Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

turangida

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Haz 2010
Mesajlar
5,705
Aldığı Beğeniler
14,607
Takım
Galatasaray
Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ında beni en çok etkileyen bölümlerden biri, Selim'in bazı anları aklından çıkaramadığını anlattığı bölümdü. Atay'ın acıyı onca sayfa paranteze aldıktan, bir espri kabuğunun içine gizledikten sonra, okunu dosdoğru okurun kalbine yolladığı nadir anlardan biri. Unutamadığını anlatıyordur Selim: derede yıkanan çingene çocuğunu, çocuğun giysilerini başka çocukların alıp suya atmalarını, suda yüzen paçavralarına bakarak ağlayan çocuğu yirmi yıl boyunca unutamamıştır. Arkadaşlarının köylülerle alay etmelerini, onları durdurmadığı, onlarla birlikte güldüğü için duyduğu acıyı da unutamamıştır. Küçükken "öcü geliyo" diye dalga geçtikleri deli Rüstem'i, bar kızı Leylâ kendisine yüz vermedi diye beynine iki kurşun sıkan, insanlar kafasındaki delikle alay etmesin diye hayatı boyunca kalpakla dolaşan meyhaneci Hızır'ı, ortaokulda kekemeliği yüzünden arkadaşlarının alay konusu olan, havagazıyla intihar ettiği için evlerindeki soyağacında yağlıboyayla boyanmış titrek bir yapraktan ibaret kalan Ercan'ı unutamamıştır. Annesi Rus babası İtalyan olduğundan "gâvur" diye horlanan Altan'ı, kalabalık ailesiyle Evkaf apartmanının en üst katındaki yüzlerce odadan birinde oturan, sınıf birincisi olduğu halde ilkokuldan sonra elektrikçi çıraklığına başlayan Osman'ı, sakat olduğu için altını kirleten, misafirler görmesin diye yaz kış balkonda tutulan güzel yüzlü Ayhan'ı, el kapısında dünyaya gözlerini açan, kaderi hizmetçilik olan Kezban'ı bir türlü unutamamıştır.
Birçok yazarın elinde kolayca melodrama dönüşebilecek gerçeklerden –tek göz odaya doluşmuş kalabalık ailelerden, kaderi hizmetçilik olan kızlardan, sınıf birincisi olmasına rağmen çıraklığa mahkûm oğlanlardan– çocukluğumuzdan bu yana gözyaşı dökerek ama alttan alta gülünç de bularak seyrettiğimiz Yeşilçam filmlerinin bu kederli malzemesinden bir melodram etkisi yaratmadan, oradaki kederi bir ulusal mağduriyet hikâyesine doğru daraltmadan, belki hepsinden önemlisi sonunda tutunamayanların galip geldiği yatıştırıcı bir mazlumluk anlatısı da kurmadan söz edebiliyordu Oğuz Atay. Yalnız yoksulluktan da değil, aynı zamanda aşağılanmışlıktan, başkaları tarafından küçük görülüyor olmanın insanı nasıl yaraladığından söz ediyordu. Hatta bana öyle gelmişti ki Selim'in dertlerine derman olamadığı ama aklından da bir türlü çıkaramadığı "gerçek tutunamayanlar"ın yazgısında yokluk aşağılanmışlığı bir kadere dönüştürdüğü için Atay'ı bu kadar ilgilendirmişti. Bazı insanları tek bir bakış darbesiyle gülünçlüğe mahkûm ettiği için, kendini ele verme korkusu içinde daima ürkek, daima kırılgan, hep utanan taraf olarak yaşamak zorunda bıraktığı için yapıtlarının merkezine yerleşmişti. Kendi okumuş yazmış kahramanlarını da bir tutunamayan olarak, "gülünç olmaktan vebadan korkar gibi korkan" ürkek bir hayvan türü olarak, Tehlikeli Oyunlar'da olduğu gibi hayattan kaçıp hayali bir gecekonduya sığınmış insanlar olarak anlatmış olması boşuna değil. Bu dünyanın tutunamamışlarıyla kendi dışlanmış kahramanları arasında bir özdeşlik değil, ama bir benzerlik olduğunu anlatıyordu Atay. Selim'in dediği gibi: "Küçümseyici gülümsemelerinin beni gece yarısı uykumdan uyandırdığını, sabaha kadar yatakta kıvrandırdığını bilseler..."
...
Hepimizin kendini başkalarının karşısında zavallı, savunmasız, gülünç hissettiği anlar mutlaka olmuştur. En azından çocukken yaşadıklarımız başkaları tarafından küçük görülmenin, hatta bazen hiç görülmemenin insanı nasıl yaraladığını sarsıcı biçimde göstermiştir. Çok sonra başka nedenlerle küçük görüldüğümüzde, bunu genellikle o erken deneyimin diline çeviririz. Öyle olmasa bile "küçümseyen, çaresiz bırakan, değer vermeyen" ötekinin dünyayla henüz tanıştığımız yıllarda açtığı yara bize aşağılanmışın ne yaşadığını anlamamızı sağlayacak anahtarı sunar. Büyümeye çalıştığımız sırada biri bizi küçük görmüş, hayata tutunabilmek için görülmeye muhtaç olduğumuz sırada görmezden gelmiş, sanki biz orada yokmuşuz gibi davranmıştır. Yalnızca başkaları bizi aşağıladığında ne hissettiğimizi değil, biz başkalarını aşağıladığımızda onların ne hissettiğini, hepsinden önemlisi aşağılanmayı bir kader olarak tekrar tekrar yaşayanların ne hissettiğini de bu yüzden bütün boyutlarıyla anlamasak bile az çok sezeriz.
...
Başkasının bize bakıyor olması, der Sartre Varlık ve Hiçlik'in ünlü "Bakış" bölümünde, başkasının yargılayan, küçük düşüren, utandıran bakışının nesnesi olduğumuzu, o halde savunmasız, kırılgan, incinebilir olduğumuzu gösterir. Bakışın, çoğu psikanaliz kuramının vurguladığı aynalayıcı özelliğine değil, oradaki egemenlik ilişkisine, ötekinin bakışının tek taraflılığına, bunun yol açtığı tedirginliğe çevirmişti Sartre esas dikkatini. Evet, görülmek ister yapıt; ama psikanaliz kuramlarının bize ısrarla anlattığı görülme ihtiyacı aynı zamanda bir huzursuzluğu, bu kez Sartre'ın anlattığı görülme tedirginliğini de beraberinde getirmiş gibidir. Yazan herkes bilir: günlerce düşünülerek kurulan cümle, aylarca çalışılarak çatılan yapı, yıllarca didinerek ortaya koyduğumuz yapıt pekâlâ küçük görülebilir; hatta bu devasa vitrinde hiç görülmeyebilir. Bir türlü yayımlatamadığı, yayımlanınca hiç ses getirmeyen Hind Edebiyatı' nın kendisi için utanılacak bir şeye, "hatırlanmasından utanılan, gayrimeşru bir çocuk, hayırsız evlat, sarsak bir kızkardeş gibi bir şey"e dönüştüğünden söz eder Cemil Meriç. Yazarın kendini bir tutunamayan olarak hissetmesinde, yaralı bir gururla yeraltına çekilmesinde, ya da Meriç'in yaptığı gibi kendini bir "ezeli mağdur" olarak tanımlamasında bunun da payı yok mu?/Mağdurun Dili-Nurdan Gürbilek
 

