Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

keremm

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
7 Eyl 2005
Mesajlar
1,242
Aldığı Beğeniler
9
Konum
AĞRI ( İSTANBUL - İstinye)
Takım
Galatasaray
İstiklâl Marşı şâiri. 1877 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Emine Şerife Hanım, babası Temiz Tâhir Efendidir. İlk tahsiline Emir Buhâri Mahalle Mektebinde başladı. İlk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye Mektebine devam etti. Babasının vefâtı ve evlerinin yanması üzerine mülkiyeyi bırakıp Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Tahsil hayâtı boyunca yabancı dil derslerine ilgi duydu. Fransızca ve Farsça öğrendi. Babasından Arapça dersleri aldı.

Zirâat nezâretinde baytar olarak vazife aldı. Üç dört sene Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da bulaşıcı hayvan hastalıkları tedâvisi için bir hayli dolaştı. Bu müddet zarfında halkla temasta bulundu. Âkif'in memuriyet hayatı 1893 yılında başlar ve 1913 târihine kadar devam eder. Memuriyetinin yanında Ziraat Mektebinde ve Dârulfünûn'da edebiyat dersleri veriyordu.

1893 senesinde Tophâne-i Âmire veznedârı M. Emin Beyin kızı ismet Hanımla evlendi.
Âkif okulda öğrendikleriyle yetinmeyerek, dışarda kendi kendini yetiştirerek tahsilini tamamlamaya, bilgisini genişletmeye çalıştı. Memuriyet hayatına başladıktan sonra öğretmenlik yaparak ve şiir yazarak edebiyat sâhasındaki çalışmalarına devam etti. Fakat onun neşriyat âlemine girişi daha fazla 1908'de İkinci Meşrutiyetin îlânıyla başlar. Bu târihten itibaren şiirlerini Sırât-ı Müstakîm'de neşretmeye başladı.
Âkif, yazı ve şiirlerini hiçbir zaman geçim kaynağı olarak görmedi. Buna rağmen onu memlekete tanıtan, halka sevdiren asıl vasfı şâirliğidir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Berlin ve Necid'e (Arabistan) gitti. Çanakkale harbi, onun Berlin seyahati sırasında meydana gelmiş, şâir o günlerin ıstırap ve heyecanını orada yaşamıştır. Şâir, bu iki seyâhatiyle ilgili Berlin Hatıraları ve Necid Çöllerinden Medîne'ye adlı eserlerini yazmıştır. Harbin son senesinde, çok sevdiği dostu İsmail Hakkı İzmirli ile Lübnan'a gitti.

Cihan Harbi 1918'de imzâlanan Mondros Mütârekesi ile sona erdikten sonra, galip devletler Türk vatanını parçalamak ve paylaşmak için dört taraftan saldırmağa başlamışlardı. Harpten son derece bitkin bir halde çıkan Türk milleti, vatanını müdâfaa için silâha sarıldı. Âkif, vatan müdâfaasının ehemmiyetini anlatmak için hutbelerle halkı, istiklâlini muhâfaza etmek için savaşmaya çağırdı. Anadolu'da millî mücâdele rûhunun yayılması üzerine, Anadolu'ya iltihâka karar verdi.

İstanbul'dan deniz yoluyla İnebolu'ya çıktı. Oradan Ankara'ya hareket etti. Konya isyanı üzerine Konya'ya gidip, ayaklanmanın bastırılmasında mühim rol oynadı. Sonra tekrar Ankara'ya döndü. Ankara'dan Kastamonu'ya giderek Nasrullah Câmiinde verdiği vaazlar neşredilerek memleketin her tarafına dağıtıldı. Sonra Ankara'ya döndü.

1920 târihinde Burdur Milletvekili olarak Birinci Büyük Millet Meclisine seçildi. 17 Şubat 1921 günü İstiklâl Marşı'nı yazdı. Meclis 12 Martta bu marşı kabul etti.

Zaferden sonra İstanbul'a geldi. Abbâs Halîm Paşanın dâveti üzerine 1923'te Mısır'a gitti. O kışı Mısır'da geçirip, baharda döndü. Artık her yıl kışı Mısır'da, yazı İstanbul'da geçiriyordu. Halîm Paşa geçimini karşılamayı taahhüt etti. Ertesi yaz İstanbul'a dönünce Diyanet İşleri Riyâseti tarafından Kur'ân-ı kerîmi tercüme etme vazifesi verildi. Âkif yıllarca çalıştı. Sonunda bu tercümeyi, Türkçe Kuran projesinde başka maksatlarla kullanılma endişesine binaen yayınlamadı.

