (hizmet düsturları, içtimâî-siyasî ölçü ve prensipler)” okunarak yapıla geliyor.


Ne var ki, kimileri, özellikle siyaset zamanında Risâle-i Nur damgalı, Bediüzzaman Said Nursî imzalı eserlerin (Münâzarât, Kastamonu Lâhikası, Emirdağ Lâhikası, Barla Lâhikası, Tarihçe-i Hayat, Divan-ı Harb-i Örfî, Hutbe-i Şâmiye, Sünûhat vs.) derslerde okunmasını caiz görmüyor. Oysa, siyaset mevsiminde özellikle okumalı ki, Üstadın çizdiği siyaset ve hizmet stratejisi anlaşılsın.

Şöyle diyorlar: “Derslere gelen ve Üstadın siyaset stratejisini beğenmeyen bazıları darılır, küser ve gider!” Bu mantıkla hareket edilse; kimisi de ibadet, namaz, zekâtın farziyeti, faizin haramlığı gibi hakikatlerden hoşlanmıyor. Nitekim, siyasî çizgisi Risâle-i Nur’a ters düşmeyip; ibadet ve sair meseleler ağır gelenler derslerden kaçmıyor mu? Şahsen, nefsine ağır geldiği için, bir daha derslere gelmeyen, uğramayan çok insan tanırım. Öyle ise, o bahisleri de okumamak gerekir! Bu gide gide, “İnsanları kaçırmamak için dershaneyi kapatmalı!” anlayışına götürmez mi! Nitekim, yine hizmet iddiasında olan birileri, namaz/niyaz gibi ibadetleri gizlemiyor mu? İslâmdan, İslâm şeâirinden (başörtüsü ve sâir emir ve hükümlerden) hiç bahsetmiyor. İma dahi etmiyor! O zaman neyin hizmeti veriliyor ki? Üstad, “iman hizmetkârlığını gizlememek” (Hizmet Rehberi, s. 248 gerektiğini söyler.

Üstad’ın çizdiği içtimâî ve siyâsî strateji yanlış mı, eksik mi, hatalı mı ki, okumaktan, anlatmaktan, tebliğ etmekten vazgeçelim veya gizleyelim! Bu anlayışa—daha doğrusu anlayışsızlığa—Üstad nasıl bakar? Üstadın hedefi o*nları dünyaya yaymak iken; risâleleri dersler veya başka mekânlarda okumamaya, bir anlamda saklamaya, gizlemeye nasıl cesaret edilir? Ayrıca, şu gerekçeden dolayı değil risâleleri okumamak, bilakis her vesile ile, her uygun zaman ve mekânda okumak gerekir:

Günümüz meseleleri fevkalâde girift, çetrefilli. Hele, kültür, eğitim ve ilim konularında fevkalâde geri kalmış toplumlarda daha da karmaşık. Bütün zaman, mekân ve toplumlara şaşmaz ve şaşırtmaz bir mihenk olan Kur’ân ve Sünnet, “rahmetenlilâlemîn” olarak zamanımızın bütün ihtiyaçlarına da cevap verecek kudrettedir. Dolayısıyla o*nların hakikatlerini, ölçülerini bize aktaracak bir mütefekkire, müçtehide, müceddide ihtiyaç vardır. Müceddid, gerek âyetlerin işareti1, gerekse “Her yüz senede bir, bir müceddid gelerek dini yeniler”2 hadis-i şeriflerin açıklamasıyla, Kur’ân ve Sünnet’in çağa bakan yönlerini açıklar; hizmet stratejisi çizer. Bu arada dine sokulan yanlışları, hurafeleri, bid’atları, yakıştırma ve uydurmaları temizler. Abdülkadir Geylâni, İmam-ı Gazâli, İmam-ı Rabbani, Mevlânâ, Şeyh Nakşibendî, Halid-i Bağdadî bu müceddidlerden birkaçı.