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Emegine rahmet kardesim manidar bir yaiydi tesekkürler
Cenab-i Hak razi olsun
Selam ve Dualarimla.....
 

...vuslat

gökyüzünü bilmeyen leke sanıyor kuşları...
 
Üyelik Tarihi
6 May 2015
Mesajlar
7,297
Aldığı Beğeniler
19,193
Konum
????
Geçmiş aylarda bir düğüne gitmiştik.Belki çok kalabalıktan belki de o anki haleti/i ruhiyemden sıkıldım.Etrafta tanıdıklara göz gezdirirken,arkadan omzuma bir el dokundu.Döndüm, aşina bir yüz.
Ne haber tatlım ?dedi.
Tebessümle bakıyordu 7 yahut 8 civarındaki o şirin surat.
Iyiyim senden ne haber?dedim.
Iyiyim dedi.
Sağa sola bakındım ve anne baba nerde ?dedim
Arkadan bir yer isaret etti.
Bak orda dedi.
Tamam tatlım haydi masaniza gecer misin?Merak etmesinler seni dedim.
Tamm kendine iyi bakkk dedi,gülümseyerek ve el sallayarak gitti.
Eşim kim bu cocuk? dedi.
Tanımıyorum dedim."Artı bir fazla kromozom" biz gibilerden galiba.
O şirin suratı gülen yüzü tatli dili omuzuma dokunan sıcacık eli...
Aslında onlarda fazla olan her ne ise Tam,bizde tam olan ne var ise Eksik galiba
Hakikatte tutunduklarımız neler?
:gul:
 

canergkts

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
12 Eki 2018
Mesajlar
34
Aldığı Beğeniler
4
Takım
Diğer
Emeğinize sağlık, teşekkürler paylaşım için...
 

turangida

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Haz 2010
Mesajlar
5,705
Aldığı Beğeniler
14,607
Takım
Galatasaray
Kişiye ayna tutan şeydir bakış; onu bütünleyen, tam olduğunu hissettiren şey. Yine de her bakışın bir kötü bakış olabileceğini, soğuk ebeveyni, yargılayan efendiyi, adaletsiz tanrıyı içinde taşıdığını da biliyoruz. Bakışın çifte doğası: Kendimizi eksiksiz hissetmemiz için başkasının bizi görmesi gerekir; ama diğer yandan, etrafımızı saran gözler imparatorluğu bize her an gözaltında olduğumuzu söyler. İşte insanın bakışa aynı anda hem muhtaç hem de maruz kalıyor olması, hepimizin kendini şu ya da bu ölçüde içinde bulduğu bu çatışma mağdurun yazgısında tam anlamıyla bir yaraya dönüşmüştür./Nurdan Gürbilek - Mağdurun Dili
 

...vuslat

gökyüzünü bilmeyen leke sanıyor kuşları...
 