1926 yılından îtibâren Mısır Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi. Derslerden döndükce Kur'ân-ı kerîm tercümesiyle de meşgul oluyordu, fakat bu sırada siroza tutuldu. Önceleri hastalığının ehemmiyetini anlayamadı ve hava değişimiyle geçeceğini zannetti. Lübnan'a gitti. Ağustos 1936'da Antakya'ya geldi. Mısır'a hasta olarak döndü.

Hastalık onu harâb etmiş, bir deri bir kemik bırakmıştı. İstanbul'a geldi. Hastanede yattı, tedâvi gördü. Fakat hastalığın önüne geçilemedi. 27 Aralık 1936 târihinde vefat etti. Kabri Edirnekapı Mezarlığındadır.

Şahsiyeti: Mehmed Âkif'in Sırât-ı Müstakîm ve onun devâmı olan Sebîl-ür-Reşâd mecmuasında çıkan yüz kadar muhtelif makalesi, elli kadar tercümesi ve şiirleri vardır. Fakat Âkif günümüzün hatta Türk târihinin en önde gelen destan şâirlerinden biridir. Şiirleri edebiyat târihimizde büyük önem taşır.
Şiirlerinde bâzan düşünce, bâzan duygu ön plandadır. Aruzu en güzel şekilde kullanan şâirlerdendir. Şiirlerinde bir taraftan hürriyet, doğruluk, samimiyet, vatanseverlik, adâlet, istiklâl gibi ahlâkî kıymetleri telkin ederken, diğer taraftan cemiyetlerin çökme sebebi olan riyakârlık, münâfıklık, korkaklık, dalkavukluk, tembellik, zulüm gibi fenalıklara şiddetle hücûm eder.

Mehmed Âkif yaşadığı devri bütün genişlik ve derinliği ile şiirlerinde yansıtmaya çalışmış bir Türk şâiridir. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Türk milletinin içinde bulunduğu acıları, sevinçleri, ümidleri ve hayal kırıklıklarını manzum bir târih, bir roman, bir hikâye, bir destan havası içinde anlatmaya çalışmıştır. Eserlerindeki kişiler de aydın, cahil, yobaz, züppe, şehirli, dinli, dinsiz, sarhoş, gariban, külhanbeyi vs. gibi cemiyetin hemen her kesiminden insanlardır. Çevre olarak da saray, konak, câmi, sokak, bayram yeri, mevlit cemiyeti, savaş yeri, mahalleler, köhne evlerin odaları, oteller vs. şeklinde yaşadığı devrin bütün husûsiyetlerini aksettiren yerleri seçmiştir. Çalışma tarzı olarak, önce görüp incelemeyi, not ederek veya aklında tutarak ve sonra şiir taslakları kurup, onun üzerinde çalışmayı prensib edinmiştir. Müşâhade ve kompozisyona büyük önem vermiştir. Şiirinde kapalılık yok gibidir. Her şeyi açık açık yazmaya çalışmış, mübhem duygulardan, yüce ve fizik ötesi mefhumlardan ve süslü hayallerden uzak durmuştur. Kişilerini ve çevreyi resimvâri ve heykelvâri tasvirlerle anlatmıştır. Mehmed Âkif, muhtevâ yönünden edebî ekollerden realist, biçim verdiği değer bakımından parnasçı ve bâzı şiirlerinde de naturalist bir hava içindedir. Şiirlerinde şahsî üzüntüleri, arzu ve istekleri yok gibidir. Toplumun dertlerini konu edinmiş, onlar adına gülmeye ve ağlamaya çalışmıştır. Kötülerle, fakirlikle ve gerilikle mücadele esas gâyesidir.
Âkif, ahlâksız edebiyata düşmandır. Samimiyetsiz, sahte ve taklitçi olanları sevmemiştir. Şiirlerinde halk deyimleri, atasözleri, halk kelimeleri bol bol yer alır.

Şiirleri manzum hikâyeler, hitâbet şiirleri, lirik şiirler ve taşlama şiirleri şeklinde sınıflandırılabilir. Bunlardan manzum hikâyeleri sosyal konulu, hitâbet şiirleri didaktik muhtevalı, lirik şiirleri vatanî, millî ve dînî coşkunluklarla dolu, taşlama şiirleri de şakadan hicve kadar uzanan tenkitleriyle doludur.