Gerek çağdaşları, gerekse günümüz âlimleri, Bediüzzaman’ın çağımızın en büyük İslâm âlimi, mütefekkiri ve mücedidi olduğunda hemfikir. Fakat, Bediüzzaman, müceddidliği şahsına almaz; Risâle-i Nur’a verir. Orijinal ifadelerinden takip edelim: “Her asırda dine ve imana tam hizmet eden müceddidler geldikleri gibi, bu acip ve komitecilik ve şahs-ı mânevî-i dalâletin tecavüzü zamanında bir şahs-ı mânevî müceddid olmak lâzım gelir. Eski zamana benzemez. Şahıs ne kadar da harika olsa, şahs-ı mânevîye karşı mağlûp olmak kabildir. Risâle-i Nur’un o cihette bir nev'î müceddid olması kaviyyen muhtemel olduğundan, o sıfatlar—hâşâ—benim haddim değil; belki mükerrer yazdığım gibi, benim hayatım Risâle-i Nur’a bir nev'î çekirdek olabilir. Kur’ân’ın feyziyle, Cenâb-ı Hakkın ihsanıyla o çekirdekten Risâle-i Nur’un meyvedar, kıymettar bir ağaç hükmüne icad-ı İlâhî ile geçmesidir. Ben bir çekirdektim, çürüdüm gittim. Bütün kıymet, Kur’ân-ı Hakîm’in mânâsı ve hakikatli tefsiri olan Risâle-i Nur’a aittir.”3 “Ben bir hiçim; Risâle-i Nur Kur’ân’ın malıdır. Kur’ân’dan süzülmüştür. Şeref ve güzellik Kur’ân’ındır. Şahsımla Risâle-i Nur iltibas edilmiş (karıştırılmış); meziyet Risâle-i Nur’a aittir. Yalnız şu kadar var ki, şiddetli ihtiyacıma binâen, Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Hakîm’den bana ilâç ve tiryakları ihsan etti. Ben de kaleme aldım. Her nasılsa, bu zamanda birinci tercümanlık vazifesi bana düşmüş. Ben de, Risâle-i Nur’un talebesiyim. Bir risâleyi şimdiye kadar yüz defa okuduğum halde, yine okumaya muhtaç oluyorum. Ben sizlerin ders arkadaşınızım.”4 “Lezzetli üzüm salkımlarının hâsiyetleri, kuru çubuğunda aranmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim... Sözler güzeldirler, hakikattirler; fakat benim değildirler; Kur’ân-ı Kerîm’in hakikatinden süzülmüş ışıklardır”5 gibi kesin hatlarıyla ortaya koyar. Bu mevzuda söylenecek özet cümle şudur: “İnsanların mesajı, aramaları gereken yerin kişi değil, gerçekten Said Nursî’nin kitapları olduğunun doğrulanmasıdır.”6

Dipnotlar:
1- Nisâ Sûresi, 83.;
2- Ebû Dâvûd, Melâhim 1.;
3- Emirdağ Lâhikası, s. 377.;
4- Tarihçe-i Hayatı, s. 605.;
5- Mektûbât, s. 358.;
6- Prof. Dr. Şerif Mardin, Bediüzzaman Olayı, s. 303.


Ali Ferşadoğlu
 

Acizane

hizmet..hicret..sehadet..
 
Üyelik Tarihi
15 Eki 2007
Mesajlar
3,148
Aldığı Beğeniler
27
Konum
ankara
Takım
Diğer
rabbim ebeden razı ve hosnut olsun imanınızı nurlarla arttırsın katre abim
selametle ve dua ile
 

Hicab

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
13 Eki 2008
Mesajlar
2
Aldığı Beğeniler
0

Bazı Nurcular Risâle-i Nur okumuyorlar mı?


İslâmî cemaatler içindeki “Nurculuk hareketi” metodu, geleneği ve yazılı prensipleri itibariyle farklı bir çizgi takip eder. Birisi Risâle-i Nur’a göre düşündüğünü ifade ettiğinde, karşısına tam altı bin sayfalık bir eser külliyatı çıkar. Bütün bu risâlelere muvafık düşünmesi ve oralardaki Kur’ân ve hadis prensiplerine uygun hareket etmesi gerekir.

Risâle-i Nur’u okuyanlar, savundukları prensipleri ve benimsedikleri düsturları, içine girdikleri sosyal hayata da taşırlar. Hatta Risâle-i Nurlardan haberdar, fakat Nurculuğu benimsemeyenler dahi, Nur Talebelerini o kıstaslar çerçevesinde değerlendirir ve bazen de sorgularlar.

Bediüzzaman Hazretlerinin yoğunca yaşadığı Sultan Abdülhamid dönemi, meşrûtiyet, cumhuriyet ve çok partili dönemi günümüzün sosyal hayatının birçok karesinde Nurcuların karşısına çıkar.

Bir Nurcunun omuz silkerek sorgulanmaktan ve cevap bekleyen bakışlardan kurtulması genellikle mümkün olmaz. Zirâ Said Nursî Hazretlerinin hayatındaki pratikler ve Risâle-i Nurdaki cevaplar Nurcuların peşini hiç, ama hiç bırakmaz.

