- Üyelik Tarihi
- 11 Nis 2007
- Mesajlar
- 24,205
- Aldığı Beğeniler
- 22,175
- Takım
- Fenerbahçe
Bu gece uzun olacak Mahra. Karanlığın boynuna ilmek atıp bir o yana bir bu yana salladım. Bana ninnilerini vermedi. Gecenin içinde avuç avuç dağıtılan uykuya varacak son okum da ıskaladı… Gün ışığı beklenmekte artık…
Bu fasıl çeşmilerim zonklayacak
Uyku mahzenlerde kilitli kaldı
Kelam sustu, dil kanadı
Bir meczubum Mahra
Meramını anlatamamış bir meczup…
Varsın karanlık,
Kör bakışlarını elime ayağıma dolasın,
Köpekler duvar diplerinde havlasın,
Tırnaklarımın tene yapıştığı yerde;
Sancım doğurgan tavrını takınsın
Kelebek kanatlarını ay ışığında parçalasın,
Ay denize düşürdü yarısını…
Yarısını karanlığa kandil yaptı
Yarım sende,
Yarım bende kalsın
Güneşin göğü ortaladığı vakitler pencerelere iniyorum. Mahra, kaç pencere ötesi sana baktığım… Baksam da boşluk boğar beni, konuşsam kırk yerden kesilir sesim. Bir elif kadar uzun bezginliğime yaslanmış, beyhude bekleyişler içindeyim. Bilirsin ki bu vakitler adın ezberimdedir, gelmezsen işim rast gitmez. Zaman; pervazlara konup kaçan kuş olur, seğirtir...
Şark ile garp arasında firkatler yaşayan güneşi, gıyabında sana benzettiğimden habersizsin, kuşların kanatlarında giden zamanın telaşını sen diye idrak ettiğimden birde… İşte bu yüzden; şimal rüzgârlarına yenilişim boşuna değildir.
Anlatırken beli bükülen sözlerimin ve ilk serzenişlerimin el titremelerini sen görmedin Mahra. Sen bilmedin gözümden düşenin bir tuana damlası kadar naif olduğunu. Soluğumda kaç yalnızlık boğduğumu, kaç kere niyetlenip de gittiğim yolda canımı döke döke gerisin geri dönmenin ne demek olduğunu… Yaşamadınsa bilemezsin Mahra. Hem nedamet değil bu, bereketimi yokuşa akıtmak gibi, nedamet değil.
Yine muzdarip bir gündü. Adını bulmak için mümtaz vadilere inişimden bahsetmiştim sana. Sonra, zührenin beyaz yüzünde bulduğum en beyaz yere nasıl yazdığımı anlatmıştım. Sonrasında gürül gürül akan bir çeşme… Kana kana içtiğin suyun seni ne çabuk doyurduğunu hatırlarsın. Doygunluk sonrası göveren, sıradanlık marazının nasıl her gün bir filiz verdiğini gördün.
Kana kana içtiğim suyun beni neden doyurmadığını nasıl anlatabilirdim sana…
Şeb-i arus ne zamandır bilmem ki. Şeb-i arus var mıdır? Varsa ne zamandır?
Uyku ile hasım olduk Mahra
İflah olmaz bir hasımdır uykusuzluk
Çare yok, böyle devam edelim yola
Ömrümün bergüzarı Mahra
İçimin ah-u zarı Mahra
Elin ne kadar hamarat
Göster bana
Çoraklığın ört üstünü
Arkamda kalan yaşıma çelme tak,
Zahiri olanı parçala
Sesleri doğru dizip
Şeb-i arus yap.
Yapmazsın
Bilirsin çünkü
Kendine
Hiçbir şey
Öğretememiş
Bir mürebbiyeyim ben
Gerisini sorma, gerisi; vadide kalan tırnak izlerim. Gerisi yağmurun ıslatamadığı toprağıma düşmüş bir tohumun serzenişleri. Mahra, kirpiklerimi düştüğü yerden kaldıramayacak kadar takatsizim. Ya cemalini göster bana, ya da yaraladığın yerden son vuruşunu yap. İçimde yürüyen tufana yön veren sesindir, sesini kısma…
Bana bak, solacağım yoksa
Uzat kir tutmayan ellerini
Pazarlıksız olsun olacaksa
Ama geç kaldık değil mi?
