Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Leyla'yı İncitirsin

Bir gün Mecnun hasta olup yata a düşer. Tedavî için bir doktor ça ırırlar. Doktor "Damardan kan almak gerek'" diyerek Mecnun' un kolunu ba lar. Tam i neyi batıraca ı sırada Mecnun bagırır;

"-Ey doktor, bırak! Ücretini al ve git. Bu hastalıktan öleyim, zararı yok. Vazgeç kan almaktan. "

Doktor Mecnun'a

"-Sen çöllerde kükremiş arslanlardan korkmuyorsun da koluna bir i ne batmasından mı korkuyorsun?"
diye sorar.

Mecnun'un cevabı şu olur;

"-Ben neşterden korkmuyorum. Benim vücudum,
varlı ım Leyla ile doludur. Korkarım ki benim kolumu
yararken Leyla'yı incitirsin, işte ben bundan
korkuyorum."

MESNEVİ: "-Varlı ımdan bir addan başka bir şey kalmadı. Ey güzelim, vücudumda senden başka bir varlık yok. Bu sebeple sirke, bal denizinde nasıl yok olursa, ben de sende öyle yok olurum." (Beyit 2023-2024)

Vahdeti yalnız kendine münhasır bırakan Cenab-ı Allah (c.c.) bütün mahlukatı çift olarak yaratmıştır. Müspet ilmin ancak yakın zamanda tespit edebildi i bu çift yaratılış keyfiyeti, bize on dört asır evvel muhtelif ayetlerle bildirilmiş, insanlı a bir ilim arma anı olarak sunulmuştur. Beşer idrakinin ve zevkinin ötesinde bir gelin odası hassasiyeti ve itinası ile döşenen bu Kainat, zerrelerin, tanelerin, hücrelerin, bitkilerin, hayvanların insanların ve maddenin, hatta atom içindeki elektron ve proton gibi esrarlı unsurlara kadar bütün eşyanın karakterlerine göre hususî ve acayip bir izdivaç kanununa tabi kılınmıştır. Yasîn Süresi'nde (Ayet 36) "O Sübhan ki, toprak mahsullerinden, kendilerinden ve bilmediklerinden eşler yaratmıştır" buyurulur. Lakin en zahir ve bediî imtizaçları ihtiva eden eşlik kanunu, kemalini insanda bulmuştur. Allah (c c) aile müessesesinde düşünenler için bir çok hikmetlerin gizli bulundu unu beyan eder.

Rum Sûresi, Ayet 21:

"Sizlere kendilerinizden eşler yaratması -O'na sı ınmanız için-ve aranızda muhabbet ve merhamet tesis etmesi O' nun ayetlerindendir. Bunları düşünen zümre için muhakkak ki ibretler vardır.."
Evlenecek iki yabancı kişinin bir kader programı ile bir araya gelmesi, aralarında teessüs eden muhabbet ve merhamet münasebetleri cidden düşünülecek ilahî kudret tezahürlerini ihtiva eder. Bütün mahlukat manzumesi içinde, canlı-cansız, zıt ve mukabil olanların, birbirlerine karşı teveccüh ve alakaları bir aynileşmedir. Yani vahdet, temayül ve arzunun eseridir. Zira, hepsinin aslı aynıdır. Bütün bir kesret aleminin tekrar vahdet' e inkılâp etme meyli eşyanın tabîatında mevcuttur. Varlıklar kemalini insanda bulur. Muhabbetin mevzuu ne kadar mükemmel ise onda ki kemal ve yakıcılık da o nispettedir. Çiftlerin cismaniyet ve rühaniyet ile, ilahî lezzetleri teneffüs etmesi, onları ilahî rabıta ve muhabbetle Hakk Teala"ya müteveccih ilahî derinli e ve hakîkat yolculu una götürür. Hilkatin ibret ve hikmetlerine müsta rak kılar Leyla seneler sonra Mecnun' un yanına gelir, Mecnun onunla alakalanmaz

Leyla:

"-Benim için çöllere düşen sen de il miydin?" der.