Üyelik Tarihi
6 May 2015
Mesajlar
7,297
Aldığı Beğeniler
19,193
Konum
????
Kişiye ayna tutan şeydir bakış; onu bütünleyen, tam olduğunu hissettiren şey. Yine de her bakışın bir kötü bakış olabileceğini, soğuk ebeveyni, yargılayan efendiyi, adaletsiz tanrıyı içinde taşıdığını da biliyoruz. Bakışın çifte doğası: Kendimizi eksiksiz hissetmemiz için başkasının bizi görmesi gerekir; ama diğer yandan, etrafımızı saran gözler imparatorluğu bize her an gözaltında olduğumuzu söyler. İşte insanın bakışa aynı anda hem muhtaç hem de maruz kalıyor olması, hepimizin kendini şu ya da bu ölçüde içinde bulduğu bu çatışma mağdurun yazgısında tam anlamıyla bir yaraya dönüşmüştür./Nurdan Gürbilek - Mağdurun Dili

Garip bi durum
Bu ne yaman çelişki ...diyesim geldi
Çözümü var mı acep?¿
 

turangida

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Haz 2010
Mesajlar
5,705
Aldığı Beğeniler
14,607
Takım
Galatasaray
Garip bi durum
Bu ne yaman çelişki ...diyesim geldi
Çözümü var mı acep?¿

Çözümü vicdan sahibi olmak ile ilgili mi acaba
İletişim içinde yer aldığımız alanın içinde hakikat kaynaklı bağlantılarımız ile neler alıp verdiğimiz mi?
Değer bulacağımız alanları belirleyecek ölçülerin fıtri olması mı?
Ömür içinde amaçlarımızın inandırıcılığı mi?
Çaba sarf edeceğimiz her şey için ne kadar dirençli olduğumuz mu?
İnsanlar ne için yaşar sorunu hepimiz arasında bir alışveriş, farklılıklar, tercihleri ile sırrını, cevabını aramaktan vazgeçmemek mi?
 

...vuslat

gökyüzünü bilmeyen leke sanıyor kuşları...
 
Üyelik Tarihi
6 May 2015
Mesajlar
7,297
Aldığı Beğeniler
19,193
Konum
????
Çözümü vicdan sahibi olmak ile ilgili mi acaba
İletişim içinde yer aldığımız alanın içinde hakikat kaynaklı bağlantılarımız ile neler alıp verdiğimiz mi?
Değer bulacağımız alanları belirleyecek ölçülerin fıtri olması mı?
Ömür içinde amaçlarımızın inandırıcılığı mi?
Çaba sarf edeceğimiz her şey için ne kadar dirençli olduğumuz mu?
İnsanlar ne için yaşar sorunu hepimiz arasında bir alışveriş, farklılıklar, tercihleri ile sırrını, cevabını aramaktan vazgeçmemek mi?

EyvAllah Hocam
Soru işaretli cümlelerinizi çevirdim kendime????
Sağ olun var olun????
 

...vuslat

gökyüzünü bilmeyen leke sanıyor kuşları...
 
Üyelik Tarihi
6 May 2015
Mesajlar
7,297
Aldığı Beğeniler
19,193
Konum
????
Kişi bildiği ölçüde bakar ve görür galiba
Gördüğü kadarıyla;iyi, kötü, güzel, çirkin...vs
Göz iki pencere içerden dışarıya açılan
Gördüklerini içine alan, kusursuz iki kamera
Fizik,kimya, biyolojisiyle ruhun harman olduğu muazzam bir varlık
İçerde öyle bir döngü var ki, bazan okuduğu bir cümlenin var ettiği hâl'in lisanı; yukardaki soru işaretlerinin düğümünü bir bir çözer müspet yahut menfii
Bazan da onca şeye bakar gözler, göremez...
İşte böylesi durumlarda dışardan bakan ve gören gözlere ihtiyaç hasıl olur.
Elbette ki bunun için samimi'niyette insan lazım insan olana
Aksi durumda mağdur olabiliyor muhtaç olan...
Tabii ki mecburiyetten ziyade gönüllü bakabilen , görebilen, aks'ini eğrisiyle'doğrusuyla verebilen gönüller ne güzeldir.,.
????
 
Üst Alt