Eskiden çevremizde namaz kılmayan dindarlara pek rastlayamazdık. Birileri İslâmiyeti, İslâmî şeairi ve hassasiyetleri konuşuyorsa, mutlaka namaz kılıyordu. Son çeyrek asır birçok şeyde değişim ve dönüşüme şahit olduğu gibi, dindarların siyaset yoluyla dünya nimetlerine çoklukla yönelmeleri, onlarda da bir “dönüşüm” meydana getirdi. Dünyayı rahat ve lezzetle yaşama sevdası, birçok dindarımızın “namaz kılma şevkini” maalesef söndürmüş. Dünya sevgisinin uyandırdığı nefsanî arzuların kalplerdeki zelzelesi, maalesef, namaz başta olmak üzere, bazı dinî hassasiyetleri terk ettirdi.

Siyasal İslâm ile başlayan “dünyevîleşme süreci”nin Risâle-i Nur’u okuyan insanlardaki yansıması nasıl? Bediüzzaman’ın Sultan Abdülhamid’e, meşhur Mısırlı Prense, M. Kemal ve İsmet hükümetlerine dâvâsı uğruna gösterdiği “istiğna”yı gösterebiliyorlar mı? Yoksa geniş dairelerdeki büyük hizmet projeleri (!) zarar görmesin diye her yanlışa gerdan mı kırıyorlar? Kendilerini dâvânın merkezine yerleştirip, şahıslarına yapılan itirazı İslâma yapılmış mı kabul ediyorlar? Bilhassa bir kısım Nurcuların AKP ile yaptıkları mutabakatlar zarar görmesin diye Bediüzzaman Hazretlerinin Kur’ân’dan ve Peygamberden aldığı prensipler geçici olarak unutuluyor mu?

Bugünkü hükümet, belediye ve diğer idarelere yakın duranların, oralarda meydana gelen hadiseleri Said Nursî Hazretlerinin zaviyesinden değerlendirip değerlendirmediklerini siz de merak ediyorsunuzdur.

Meselâ, Kemalizm meselesinde Üstadın duruşu ile günümüz idarecilerinin savundukları “dindar Kemalizm”deki durum gibi…

Öyle veya böyle Risâle-i Nurdan bu konuları okumuş hükümet taraftarlarından bugüne kadar bir tek itiraz duymadık. Hatta savundukları siyasetçilerin hareketlerinde—Millî Görüşçülerin Erbakan’da aradıkları gibi—hikmet arıyorlar, onların bile hatırlarına gelemeyen müdafaalarla yapılan dehşetli hataları tevile çalışıyorlar.

Bediüzzaman Hazretlerinin Kur’ân’da kesinleşmiş haramların karşısındaki duruşu, müdafaaları ve icraatları ortada iken, bugünkü hükümetlerin haramlara teslimiyetini hiç, ama hiç nazara almıyorlar.

Çevrelerinde “Nurcu” bilinen ve Tayyip Beye maddî ve manevî destekte bulunanların bu hususta kanaatimce büyük sorumlulukları var. Gelişen hadiseleri Risâle-i Nur perspektifinden tahlil edip, taraf oldukları siyasîleri, hükümeti ve idarecileri bilgilendirmek ve uyarmak zorundalar. Bediüzzaman Hazretleri Risâle-i Nur vasıtasıyla Türkiye’mizin İkinci Dünya Savaşından nasıl kurtulduğunu mektuplarında izah ediyor. İkinci Dünya Savaşı devam ederken Kur’ân ve hadisin penceresinden hadiseleri değerlendiriyor, hem Türkiye efkâr-ı âmmesini ve hem de talebelerini bilgilendiriyor. Dünyanın bu kadar küçüldüğü, hadiselerin son sür’at cereyan ettiği, dehaların cemaat ve şahs-ı manevî karşısında acze düştüğü bir zamanda; Nurlardan haberdar olup Tayyip Beyin etrafında olanların ve siyaseten AKP’ye oy verenlerin buradaki manevî sorumlulukları çok büyüktür.

Bütün bu olan biten hadiseler karşısında lâl u ebkem kalmış, fakat çevresinde “Nurcu” olarak bilinen kardeşlerimizden dolayı, dışarıdan büyük tenkitler alıyoruz. Risâle-i Nur’a ve Bediüzzaman’ın pratiğine yüz seksen derece zıt bir hayat anlayışının, teslimiyetin ve felâketlere karşı suskunluğun içinde yaşayan bu arkadaşlardan dolayı büyük tenkitler alıyoruz: Hayrola Nurcu değil mi? Bu arkadaşlarınız Said Nursî’yi okumuyorlar mı?

Biz ise onlara cevap vermekte çok zorlanıyoruz.


ŞÜKRÜ BULUT
 
Üst Alt