Yorar bizi koşmalar
Uhrevi yeminler boşunadır
Geç kaldık sabah oldu
Güneş elimi ayağımı aydınlatır
Fısıltılarını duyamam artık
Gürültü, gürültü her yanımda
Bu gürültü için yaşıyoruz işte
Bizim olan bir kalabalıkla
Gürültü iyi geliyor bazen
Unutuyorum
Abanmışlıklarımı
Emine Batar...
Bu fasıl çeşmilerim zonklayacak
Uyku mahzenlerde kilitli kaldı
Kelam sustu, dil kanadı
Bir meczubum Mahra
Meramını anlatamamış bir meczup…
Varsın karanlık,
Kör bakışlarını elime ayağıma dolasın,
Köpekler duvar diplerinde havlasın,
Tırnaklarımın tene yapıştığı yerde;
Sancım doğurgan tavrını takınsın
Kelebek kanatlarını ay ışığında parçalasın,
Ay denize düşürdü yarısını…
Yarısını karanlığa kandil yaptı
Yarım sende,
Yarım bende kalsın
Güneşin göğü ortaladığı vakitler pencerelere iniyorum. Mahra, kaç pencere ötesi sana baktığım… Baksam da boşluk boğar beni, konuşsam kırk yerden kesilir sesim. Bir elif kadar uzun bezginliğime yaslanmış, beyhude bekleyişler içindeyim. Bilirsin ki bu vakitler adın ezberimdedir, gelmezsen işim rast gitmez. Zaman; pervazlara konup kaçan kuş olur, seğirtir...
Şark ile garp arasında firkatler yaşayan güneşi, gıyabında sana benzettiğimden habersizsin, kuşların kanatlarında giden zamanın telaşını sen diye idrak ettiğimden birde… İşte bu yüzden; şimal rüzgârlarına yenilişim boşuna değildir.
Anlatırken beli bükülen sözlerimin ve ilk serzenişlerimin el titremelerini sen görmedin Mahra. Sen bilmedin gözümden düşenin bir tuana damlası kadar naif olduğunu. Soluğumda kaç yalnızlık boğduğumu, kaç kere niyetlenip de gittiğim yolda canımı döke döke gerisin geri dönmenin ne demek olduğunu… Yaşamadınsa bilemezsin Mahra. Hem nedamet değil bu, bereketimi yokuşa akıtmak gibi, nedamet değil.
Yine muzdarip bir gündü. Adını bulmak için mümtaz vadilere inişimden bahsetmiştim sana. Sonra, zührenin beyaz yüzünde bulduğum en beyaz yere nasıl yazdığımı anlatmıştım. Sonrasında gürül gürül akan bir çeşme… Kana kana içtiğin suyun seni ne çabuk doyurduğunu hatırlarsın. Doygunluk sonrası göveren, sıradanlık marazının nasıl her gün bir filiz verdiğini gördün.
Kana kana içtiğim suyun beni neden doyurmadığını nasıl anlatabilirdim sana…
Şeb-i arus ne zamandır bilmem ki. Şeb-i arus var mıdır? Varsa ne zamandır?
Uyku ile hasım olduk Mahra
İflah olmaz bir hasımdır uykusuzluk
Çare yok, böyle devam edelim yola
Ömrümün bergüzarı Mahra
İçimin ah-u zarı Mahra
Elin ne kadar hamarat
Göster bana
Çoraklığın ört üstünü
Arkamda kalan yaşıma çelme tak,
Zahiri olanı parçala
Sesleri doğru dizip
Şeb-i arus yap.
Yapmazsın
Bilirsin çünkü
Kendine
Hiçbir şey
Öğretememiş
Bir mürebbiyeyim ben
Gerisini sorma, gerisi; vadide kalan tırnak izlerim. Gerisi yağmurun ıslatamadığı toprağıma düşmüş bir tohumun serzenişleri. Mahra, kirpiklerimi düştüğü yerden kaldıramayacak kadar takatsizim. Ya cemalini göster bana, ya da yaraladığın yerden son vuruşunu yap. İçimde yürüyen tufana yön veren sesindir, sesini kısma…
Bana bak, solacağım yoksa
Uzat kir tutmayan ellerini
Pazarlıksız olsun olacaksa
Ama geç kaldık değil mi?
Yorar bizi koşmalar
Uhrevi yeminler boşunadır
Geç kaldık sabah oldu
Güneş elimi ayağımı aydınlatır
Fısıltılarını duyamam artık
Gürültü, gürültü her yanımda
Bu gürültü için yaşıyoruz işte
Bizim olan bir kalabalıkla
Gürültü iyi geliyor bazen
Unutuyorum
Abanmışlıklarımı
Emine Batar...