Mecnun: "izafî ve gölge olan Leyla aradan çıktı ve eridi "diye karşılık verir.
Mecnun' un hayatının gayesi olan Leyla, ilahî muhabbete bir basamak teşkil etmiştir. Mecnun, hakîkatini aradı ı ilahî muhabbet aleminde yerini bulunca, hayatındaki Leyla'nın rolü bitmiştir.Mesnevi hikayelerinde geçen Leyla, sonunda ilahî muhabbete dönen ve kişili ini Hakk' la aynileştiren ilahî aşkın sembolüdür. Di er bir ifadeyle Leyla, gönülleri mecnun eden, fizikî iradeyi sıfırlandıran ilahî bir aşk ufkudur. Bu bakımdan Leyla'lar ile başlayan muhabbet macerası Mevla'da sükun bulur.
Leyla nihayet sıradan bir insandır. Aşı ını adı Kays iken Mecnun (deli) olarak dillere destan eder. Fakat o ma'şuk, Leyla de il de, Kainatın varlık sebebi ve Allah (c.c.)'ın "habibim" hitabına mazhar bir varlık olursa kim bilir aşık ne hale gelir.
Şimdi bir kaç misal ve bir kaç mısra ile bunu tebarüz ettirelim. Mevlana (k.s.)'dan bir menkıbe ile başlayalım. Mevlana murîdesi Gürcü Hatun'un paşa olan beyi Kayseri'ye ta'yin olur. Gürcü Hatun, Selçuklu sarayının meşhur ressam ve nakkaşı Aynü'd-Devle'yi Mevlana' ya gizlice resmini çizip kendisine getirmesi için gönderir. Ressam gafilane huzura çıkıp vaziyeti Mevlana' ya anlatır. O da mütebessim bir şekilde:

"-Sana emredileni arzu etti in şekilde yerine getir" der. Ressam çizmeye başlar. Fakat, her çizdi inde ka ıttakini ayrı, karşısındakini ayrı görür. Tam yirmi adet ka ıt eskitir. Sonunda da aynı netice olur. Ressamın san'atı kendi çizgilerinin içinde kaybolur. Mevlana' nın ellerine kapanır.

- "Bir dînin velîsi böyle olursa, kim bilir nebîsi nasıl olur?" diyerek, heyecan ve dehşet içinde kalır.
İmam Malik (r a), Rasûlullah (s a v) ile aynileşmenin vecdi içinde yaşadı. Medîne-i Münevvere' de hayvan üzerine binmedi. Def'-i hacete çıkmadı. Ravza' da imam iken hep kısık sesle konuştu Devrin halîfesi Ebû Cafer Mansur yüksek sesle konuşunca; "Ya Halîfe' Bu mekanda sesini kıs. Allah'ın (c.c.) ihtarı senden çok faziletli insanlar üzerine indi" buyurdu. Hucûrat Süresi, Ayet 2:
"Ey îman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize ba ırdı ınız gibi, Peygamberle yüksek sesle konuşmayın, yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir."

*
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Yine İmam Malik Hazretleri, kendisine zulmeden Medine valisine hakkını helal etmiş.
"Mahşerde Rasûlullah (sav) torunu olan bir zata davacı olmaktan haya ederim" buyurmuştur. Üstad Es'ad Erbili Hazretleri Rasûlullah'a (sav) olan ateşi içinde yanışım ne güzel takdîm eder "Ne mümkün bunca ateşle şehid-i ışkı gasil etmek, Cesed ateş kefen ateş hem ab-ı hoş-guvar ateş." (Bu kadar ateşle aşk şehîdini yıkamak mümkün mü? Ceset ateş, kefen ateş, şehîdi yıkayacak hoş tatlı su dahî ateş kesilmiş)
Azerî şairi Fuzuli ise meşhur Su Kasîdesi'nde "Saçma ey göz eşkden gönlümdeki yare su Kim bu denli tutuşan odlare kılmaz çare su"

"-Ey gözüm, yaşlarını dökme, sînemdeki ateşi söndüremezsin" der.