Mehmed Âkif şiirlerini çoğunlukla kuralsız nazım şekliyle yazmıştır. Vezin olarak yalnız aruzu kullanmış, ama heceye de karşı olmamıştır. Üslûbu, şiirlerindeki olaydan ve fikirden daha önce göze çarpar. Süse ve yapmacığa kaçmadan yaşayan halk ifâdeleriyle kurulmuş, çekici bir anlatışı vardır. Halk dili ve üslûbunu hemen her şiirinde kullanmasına rağmen, bu konuda en çok muvaffak olduğu eseri Âsım oldu. Bol fiil ve sıfat kullandığı şiirlerinde aşırı sadelikten ve yapma dilden kaçınmış, Servet-i Fününcuların ağır ve cansız lisanından da uzak durmuştur.

Şiirlerinde tahkiye, tasvir, hitap, muhâvere gibi bütün anlatım yollarını başarıyla kullanmıştır. Bilhassa muhâvere (karşılıklı konuşma) anlatım yolu onun şiirlerinin en önde gelen özelliklerinden olmuştur. İç âhenk, daha çok lirik şiirlerinde görünür. Fazla mecaz kullanmaktan kaçınmıştır.

Memleketin sosyal meseleleri, şâhit olduğu elem verici olaylar ve çilekeş Anadolu insanlarının hâlini sık sık şiirlerine konu edinerek ele almış, duygu ve düşüncelerini samimi ifâdesiyle dile getirmiş, çâre için çeşitli teklifler öne sürmüştür. Osmanlı Devletinin Tanzimâtın îlânıyla başlayan, meşrutiyet îlânlarıyla devam eden ve İttihat ve Terakki Partisinin iktidârı zamanında son hadde vardırılan yıkılışa götürücü hareketlerle kısa zamanda târih sahnesinden silinmesi, dünyâdaki Müslümanların ilim ve teknikte Avrupa'dan geri kalmış olması ve başsız kalarak herbirinin ayrı ayrı yollar tutup parçalanmaları karşısında, feryâd edici şiirleri vardır.

Mehmed Âkif milletini ve dînini seven, insanlara karşı merhametli bir mizaca sâhip, şâir tabiatının heyecanlarıyla dalgalanan, edebî bakımdan kıymetli şiirlerin yazarı meşhur bir Türk şâiridir. İstiklâl Marşı şâiri olması bakımından da "Millî Şâir" ismini almıştır.

Eserleri: Eserlerinin umûmî ünvanı Safahât'tır ve ilk eseri yalnız bu adı taşır. İkinci kitabının adı Süleymaniye Kürsüsünde'dir. Hakkın Sesleri üçüncü, Fatih Kürsüsünden dördüncü, Hâtıralar beşinci, Âsım altıncı, Gölgeler yedinci kitabının adıdır. Bunlar, değişik târihlerde çeşitli kereler basılmış olup, hepsi birlikte Safahât adı altında da basılmıştır. Safahât'taki mısraların tamamı 12 bini bulur. Şiirlerinden İstiklâl Marşı, Bülbül, Ordunun Duası, Çanakkale gibileri bestelenmiştir.
Âkif, İstiklâl Marşı şiirini millet için yazdığını ifâde ederek Safahâtına almamıştır.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Müslümanlık Nerede!
Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile...
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;
İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana...
Gösterin ecdada az çok benziyen kan bana!
İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar,
Çok değil, ancak Necip evlada layık tek şiar.
Varsa şayet, söyleyin, bir parçacık insafınız:
Böyle kansız mıydı -haşa- kahraman ecdadınız?
Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına?
Benzeyip şirazesiz bir mushafın eczasına,
Hiç görülmüş müydü olsun kayd-i vahdet tarumar?
Böyle olmuş muydu millet canevinden rahnedar?
Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?
Böyle adet miydi bi-perva, yemek insan leşi?
Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan...
Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan!...
"His" denen devletliden olsaydı halkın behresi:
Payitahtından bugün taşmazdı sarhoş naresi!
Kurd uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi.

Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.
Lakin, aşk olsun ki, aldırmaz otlarmış eşek,
Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!
Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı...
Hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı!...
Bu hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin usluba sok:
Halimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok.
Burnumuzdan tuttu düşman; biz boğaz kaydındayız;
Bir bakın: hala mı hala ihtiras ardındayız!
Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın:
Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!
Davranın haykırmadan nakus-u izmihaliniz...
Öyle bir buhrana sapmıştır ki, zira, halimiz:
Zevke dalmak söyle dursun, vaktiniz yok mateme!
Davranın zira gülünç olduk bütün bir aleme,
Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah, intikam;
Yerde kalmış, na'şa benzer kavm için durmak haram!...
Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur.

Mehmed Akif 1913
 

Hasbi

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
5 Eyl 2005
Mesajlar
317
Aldığı Beğeniler
1
Halkalı Ziraat Mektebinde hitabet ve Darülfununda edebiyat dersleri vermeye
devam eden Mehmed Akif Ersoy, bu dönemde İttihat ve Terakki Cemiyetine şartlı
olarak girer. Yemin töreninde ise, cemiyetin bütün emirlerine değil, sadece
İslâma uygun emirlere uyacağına dair and içer.


İstiklal Şairimiz Mehmed Akif Ersoy, 27 Aralık 1873te İstanbulun Fatih
ilçesinin Sarıgüzel semtindeki Balipaşa sokağında bulunan evlerinde dünyaya
gelir. Mehmed Akif Ersoyun doğduğu evin yerinde şu anda 6 katlı Barçın
apartmanı bulunuyor. Apartmanın giriş kapısı yanına 27 Aralık 1996da (Milli
Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakanın Başbakanlığı döneminde) TC Kültür
Bakanlığı, İstanbul İl Kültür Müdürlüğü ile Marmara Üniversitesi, Mehmed Akif
Araştırmaları Merkezince yazdırılmış ortak bir levha asılmış. Bu levhada
İstiklal Marşı ve Safahat Şairi, Milli Mücadelenin manevi önderlerinden Mehmed
Akif Ersoy, bu binanın yerinde bulunan evde 1873 yılının Aralık ayında
doğmuştur yazıyor. Evin yerini o semtte beş senedir özel kargo şirketi Tele
Kuryede çalışan Kani Biber de bilmediğini, biz fotoğraf çekerken fark ettiğini
söyledi.


Babası Fatih Medresesi Müderrislerinden Mehmet Tahir Efendi, Annesi ise,
Buharalı bir aileye mensup olup, Tokatta doğan Emine Şerife Hanım. Akif, babası
hakkında O, benim hem babam, hem hocamdı... Ne öğrendimse, ondan öğrendim
ifadesini kullanır.

Yaşasaydı 132 yaşında olacaktı

İstiklal Marşı Şairimiz Mehmed Akif Ersoy, 27 Aralık 1936da yani, doğduğu gün
aynı şehrin Beyoğlu ilçesindeki Mısır apartmanında dünyasını değiştirir. (Mısır
apartımanı giriş kapısının sağ tarafında ise Marmara Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi vakfı ile Beyoğlu Belediye Başkanlığınca yazdırılan bir levha var.
İstiklal Marşı Şairimizin bu evde vefat ettiğine dair levhanın üstünde
Galatasaraylı Yönetici ve İşadamları Derneğinin levhası ile bomboş bir levha
ile Akife ait levhanın üzeri sanki kapatılmak istenmiş) Kısaca İstiklal Marşı
ve Safahat Şairi, Milli Mücadelemizin Manevi önderlerinden Mehmed Akif
yaşasaydı, şimdi 132 yaşında olacaktı.

Akif, tahsil hayatında hep birinci

İlköğrenimine, 4 yaşında iken Fatihteki Emir Buhari Mahalle Mektebinde
başlayan Mehmed Akifin tahsil hayatı İptidai ve Rüştiye Mektebiyle devam eder.
Yüksek tahsiline Mülkiyeye başlasa da, babasının vefatı ve evlerinin
yanmasından sonra yeni açılan yatılı Baytar Mektebine geçer. Tahsil hayatı
birinciliklerle süren Mehmed Akif, Rüştiye Mektebindeki hocalarından Türkçe
öğretmeni Hoca Kadri Efendiden çok etkilenir. İlim ve ahlâkça çok yüksek
olduğunu belirttiği Kadri Efendiden Arapça, Farsça, Fransızca dilerini de
öğrenir. Şiire ilgi duyar. Daha o yıllarda Hafız Divanını, Mesneviyi,
Gülistanı, Fuzûlîyi okumaya başlar. Din ilimlerine karşı da büyük ilgi duyan
Mehmed Akif, Kurân-ı Kerîm hafızıdır. Dinin inceliklerine vakıf bir sanatçıdır.