l. Ahmed Han, Rasûlullah (sav)'ın nalinlerinin maketini yaptırıp, kavu unun üzerine asarak tedaîsinden feyz almaya çalışmış.
"Nola tacım gibi başımda götürsem daim, Kadem-i pakini ol Hazret-i Şah-ı rusülun..." mısralarını döşemiştir.
Cihan imparatoru Yavuz Sultan Selim Han, kendisini Rasûlullah'ın hakîkatine eriştirecek bir veliyi dünyada ki bütün ölçülerin üzerinde görüp "Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş, Bir veliye bende olmak cümleden a'la imiş: "diyerek bir Allah (c.c) ve Rasülullah (sav) dostuna yakınlaşabilmenin önem ve hasretini belirtmiştir.
Altmış üç yaşında kendisine mezar gibi bir yer kazdırıp hayatını ve ibadetlerini orada idame ettirerek "Bu yaştan sonra bana toprak üstünde gezmek haramdır" diyen, büyük aşk ve vecd kahramanı Seyyid Ahmed Yesevî, bu aynileşme yolunda abideleşenlerden biridir. Yaşadı ı topra a teberrüken "Hazret-i Türkistan" denmiştir. Veysel Karanî'ye Rasûlullah (sav )'ın Uhud'da bir dişinin kırıldı ı haberi gelince, hangisinin kırıldı ını bilmedi i için bütün dişleri kendisine yabancı oldu. Hepsini söktürüp, aynileşmenin sırrını bozacak o meçhul dişin sıkletini atarak ferahladı.Dinaro ulları'ndan bir kadının Uhud'da, zevci, kardeşi ve babası şehid oldu. Üçünün de şehid oldu u bildirilince "Siz bana Rasûlullah (s.a.v)'ı gösterin O'nu göreyim" dedi. Kendisine Rasûlullah (sav) gösterilince de "Ya Rasûlallah! sen sa olduktan sonra, her felaket bana hiç gelir" dedi.
Çok stresli bir hayat yaşadıktan sonra Müslüman olup, huzur ve sükunete kavuşan Hansa Hatun, kendisine Kadisiye Harbi'nde dört o lunun şehid düştü ü bildirilince, büyük bir îman olgunlu unun vecdi içinde.
"İslam" ın bir zaferi için dört o lum da feda olsun diyerek dört şehid anası olmanın sevinci içinde Allah'a (c.c.) şükretti. Bezm-i alem Valide Sultan ise "Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammed'siz muhabbetten ne hasıl.." buyurarak, ruhun,gıdasının ancak Rasûlulah (sav) muhabbetinden oldu unu ne güzel ifade eder.
Rahmetli Hocam Yaman Dede, derste Mesnevi mısralarını şerh ederken billur bir havuz gibi olan göz çukurlarına damlalarını...>"Gönül hu n'oldu şevkinden boyandım Ya Rasûlallah. Nasıl bilmem bu hicrana dayandım Ya Rasûlallah.
Firak a lar, visal a lar, ezel mesrurun olmazsa,Cemalinle ferah-nak et ki yandım Ya Rasûlallah." derken, derin, mehtaplı bir gece gibi sîması ışık saçardı.Tarih boyunca peygamberler ve evliya, îmana ait tekamül akışlarını zirveleştiren, fıtratta ki kudsî neş'eleri olgunlaştıran meş'alelerdir.
Fertler bu olgunlu a, ruhî ülfet ve Hakk dostları ile aynileşmek neticesinde ererek, ölmezlik sırrının ilahî kalemle tezyin edilmiş şehadetnamelerine kavuşurlar.
İnsanın Rasûlullah (s.a.v) ve O'na götüren bir Allah dostu ile aynileşmesi, Rasülullah (s. a.v) ve O'nun dostunun sadrından ve gönül dünyasından bir hisse nasîb alabilmesi, kendini O'na ma'kes bulması ile mümkündür.

*

Hace Ubeydullah Ahrar'ı bir an şiddetli bir üşüme alır.
Şiddetle titrer Ateş yakıp ısıtmaya çalışırlar. O anda kendisi ile aynileşen bir müridi so uk su dolu hende e düşmüş, titreyerek kapıdan içeri girer Hemen kurulayıp ısıtırlar. O ısınınca,Ubeydullah Ahrar Hazretlerinin üşümesi de bir anda biter. Bayezid-ı Bistamî ilahî muhabbetten o kadar hassaslaşır ve incelirdi ki yaradandan ötürü yaratılanlardan birinin ızdırabını sinesinde hisseder ve muzdarib olurdu.
Bir gün önünde bir merkebi öyle dövdüler ki hayvanın arkasından kan boşandı. O anda Bayezid-ı Bistamî Hazretlerinin de baldırlarından kan sızma a başladı.
Bülbül tegannî ederken karşı da dan ayrı ses gelmez. Ne kadar ülfetimiz var ise, yakınlı ımız da o kadardır.
Hz. Ali (r.a.)'a bir kimsenin kendisini çok fazla sevdi inden bahsederler. Hz. Ali (r.a) "Do ru" der.

'Benim onu sevdi im kadar o beni sevmektedir" buyurur. Yani, ruhî aynileşme, fizikteki birleşik kaplar misalinden gayrı de ildir.
Muhakkak ki insan, Rasülullah (sav) karşısında, ilahî ürperişlerini ve bediî duygularını hissetti i, ruhunu dış dünyaya ait bütün çizgilerden boşalttı ı vakit, O'nunla aynileşme yolundadır. Rüştünü ikmal etmiştir.
O'nu tam manası ile kimse ta'rif edemedi. Yaradılışını tanıyamadı. Cebrail (a.s) dahî sidre-i muntehada:

Ben son hududundayım, Sen devam et'' dedi. Her sahabî istidadı nispetinde Rasülullah (s a) hissedebilirdi. Kendi vecdinin penceresinden onu seyrederdi. Hz Aişe "Rasülullah' ın (s a) siması o kadar parlar ve nur sarardı ki ayın on dördünden daha parlak olurdu. Karanlıkta i neye ipli i onun aydınlı ında geçirirdim" buyurur.
En çok O' nu kendinde hisseden ve hakîkat-ı Muhammediyye' ye nail olan Ebübekir (r a) oldu. Ve bu muhabbet yangınının içinde, sînesinden gelen kavruk ci er kokusu ile yaşadı. Son anlarında da Fahr-i Kainat Efendimiz (sav) "Bütün kapılar kapansın, yalnız Ebübekir 'in ki kalsın" buyurdu.
Hz. Mevlana (k.s)

''İki dünya bir gönül için yaratılmıştır. Sen olmasaydın bu Kainatı yaratmazdım" hadîsinin manasını düşün"...
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Ben neşterden korkmuyorum. Benim vücudum,
varlı ım Leyla ile doludur. Korkarım ki benim kolumu
yararken Leyla'yı incitirsin, işte ben bundan
korkuyorum."

Cemalinle ferah-nak et ki yandım Ya RasûlALLAH." derken, derin, mehtaplı bir gece gibi sîması ışık saçardı.Tarih boyunca peygamberler ve evliya, îmana ait tekamül akışlarını zirveleştiren, fıtratta ki kudsî neş'eleri olgunlaştıran meş'alelerdir.
Fertler bu olgunlu a, ruhî ülfet ve Hakk dostları ile aynileşmek neticesinde ererek, ölmezlik sırrının ilahî kalemle tezyin edilmiş şehadetnamelerine kavuşurlar.
İnsanın Rasûlullah (s.a.v) ve O'na götüren bir ALLAH dostu ile aynileşmesi, Rasülullah (s. a.v) ve O'nun dostunun sadrından ve gönül dünyasından bir hisse nasîb alabilmesi, kendini O'na ma'kes bulması ile mümkündür.


ABLAM EMEĞİNE YÜREĞİNE SAĞLIK..yeni gördüm.ben...bence çok güzel ve harika bir yazı..RABBİM bizleri bu güzel yazıdan istifade eden muminlerden etsin.

MEVLAM sana cemalini görmeyi nasip etsin...
 

silaucan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
1,962
Aldığı Beğeniler
7
Veysel Karanî'ye Rasûlullah (sav )'ın Uhud'da bir dişinin kırıldığı haberi gelince, hangisinin kırıldığını bilmediği için bütün dişleri kendisine yabancı oldu. Hepsini söktürüp, aynileşmenin sırrını bozacak o meçhul dişin sıkletini atarak ferahladı.


Bu derin aşk karşısında tüm kelimeler beyhude kalır.....

anlayana ve okuyana derinlik katması muhtemel bir paylaşım,biraz küçüktü ama bilgisayara yapıştım ve okudum ;)
 

silaucan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
1,962
Aldığı Beğeniler
7
Mevlana murîdesi Gürcü Hatun'un paşa olan beyi Kayseri'ye ta'yin olur.

Gürcü Hatun, Selçuklu sarayının meşhur ressam ve nakkaşı Aynü'd-Devle'yi Mevlana' ya gizlice resmini çizip kendisine getirmesi için gönderir.

Ressam gafilane huzura çıkıp vaziyeti Mevlana' ya anlatır. O da mütebessim bir şekilde:

"-Sana emredileni arzu ettiğin şekilde yerine getir" der. Ressam çizmeye başlar. Fakat, her çizdiğinde kağıttakini ayrı, karşısındakini ayrı görür.
Tam yirmi adet kağıt eskitir. Sonunda da aynı netice olur.
Ressamın san'atı kendi çizgilerinin içinde kaybolur. Mevlana' nın ellerine kapanır.

- "Bir dînin velîsi böyle olursa, kim bilir nebîsi nasıl olur?" diyerek, heyecan ve dehşet içinde kalır.


bu hadise yazının içinde kaybolmasın istedim,ibreti alem için ibretlik bir olay..
 
Üst Alt