Mehmed Akif, 1889da girdiği Baytar Mektebini 1893te birincilikle bitirir.
Ziraat Nezareti (Tarım Bakanlığı) emrinde geçen yirmi yıllık memuriyeti
sırasında veteriner olarak dolaştığı Rumeli, Anadolu ve Arabistanda köylülerle
yakın ilişkiler kurma olanağı bulur.

İlk şiirleri Resmi Gazetede

İstiklal Marşı Şairimiz Mehmed Akifin ilk şiirlerini Resimli Gazetede
yayımlanır. 1906da Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907de Çiftçilik Makinist
Mektebinde hocalık yapar. 1908de Dârülfünûn Edebiyat-ı Umûmiye müderrisliğine
tayin edilir. İlk şiirlerinin yayımlanmasını izleyen on yıl boyunca hiçbir şey
yayımlamaz. 1908de II. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte Eşref Edipin çıkardığı
Sırat-ı Müstakim ve sonra Sebilürreşad dergilerinde sürekli yazılar yazmaya,
şiirler ve çağdaş Mısırlı İslam yazarlarından çeviriler yayımlamaya başlar.
1913te Mısıra iki aylık bir gezi yapar. Dönüşte Medineye uğrar. Bu gezilerde
İslam ülkelerinin maddi donatım ve düşünce düzeyi bakımından Batı karşısındaki
zayıflıkları konusundaki görüşleri gelişir.

Teşkilat-ı Mahsusada şartlı görev
Aynı yılın sonlarında Umur-u Baytariye müdür muavini iken müdürün haksız yere
görevinden alındığını görünce haksızlık karşısında susmaz, memuriyetten istifa
ederek tepkisini dile getirir. Bununla birlikte Halkalı Ziraat Mektebinde
hitabet ve Darülfununda edebiyat dersleri vermeye devam eder. İttihat ve
Terakki Cemiyetine girerse de cemiyetin bütün emirlerine değil, sadece İslâma
uygun emirlere uyacağına dair and içer.

Almanlara esir düşen Müslümanların hali

Birinci Dünya Savaşı esnasında İttihat ve Terakki Cemiyetinin gizli örgütü olan
Teşkilât-ı Mahsusa tarafından Berline gönderilir. Burada Almanların eline esir
düşen Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yapar. Çanakkale Savaşının
akışını Berline ulaşan haberlerden izler. Batı uygarlığının gelişme düzeyi onu
derinden etkiler. Berlin hatıralarını kaleme alır. Yine Teşkilât-ı Mahsusanın
bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necide ve savaşın son yılında profesör İsmail
Hakkı İzmirliyle birlikte Lübnana gider. Dönüşünde yeni kurulan Dâr-ül
-Hikmetül İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine getirilir.

Anadolu halkını uyandıran şair

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadoluda başlayan Milli Mücadele Hareketini
desteklemek üzere Balıkesir Zağanos Paşa Camiinde etkili bir konuşma yapar.
Bunun üzerine 1920de Dâr-ül Hikmetdeki görevinden alınır. Prens Sabahattin
Hükümeti Anadoludaki direnişçileri yasa dışı ilan edince Sebillürreşad dergisi
Kastamonuda yayımlanmaya başlar ve Mehmed Âkif bu vilayette halkın Kurtuluş
hareketine katkısını hızlandıran çalışmalarını sürdürür. Nasrullah Camiinde
verdiği hutbelerden biri Diyarbakırda çoğaltılarak bütün ülkeye dağıtılır.
 

Hasbi

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
5 Eyl 2005
Mesajlar
317
Aldığı Beğeniler
1
Allah(c.c.) razı olsun kerem abi..

Burdan bir kez daha Merhum Mehmet Akif ERSOY'u Rahmetle anıyoruz ,
mekanı cennet olsun...

aminn
 

muzdelife

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
12 Eyl 2005
Mesajlar
387
Aldığı Beğeniler
0
Allah rahmet eylesin hatırlayıp bize de hatırlattıgın için senden de Allah razı olsun kardeşim
 
Üst Alt